A.Raif Öztürk
Rüzgar Ektik, Fırtına Biçiyoruz
A.Raif Öztürk
A- A A+
Çok önemli bir konu olduğu için, daha önce yazdığım halde tekrar arz etmek, hatta halledilinceye kadar defalarca haykırmak zorundayız. Çünkü toplumun selameti, hatta tüm insanlık aleminin dünyadaki sosyal huzuru da uhrevi saadeti de buna bağlıdır.
 
Bugün dünya üzerinde ve ülkemizde herkesin en çok yakındığı “Bu teröristler de nereden çıktı?” “Bu kadın istismarları, kız arkadaş vahşetleri ve cinayetleri nereden çıktı?” “Şu hırsızlıklar, kapkaçlar, banka hesaplarını boşaltmalar, gasplar ve soygunlar nereden çıktı?” vs. benzeri soruların en isabetli sebebi ve kaynağı, işte şu yazı başlığı olan atasözümüzde vurgulanmıştır. Yani ülke olarak bizler “rüzgar ektik ki, fırtına biçiyoruz!..”
 
Neslimiz olan evlatlarımızı gerektiği gibi eğitseydik, yani onlara arabalarımıza baktığımız gibi özene bezene baksaydık, herhangi bir tıkırtı, randıman azalması veya arızlarıyla ilgilenseydik, elbette BAĞ ve bahçe gibi verimli olurlardı. Anarşist, hırsız, tacizci veya katil olmazlardı. Bağ ve bahçemizi zararlı otlardan temizleyip sulamadan ve fidanlarını budayıp ilaçlamadan hiçbir randıman alamadığımız gibi, evlatlarımızın ve neslimizin üzerinde de bu terbiye ve eğitim titizliğini göstermeden hayırlı evlatlar bekleyemeyiz, beklememeliydik.

Neticesi de zaten, bütün çıplaklığı ile ortadadır.
 
Evlat, nesil, yani ‘insan eğitimi’ de asla ihmale gelmeyen çok önemli bir konu olduğu gibi, yukarıdaki şikayet edilen neticelerin oluşması için, sadece İHMAL etmek yeterlidir. Oysa bizler uzun yıllardan beri, evlat ve nesillerimizi sadece ihmal etmekle de bırakmadık. Adeta yukarıda şikayet ettiğimiz konularda anarşist, hırsız, gaspçı, tecavüzcü vs. yetişmeleri için, özel takviye eğitimler bile verdik. Üstelik te bu eğitimleri sadece sokaklarda, internette, medyada, sinsi TV dizilerinde değil, en acısı da Milli Eğitim Müfredatıyla verdik. Yani Rüzgar ektik, elbette bu FIRTINALARI biçecektik.
Bu asla bir iddia değil, gerçeğin ta kendisidir. Bu yazının sonunda, konulara objektif bakan her aklıselim, mutlaka hak verecektir. Çünkü ispat edilecek…
 
Şöyle ki:
 
• Şu yukarıda şikayet edilenlerin hiç birisi 100-150 sene öncesine kadar yoktu.
 
Yani bırakınız soygunları ve gaspları; zenginler yoksulların onurlarını zedelememek için, sadaka ve zekatlarını PARA ve ALTIN olarak SADAKA TAŞLARINA, sokak ve cadde ortasına bırakıyorlardı. Muhtaç ve yoksul kimseler de o sadaka taşına gidip, hepsini değil, sadece birkaç günlük ihtiyacı kadarını alıp, “geri kalanlar başka muhtaç kardeşlerimin hakkıdır” diyerek, bırakıyordu. Bu sistem bir dönem değil, YÜZYILLAR boyunca devam etmişti.
 
Madem ki “yüzyıllar boyunca devam etmişti” dedik, daha geriye giderek bir örnek daha verelim: Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethe hazırlanırken, kıyafet değiştirip sabahın erken saatinde halkını sınamak ister. Bir dükkana girip, peynir, zeytin, şeker ve ekmek vb. gibi birkaç kalem gıda talep eder. Bakkal sadece peyniri verir, “diğerlerini karşı dükkandan alınız” deyince Sultan Mehmed, “diğerleri sizde yok mu?” diye sorar.
 
Bakkal; “hepsi de bende var efendim, fakat karşıdaki bakkal, dükkanını yeni açtı, o da siftahını yapsın” deyince, Fatih karşıdaki dükkana gider. O bakkal da sadece birini verip, diğerlerini arka sokakta başka bir dükkandan almasını söyler. Böylece Sultan Mehmed, dört dükkanda da aynı hassasiyeti görünce, eve gelip ellerini semaya açar ve “Ya Rab, ben böyle mümtaz ahlaklı bir halk ile değil İstanbul’u, Dünyayı bile feth edebilirim”, diye şükürler eder.  

• Şimdi can alıcı soruyu soralım:

• O yüzyıllarda niçin öyleydi? Bugün ise niçin böyle?..

En doğru ve net cevabı verebilmek için, o günkü eğitim sistemiyle, bugünkü bir asra yakın verilen eğitim sistemimize, objektif olarak bakmak yeterli olacaktır.
O yüzyıllardaki Medrese eğitim sisteminde, tüm FEN İLİMLERİYLE birlikte, İman, Kur’an ve DİN İLİMLERİ aynı titizlikle ve hassasiyetle veriliyordu. Eğitimlerden sonra da tekke ve zaviyelerde bu eğitimlerin egzersizleri, bugünkü ifadeyle etüdü ve talimi yapılıyordu.

• Ta ki Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında, gençlerimize takviye eğitim vermek için Avrupa’ya gönderinceye ve bu erozyondan sonra medreselerimiz kapatılıp, eğitim sistemimizden Dini ve ahlaki eğitim kaldırılıncaya kadar!..
 
Sadece kaldırılmakla da bırakılmadı ki, iman, Kur’an, Din ve Ahlak eğitimleri tamamen yasaklandı. Israr edenler en ağır cezalara çarptırıldı veya faili meçhullerle yok edildi.
Adeta iki kanatlı kuşun veya uçağın, bir kanadı tamamen kırıldı…
 
Bunlar da yetmedi; biyoloji, coğrafya, TIP, fizik, botanik, kimya, zooloji, jeoloji, vs. teknik ve FEN ilimlerdeki Yüce Rabbimizin icraatları, kendi kendine, TESADÜFEN OLUYORMUŞ gibi yutturulmaya başlandı. İlim olmadığı halde Darvin TEORİLERİ, ‘ilim’ diye dayatıldı.
 
Buna da Laik EĞİTİM denilerek, sözde yenilikmiş gibi halk kandırıldı.
 
Oysa “Kainata Allah hesabına bakmak İLİM, sebepler hesabına bakmak ise CEHİL”Dİ…
 
Böylece Allah’ın varlığı da, hakimiyeti de ört-bas edildiğinden, İNANCI zayıf, hatta ateist insanlar ve Allah, ahiret, mahkeme-i Kübra, Cehennem korkusu olmayan nesiller, özellikle de bunların tahsilli olanları mantar gibi türedi, daha açıkçası özellikle türetildi.
 
Atasözündeki gibi rüzgar değil, fırtına ekildi. Kasırga ve hortum biçmeye mahkum olduk.
 
• Peki, bu raddeden sonra çaresi ve kurtuluşu var mı? Elbette var…
 
Tıpta da eksik bırakılmış olan mineral veya vitaminler titizlikle yüklendiğinde, hasta vücut tekrar sağlığına kavuştuğu gibi, Milli Eğitim Müfredatımız da bu muzır sistemden arındırılarak, iman, Kur’an, ahlak ve DİN EĞİTİMİ ile teçhiz edilmesi şarttır.  
 
• Bunun için TBMM’DE maaşlar adına nasıl ki tüm eller kalkıyorsa, bunun için de tüm eller (minimum ¾’ü) hararetle “EVET” diye kalkmalıdır. Pek tabiidir ki, muzır olan internet, neşriyat, medya, sinsi TV dizileri ve billboardlar ıslah edilmelidir.
 
NETİCEDE; şu dünyadaki SOSYAL hayatımız da huzur ve mutluluklara kavuşacak, zorunlu menzilimiz olan KABİR ve AHİRET hayatımız da Cennetlere dönecektir, inşaallah…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>