A.Raif Öztürk
Neyi İhmal Ettiğimizin, Farkında mıyız?
A.Raif Öztürk
A- A A+
Bugün, çok ilginç ve bir o kadar da ibretlik bir olayla söze başlayacağım… 
 
Çok sevdiğim ve billur sesini bir huşu ile dinlediğim, camiimizin İmam Hatibi Muhammet hocam, daha önce imamlık yaptığı camisindeki bir hatırasını bana şöyle anlatmıştı: 
 
-Camiimizin ahşap pencereleri ve kapıları boyatılıyordu. O gün boya ustamız pencereleri bitirmiş ve giderken de bana “hocam, yarın da şu ana kapıyı boyayıp, daha sonra meşrutaya geçeceğim” dedi. Ben de “çok güzel oluyor, ellerine sağlık, Allah kolaylık versin” gibi ifadeler kullandım. Gece teheccüde kalktığımda masamın üstündeki Cuma hutbesini görünce, birden yarının Cuma olduğunu hatırladım. Oysa boya ustası ana giriş kapısını boyarsa, kalabalık cemaatin bundan zarar göreceği aklıma geldi. Sabah namazı için camiye gider gitmez ilk işim, cami ana giriş kapısının yanındaki ilan tahtasına, büyük harflerle “Sayın boyacı ustam.

BUGÜN CUMA OLDUĞUNDAN, BU KAPIYI BOYAMA!!! Boya işine meşrutadan başla!” yazdım. Cumaya bir saat kala camiye geldiğimde bir de baktım ki ustamız, ana kapıyı boyamış, rötuş atıyordu. Başımı iki ellerimin arasına alarak bağırmaya başladım. “Ustam sen ne yaptın?!” ..cevap; “..kapıyı boyadım hocam, sizinle konuştuk ya!” “Ama ustam baksana, ben senin gözünün önüne şu koskoca yazıyı yazarak, BU KAPIYI BOYAMA demedim mi? Sen şu koskoca yazıyı görmedin mi?...” ..Bana verdiği cevap maalesef bende, bu hatadan da ve bu hasardan da daha büyük bir yara açtı. Şöyle ki: “Evet gördüm hocam, gördüm de ben o yazıyı Ayet veya Hadis zannettim. Onun için hiç önemsemedim ve okumadım!”…
 
Bu ilginç ve ibretlik olay aslında (bu kadar cehaletimize susamışlığımıza rağmen) hem bizlerin Ayet ve Hadislere karşı ne kadar duyarsız olduğumuzu gösteriyor. Hem de; nasıl ki aşırı açlıktan sonra canlılarda bir baygınlık hali başlar da açlığını hissedemez ve yavaş yavaş ölüm hali başlar ya. Bu ayet ve Hadis-i Şeriflere olan açlığımızın ve susamışlığımızın, ileri bir safhaya geldiğini ve bunun için bir “manen ölüm baygınlığı” içinde olduğumuzu gösteriyor...
 
 Ayrıca bizim bir başka gafletimizi de yansıtıyor: Evet, aslında her birimiz bu boyacı ustanın, (az veya çok) bu gafil durumundayız da bizler de pek farkında değiliz. Ayet ve Hadislere olan açlığımızı hissedemez olduk. Nasıl mı? Arz edeceğim ve kesinlikle bana hak vereceksiniz.
 
Evet, bizler de bu “ayet olduğu için okumama” gibi, hafife alma gafletinden daha çok gafletler içindeyiz de farkında bile değiliz. O tahtada yazılan ayetlerden çok daha açık ve bizlere çok daha sempatiyle bakan çoook ayetler var ki, adeta bizleri kuşatmışlar. Fakat bizler de genellikle onların farkına bile varmıyoruz veya o boyacı gibi hiç ilgilenmiyoruz. Üstelik de o ayetler bizlere, o kapının, o boyacıya yakınlığından çok daha da yakın... 
 
Bu gerçeği anlayabilmek için, önce AYET ne demek olduğunu tam anlayalım. Lügatlerde ayet; ilk ifade elbette “Kur'an-ı kerimdeki sureleri meydana getiren cümle veya cümleciklerdir.” ..Fakat esasen; "Açık alamet, delil, ispat, işaret, ibret, mucize" demektir. 
 
Kur’anın ayetleri de bizlere Allahı cc anlatıyor. Fakat bu esas anlamdaki ayetlerin tezahür yeri ise KAİNAT kitabıdır. Hatırlayınız: “Allahı cc bize tanıtan, anlatan, ispat eden üç büyük, külli muarrif (tüm ve genel tanıtıcı ve tarif edici) var. Bunlar; I. Kur’an kitabı, II. Hz. Muhammed, III. Kainat kitabı. Evet, Kur’andaki ayetleri biliyoruz. Kainat kitabındaki ayetler (yani, açık alamet, delil, ispat, işaret, ibret, mucize) ise Kainattaki her şeydir. Yani, meyveler, sebzeler, ağaçlar, kuşlar, evlatlarımız, ay, Güneş, yıldızlar, gece, gündüz, organlarımız, zerre, vs. 
 
Bakınız, İsra Suresi, 12. Ayet: “..Biz, geceyi ve gündüzü birer ayet (delil) olarak yarattık.”… yani, yukarıda arz edildiği gibi, Güneş sistemi, gece ve gündüzün muazzam bir hesap ve gayeler üzerine hareket etmeleri, Yüce Rabbimizin varlığının, birliğinin, Kudretinin, İlminin, Rahmetinin, Hikmetinin, Azametinin delilleridir, ispatidir, yani ayetidir. Şuara S., 8. Ayet: İnne fi zalike le ayeten, ve ma kane ekseruhum mu’minin. Şüphesiz burada  Allahın varlığına bir ayet (delil) vardır, ama onların çoğu inanmazlar. Bu da ayet içinde bir ayet. (Yani İspat.)
 
Ancak, elimizdeki bir elmaya, o boyacının tahtaya baktığı gibi bakarsak, o elmadaki ayetlerden de bize olan mesajdan da tamamen gafil oluruz. Aynı elmaya bilinçli olarak, tefekkür ve Risale-i Nur metoduyla bakarsak, o elma üzerinde, Allahın cc birçok AYETLERİNİ (yani varlığının ve kudretinin delillerini) okuyabiliriz. Şöyle ki: “Bu elmanın, tamamen benim ihtiyacım olan (şeker, fosfor, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, selenyum, manganez, asit, glikoz, gıda, bikarbonat iyonları, C ve diğer) vitaminleri ile bu hale getirilmiş olması, ağacın, toprağın, moleküllerin, minerallerin veya akılsız, şuursuz ve cansız atomların işi olamaz.

Tesadüfen ise hiç olamaz... Öyleyse bu elma bana, benim ihtiyaçlarımı bilen bir ALİM’i, beni gören Basiri, tüm atomlara gücü yeten Kadiri, elmaya böylesine şekil veren Musavviri, renklendiren ve süsleyen Müzeyyini, elma neslini çekirdekleriyle muhafaza eden Hafizi vs. gösteriyor. Yani bana Allahı cc ispat ediyor, anlatıyor, tanıtıyor.” Yani müthiş bir Ayettir... 
 
Bu bakış tekniği ile şimdi de elinize bakınız. Tüm kemikleriyle “altın oran” hesabına göre ve her türlü işimize yarayacak şekilde dizayn edilmiş. Kaslarla, sinirlerle, kan damarlarıyla donatılmış, her parmağımın ucuna da insanlık tarihi boyunca ve şu anda yaşayan, başka hiçbir insanda olmayan bir PARMAK İZİ çizmiş ki her zaman imza yerine geçiyor. Bunlar hiç tesadüf olabilir mi? Öyleyse, birçok Sıfat ve Esmayı haykırarak bana Allahı cc tanıtıyor ve ispat ediyor. Demek ki çok net ve çok açık bir Ayettir… 
 
Aynı bakış tekniği ile her neye ve nereye bakarsanız bakınız, bu ayetleri, bu ispatları, lisanı hal ile bu haykırışları, yani bu Ayetleri göreceğiz. Yeter ki yukarıdaki boyacı gibi bakmayalım. O boyacı, ayet diye hafife alarak sadece o mesajı okuyamadı.  Oysa biz çevremizdeki binlerce ayetleri hafife alarak, daha koyu bir gafletle bakıp duruyoruz da bunların farkında bile değiliz. Binlerce tahtayı ve ayetleri görüyoruz, o binlerce mesajları okumuyoruz. İşte bu gafletten kurtulmak için, üzerimize VACİP olan “iman ilmini” mutlaka tahsil etmeliyiz.(Nisa,136.) Bunun en kestirme, kısa, zevkli ve en kolay yolu ise mutlaka Risale-i Nur okumaktır…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>