A.Raif Öztürk
Nur Sohbetleri hakkındaki itiraza, Mukni cevaplar
A.Raif Öztürk
A- A A+
Mezhepler ve Cemaatler hakkında, maalesef cehaletini sergileyen bir cami imamı ile bir mecliste karşılaştık. Kendisini; bu yanlış anlayışı hakkında uyardım ve uzun uzun açıklamalar yaparak onu ikna veya ilzam ettikten sonra, beni başka bir konuda köşeye sıkıştırmak istedi.
 
Hiçbir münasebet yokken, “Peki, tamam, o hatamı anladım da; Risale-i Nur sohbetlerinde, Allah ve Rasülünden daha çok, niçin Bediüzzaman adı geçiyor? Bu bir hata değil mi? Bak biz camide, en çok Allah ve Rasülünden bahsederiz, yeri gelirse Bediüzzaman’dan da ve diğer alimlerden de örnekler veririz. Bu bir taassup değil mi?” dedi.
Ben oradaki görevliden iki çay istedikten sonra kendisine şöyle bir cevap verdim:
-Hocam siz bir imam-hatip olduğunuz için soruyorum, belagat nedir?
-Sohbette, konferansta veya herhangi bir konuşmada; sözün fasih, güzel, düzgün, olmakla beraber, hale, yerine ve makama uygun olmasıdır, dedi.
-Çok güzel ve doğru bir cevap, fakat bu cevapla siz kendi sorunuzun cevabını vermiş oldunuz.
-Nasıl yani?
-Bakınız, “hale, yerine ve makama uygun olmasıdır” dediniz. Yani, eğer siz bir spor kulübündeyseniz, belagat sanatına göre o sohbette, spordan ve spor otoritelerinden konuşursunuz... Eğer bir yapı kooperatifi toplantısındaysanız, belagat sanatına göre, yakın tarihteki ve muasır olan otorite (yani, konu ile ilgili söz sahibi, yetkili) mimarlardan bahsedersiniz, Mimar Sinan’dan değil... Eğer siz bir doktor olup, bir hasta hane toplantısındaysanız, yakınınızdaki otorite doktorlardan bahsedersiniz, İbn-i Sina’dan, Ez-Zehravi’den, Beyruni’den, Ali Bin Abbas’tan veya Lokman Hekim’den değil! Bu davranış biçimi, doktorların piri ve hocası olan hekimlere asla hakaret içermez ve bir taassup da olmaz, aksine tam bir belagattir...
Eğer siz bir komutan olup, askeri bir toplantıda sohbet ediyorsanız, hali hazırdaki ve yakın tarihteki otorite kumandanlardan bahsedersiniz, Hz. Hamza’dan, Halid Bin Velid’den, Hz. Ömer’den değil… Bu kişiler girdikleri bütün savaşları, o günkü üstün savaş teknik ve zekalarıyla kazanan örnek kumandanlar değil miydi? Dini ve imani eğitimde de, İslam’ı tebliğde de bugünkü İslam alimlerinin metod ve prensipleri çok daha etkilidir. Edille-i Şer’iyyeyi hatırlayınız. Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyası fukaha... ….
-Hocam, konuyu biraz daha açar mısınız? ..dedi:
-Elbette. Aynen yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, eğer Risale-i Nur sohbetindeyseniz, belagat sanatına göre o sohbette, kilometre taşları mesabesindeki Risale-i Nur otoritelerinden ve özellikle de en çilekeş ve olağanüstü başarılara sahip üstadı olan Bediüzzaman Hz’den çokça bahsedilecektir. Bu da bir nevi belagattir ve gayet normaldir…
Diğer cemaatler, kurum ve kuruluşular içinde de (haddi aşmamak şartıyla) durum aynıdır.
Her cemaat, kurum ve kuruluşların sohbetlerinde, o cemaat, o kurum ve o kuruluşun lideri ve otoritelerinden söz edilmesi, sohbetteki belagat sanatının bir gereğidir. Tenkit edilmesi ise ya cehaletten veya art niyetten kaynaklanır. Sizin de caminizde ve kürsünüzde, en çok Allah cc ve Rasülünden SAV bahsetmeniz, yeri geldikçe de Bediüzzaman’dan da ve diğer din alimlerinden de örnekler vermeniz de belagatin gereğidir... ..dediğimde ilzam olduğu gibi ikna da olduğunu izhar etti, fakat ilmi enaniyetinden dolayı özür dilemedi.
Laf bulamayıp sağa-sola bakmaya başlayınca, ben devam ettim:
-Müsaadenle bir de şunu ilave edeyim:
Ben doktorların içinde en çok, 2005 yılında beni ameliyat eden Karaciğer Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat’ı zikrederim, onu anarım ve takdir ederim. Doktorların PİRİ olan Lokman Hekimi veya İbn-i Sina’yı ise belki ayda bir belki de senede bir hatırlarım.
-Niçin?
-Çünkü benim vefatım için geri sayım başlamışken, bana karaciğer nakli yaparak, benim daha uzun ömürler yaşamama ‘sadece bir VESİLE olduğu için’, değil mi?
İşte aynen bunun gibi, ben 1968 yılında sahne hayatı yaşıyor ve iman ve imansızlık içinde bocalıyordum. Bin bir çilelerle ve hapishane köşelerinde, köşe-bucak sürgün hayatı yaşatıldığı halde, ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmak için, Risale-i Nur Külliyatını yazan ve benim de imani konudaki bütün problemlerimi çözen Bedüzzaman Hz.’ni, öncelikle ve çokça zikretmem niçin taassub olsun ki? Üstelik biz onu Allah’ın cc bir lütfu ve Hz. Muhammed’in SAV bu asırdaki bir varisi görüyoruz. Allah’ı cc Esma ve sıfatlarıyla ve Rasulünü de yüzlerce Hadis-i Şerifleri ve örnek hayatıyla bana en güzel tanıtan ve sevdiren Bediüzzaman Hz.’ni sevmek ve onu çokça zikretmek niçin taassup olsun ki?...
• Muhatabım tam ikna oldu, fakat özür dilemek yerine konuyu yine değiştirmek istedi, fakat ben itiraz ettim:
-Durun bakalım, henüz bitmedi. Benim gönül dünyamda Risale-i Nur sohbetlerinin özel bir yeri var. Çünkü insanlık aleminin niçin şu dünyaya gönderildiğini, iman ve Kur’an ilminin en kısa zamanda ve en verimli bir şekilde kazandıran terapiler olduğunu bizzat yaşıyorum.
Hem sizin o itiraz ettiğiniz, ‘Allah cc ve Rasulünden bahsedilmiyor’ sözü de çok yanlış!!!...
Risale-i Nur’un her paragrafı ve hatta her satırı, Allah’ı ya Esma ve Sıfatlarıyla tanıtıyor veya Kainattaki mucizevi icraatlarını sergileyerek tanıtıyor ve sevdiriyor.
Hazreti Muhammed’i SAV ise siyerini, ahlak-ı Hesenesini ve 300 den fazla Hadis-i Şeriflerden bahsederek tanıtıyor ve sevdiriyor. Bu konunun da bir uzmanı ve otoritesi olan Prof. Dr. Ahmet Akgündüz hocamız şöyle özetliyor:
“Risale-i Nurun her paragrafı ve satırı, mutlaka bir Ayete veya Hadis-i Şerife dayanıyor. Ben bunu her zaman ispat etmeye hazırım” diyor.
Bu açıklamalardan sonra muhatabım bana teşekkür etmedi fakat yerinden kalkarak, beni sıkıca kucakladı ve “seni çok seviyorum ve çok çok takdir ediyorum” diyebildi ve müsaade istedi… Allaha binlerce şükürler olsun.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>