A.Raif Öztürk
Heyhat, Acaba ne zaman anlayacağız?..
A.Raif Öztürk
A- A A+
 
Daha nasıl izah ve ikaz edilelim ki? Yoksa Kıyametle mi?
İlla Azrail’i AS. Karşımızda görünce mi anlayacağız SINAVDA OLDUĞUMUZU?
Oysa o Ebedi ve sonsuz Ahiret hayatımız; şu sonsuzun () yanında SIFIR hükmündeki dünya hayatımızda kazanılmayacak mıydı? İnanmamak sadece Ebedi Cennet hayatına ve ebedi mutluluklara engeldir. Ölüme değil, kabir hayatına değil, haşire(mahşere), kıyamete değil, sırata, mahkeme-i kübra’ya değil, Ahiretteki Cennete veya Cehenneme değil…  
Yüce Rabbimiz bizlere; şu fani dünyaya niçin gönderildiğimizi, bütün mahlukatı bize niçin seferber ettiğini, Merhameten inzal ettiği Kur’anında, defalarca ikaz etmedi mi?
Şayet iş, güç ve rızık peşinde koşarken, belki okumaya fırsat bulamayız, okusak ta belki tam anlayamayız diye, bizlere en doğru sözlü kulunu Peygamber olarak göndermedi mi?
Hatta asırlar arasındaki veya kıtalar arasındaki ve medeniyetler arasındaki farklılıklara göre hükümler çıkarıp bizlere kolaylıklar sağlamaları için, Mücedditler göndermedi mi?
Yine Yüce Kur’anında bildirdiği gibi; gaflete düşüldükçe çeşitli bela ve musibetlerle, bizden önceki kavimleri ikaz ettiğini, yine de ikazdan anlamayanları acıklı bir şekilde HELAK ettiğini, bizlere açık seçik bildirmedi mi?..
Bizlere defalarca; “beni tanıyınız ve bana kulluk ediniz”, “başıboş yaratıldığınızı zannetmeyiniz”, “namaz kılınız”, “şükürler ediniz”, “israf etmeyiniz”, “zina(Fuhuş) etmeyiniz”, “faize bulaşmayınız”, “nankörlük etmeyiniz”, “zulüm etmeyiniz”, “ezanıma, dinime ve kullarıma zulüm edenlere asla meyletmeyiniz”, “emir ve yasaklarıma riayet ediniz”, “yoksa azabım çok şiddetli olur!” ..diye bizleri ikaz etmedi mi?
• Peki, bizler ne yaptık?.. (Herkes kendisini de çevresini de biliyor.)  
Ben şahsen çok çok eksiklerimle beraber, pişmanlıklar yaşayarak tövbeler ediyorum. Niçin hafız olamadım, niçin Yüce Rabbimi çok daha iyi tanıyamadım? O’nu (cc) niçin gücümün yettiği kadar, tüm insanlığa tanıtmak için azami gayret sarf etmedim? Niçin her işimde “acaba Yüce Rabbim bu konuda ne der” titizliği ile hareket edemedim, diye?!.. Pişmanım.
Altmış küsur yıllık ömrümde, “belalarla, musibetlerle, hastalıklarla ikaz edildiğim halde, niçin hala kusurlar işleyebiliyorum” diye üzüntüler yaşıyorum. Bu halet-i Ruhiye ile son aylarda dünya çapında yaşadığımız Corona Virüs sınavımız sonrasında; acaba ne kadar ibret almışız, ne kadar ıslah olmuşuz veya bu ikaz mesajını ne kadar anlamışız diye, paylaşımlara, haberlere ve TV açık oturumlarına ibret için bir bakalım.
• Yine tökezlediğimizi, hatta sınıfta kaldığımızı göreceksiniz!..
Yine inanılmaz nankörlükler içinde olduğumuzu göreceksiniz!..
Yine Yüce Rabbimizin bu ciddi mesajını bile hala alamadığımızı göreceksiniz!..
Birlik ve beraberlik içinde olup, Yüce Rabbimize yöneleceğimize; yine başkalarının hukukuna girerek fırsatçılık, stokçuluk, hile ve ihtikar haramlarını görüyoruz.
Hükümetimiz diğer dev ülkelere göre bile, yapılması gerekenlerin en iyisini yaptığı halde; sorumsuz kurum ve kişilerce yine seçim öncesi gibi, desteği ve dayanışmayı bozucu, asla mümkün olmayan çağrılarla, kışkırtmalar yapıyor. (O eski SSK’yı, yolsuzlukları, susuzlukları, pislikleri vs. hatırlayınız.)
Bizler yukarıda arz edilen İlahi ikazları ciddiye almadığımız için, başımıza gelen birçok bela ve musibetlerden ibret almazsak, günahlarımıza, israflarımıza ve nankörlüklerimize hala devam edersek; Allah (cc) bize merhamet eder mi ki?..
Oysa şu İlahi ikazlara, bu bela ve musibetler gelmeden önce kulak verip ibret alsaydık, rotamızı ve istikametimizi düzeltseydik, acaba bu bela ve musibetleri hak eder miydik?
Nahl Suresi, 112. Ayet: “Allah, huzur ve güven içinde olan ve rızkı her taraftan gelen bir beldeyi de size misal olarak verdi. O belde halkı Allah'ın nimetlerine NANKÖRLÜK edince, Allah da onlara, işleyip durdukları günahlar yüzünden, bütün benliklerini kaplayan bir açlık ve korkuyu tattırdı.” Sebe Suresi, 17. Ayet: “Biz inkar ve nankörlükleri sebebiyle onları böylece cezalandırdık.”…
Demek ki neymiş? Kuluna zulmetmek istemez Hüdası, herkesin çektiği kendi cezası.
• Peki, bizler ne yapmalıyız ki, bu bela ve musibetlerden selamete çıkalım?
Öncelikle böyle musibetleri hak etmediğini zannedenler ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye düşünenler; bilecekler ki hem kurunun yanında yaş da yanıyormuş.
Hem de SINAVDA olduğumuz için, her bela ve musibette dua ve sabırla mükellefmişiz.
Bir de insanoğlu, hele şu ahirzaman fitnesi içindeyken, günahlara bulaşmaması mümkün değil. Günahların kaynağını, binlerce lira vererek, evlerimizin en müstesna köşelerine “nasılsa kumandası bizim elimizde” diyerek yerleştirmişiz. Mahmud Ef. Hz.’nin dediği gibi, “Düşman Çanakkale’den giremedi, fakat ÇANAK ANTENDEN evlerimize girdi.”
• Bu günah kutusuyla, sadece VAKİT ÖLDÜRME suçu işlemekle de kalmıyoruz.
Ahlak bozucu dizileri ve Yüce Dinimizin, mukaddesatımızın, vatanımızın, devletimizin ve birliğimizin aleyhine olan yayınlara bulaşıyorsak, vay halimize...
Bu bela ve musibetlerle, hala kendimize gelmezsek, acaba ne zaman geleceğiz?
Sınavda olduğumuzu ne zaman anlayacağız? Eğitimlerimizde, evlatlarımızı yetiştirmede, ticaretimizde ve tüm yaşantımızda, ne zaman SINAV titizliğinde hareket edeceğiz?
Sadece mutaassıp aileler (İlahi emirlere titizlikle dikkat edenler) yalnız ana haberleri ve Diyanet TV’yi izleyerek yetinenler, belki bir nebze mazur olabilirler.
Hele hele bu sinsi aleti tedbir amaçlı evlerine sokmayanlara ne mutlu…
Bela ve musibetlerle kendine gelip, Doğru İslam’a ciddiyetle yönelenlere ne mutlu…
Şu vecizeyi de her zaman aklımızda tutmalıyız: “Eğer bela ve musibetler bizi Allah’a yaklaştırıyorsa Nİ’METTİR… Eğer ni’metler, (israf ve nankörlüklerle) Allah’tan uzaklaştırıyorsa, MUSİBETTİR…” Vesselam

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>