A.Raif Öztürk
Hayat Sınavımızın Kronolojik Özeti
A.Raif Öztürk
A- A A+
 
 
Hikaye edilir ki bir kral, halkından seçkin bir gurubu, gözlemci görevlilerinin nezaretinde, Bali, Maldivler veya Hawaii adaları gibi, Cennet misali bir adaya seyahate gönderir. Onların her türlü ihtiyaçlarını bol bol karşılar. Bu kişilerin davranış biçimlerine göre değerlendirme yapmayı arzu ettiğinden, gözlemci görevlilerine, her şahıs için gizlice bir dosya tutturur.  
 
Kimileri bu seyahatten çok memnun olup, “acaba biz de kralımız için ne yapabiliriz? O ki, biz istemediğimiz ve hak etmediğimiz halde, böylesine güzel imkanları bizlere sergiledi. Ona bizlerin de mutlaka çok minnet borcumuz oluştu. Acaba kralımız nelerden hoşlanır? Acaba bu minnet borcumuzun telafisi ve teşekkürü için, biz neler yapabiliriz?” diye telaşa düşüp, adeta bunu dert edinmişlerdi. Hatta kralın verdiği parayla da olsa, onun hoşuna gideceğini umdukları güzel güzel hediyeler hazırlarlar.  
 
Kimileri, yiyip, içip, eğleniyorlar. Oradaki güzelliklere öylesine dalmışlar ki, akıllarına ne kral geliyor, ne de başka bir şey geliyor. Günlerini gün ediyorlardı.  
 
Kimileri de “..kral bizim kabiliyetlerimizi keşfettiği için bizleri seçti. Aslında bize daha çok şeyler vermeli. Hem diğer halkın ne günahı var ki onları göndermedi. Kral haksızlık yapıyor” gibi nankörlüklerde bulunuyorlardı.  
 
Seyahat bittikten sonra herkes memleketine dönüyor ve görevli gözlemciler hazırladıkları o dosyaları, çektikleri resimleriyle ve videolarıyla birlikte krala teslim ediyorlar… 
 
Şimdi bu hikayeyi anladığımıza göre, biz bize çok ciddi bir empati yapalım:  
 
Yani o kralın yerine biz kendimizi koyalım ve adil ve akl-ı selim ile düşünerek, o 3 dosyalara göre yaptırımlar uygulayalım. Acaba sizin bu kişiler hakkında değerlendirmeniz nasıl olurdu?  
 
Ben bu hikayeyi okuyarak, onlarca dostuma aynı soruyu sormuştum.  
 
Neredeyse tamamının ortak cevabı şöyleydi: “Öncelikle “1. Guruba sadakatleri, akıllı düşündükleri ve kendilerince teşekkür hazırlıkları yaptıkları için, çeşitli mükafatlar veririm.”  
 
2. Guruba da genelde “gafletlerinden dolayı, muhtelif cezalar verilmesinin ADİL bir davranış olacağı” ..nı düşünürüm.  
 
3. Guruba ise “hem nankörlüklerinden ve ihanetlerinden dolayı, hem de minnettar olmaları gerekirken kralın aleyhine konuştukları için, çeşitli ağır cezalar uygularım” şeklindeydi. 
 
Sanıyorum, sizler de böyle düşünürdünüz, değil mi?…   
 
Şimdi bu hikayeyi düşünerek, kendi gerçek HAYAT hikayemize bir bakalım:  
 
Bizler de şu Kainatın Yüce Yaratıcısı tarafından, önceden dayanmış-döşenmiş, binlerce çeşit meyve ve sebzelerle bezenmiş, cıvıl-cıvıl kuşlarla şenlendirilmiş, yüzlerce çeşit hayvanlar hizmetimize verilmiş. Eşantiyondan, binlerce rengarenk çiçeklerle, kelebeklerle, şırıl-şırıl akarsularla süslenmiş bir (adaya değil de,) Dünya denilen bir gezegene gönderilmişiz.  
 
Nasıl davranacağımızı sınamak için, her davranışımızı kaydeden KİRAMEN KATİBİN meleklerini hepimizin her iki omuzumuza, gözlemci olarak yerleştirilmiş... 
 
Şimdi düşünelim: Şayet, Kur’anı ve onun muallimi olan Hz. Muhammed’i SAV göndermemiş olsaydı bile, yukarıdaki birinci gurup gibi sadakatli ve akıllı davranmamız gerekmez miydi?... 
 
Oysa şu fani gezegene niçin gönderildiğimizi ve nasıl davranmamız gerektiğini de açık-seçik anlatan kılavuz bir kitap olan Kur’an-ı Kerimi göndermiş.  
 
Tam bu noktada Araştırmacı Uğur Akkafa’nın, benliğimi sarsan bir sözünü de arz edeyim: 
 
“Dünyanın en garip olaylarından biri, bir Müslümanın inandığı Dininin kitabını, hiç okumamış ve incelememiş olmasıdır.” ..Maalesef çok haklı ve çok acı, değil mi?... 
 
İşte Yüce Rabbimiz üstelik; O Kitabı anlamakta zorluk çekmeyelim diye, muallimini de SAV görevlendirmiş. Hatta Kıtalar ve Asırlar arasındaki değişik iklim şartlarını ve medeniyet farklılıklarını telafi etsinler diye, Kutup ve Asır İmamları, Müçtehitler ve Bediüzzamanlar göndermiş. En önemlisi de; Allah cc. insanı hiç yok iken, varlık nimetine kavuşturmuştur.  
 
Bu ise nimetlerin en büyüğüdür. Yine varlık içinde cansız bırakmayıp, HAYAT nimetini vermiştir. Hayatlıların içinde, bitkiler gibi ruhsuz bırakmayıp RUH nimetini vermiştir. Ruhlular içinde şuursuz ve akılsız bırakmayıp, AKIL ve şuur nimetini ihsan etmiştir.  
 
Akıl ve şuurlular içinde İnsaniyeti ve hidayet, İslamiyet ve İMAN nimetlerini vermiştir.  
 
Göz, kulak, dil, burun vs. uzuvlar vererek, yeryüzünde sergilediği binlerce nimetlerden tam lezzet almamızı bahşetmiş. Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremeyiz… (Bkz. 14. Sure, 34. Ayet.) 
 
Elbette bu sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetler; önceden verilmiş nimetlerdir. Hepsi de şükür ve ibadet isterler. İnsan ise bu sayılamayacak kadar çok olan nimetlerin ve ikramların şükrünü eda etmekten bile aciz olduğu için, başka bir nimeti hak etmesi asla mümkün değildir. Ancak Gafur ve Rahim olan Yüce Allah, hayat sınavını kazananlara, bol bol bahşedecektir. Yeter ki bizler, GAFİL ve NANKÖR olmayalım ve 1. Gurup gibi davranalım…  
 
Bütün bunlara rağmen bizler, yukarıdaki 2. Gurup gibi GAFİL, 3. Gurup gibi NANKÖR ve HAİN olursak, neleri hak edeceğimizi, yukarıdaki empatide olduğu gibi çok ciddi düşünmek zorundayız. Çünkü bizler, teşekkür edebilen ince ruhlu, zeki ve akıllı insanlarız!...  
 
Bakınız Yüce Rabbimiz bizden önceki kavimlere Zebur’da ne buyurmuş:  “.. ..Ben Cenneti, cehennemi yaratmamış olsaydım, ibadet edilmeye layık olunmayacak mıydım?”  
 
Elbette Yüce Rabbimiz; o hikayedeki kraldan, Milyar-kere Milyar defa teşekküre, takdire, övgüye, sevgiye ve Kılavuzunun SAV bildirdiği gibi İBADET edilmeye layıktır.  
 
İBADETLER, İŞTE BU teşekküri MAKSATLARLA YAPILMALIDIR. Cennet beklentisiyle değil!  
 
Cennet ve diğer mükafatlar ise Allah’ın cc Fazl-ı Kereminden gelecektir, inşallah.  
 
Zaten nankörlük etmeyip şükredenlere, bunu da yine fazlından vaad etmiştir… 
 
Yeter ki bizler; yukarıdaki 1. gurup gibi müteşekkir olabilmek için, nasıl davranmamız gerektiğini açık-seçik anlatan o kılavuz kitabı, yani Kur’an-ı Kerim’deki mesajları çok ciddi okuyalım ve inceleyelim. O’nu cc. Esma ve Sıfatlarıyla çok iyi tanıyalım.  
 
Bu tanımak ta, O’nun şu Kainat Kitabını OKUMAYI ÖĞRENMEKLE olur.  
 
Bu Kainat Kitabını okuma eğitimini de en güzel ve en kısa yoldan Risale-i Nur Eserleri vermektedir ve bu eserler neslimizin istikbali için, mutlaka M.E.B. Müfredatına alınmalıdır…  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>