A.Raif Öztürk
Gamsız Müslüman'ların, Acınacak Ahvali
A.Raif Öztürk
A- A A+
Arşivimde, yıllar önce okuyup sakladığım çok ilginç ve İBRETLİK bir kıssa buldum. Tam da zamanımız Müslüman’ının acı ve acıklı ahvalini, çok iyi anlatan bu ilginç ve ibretlik kıssayı saygılarımla arz ediyorum:
 
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı “Arap Şükrü” olan muhitte bir çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
 Bu çeşmenin suyu “Her kula helal, Müslüman’a haram!..”
Bu nasıl fitnedir diye, başkent Bursa ve tabii ki Osmanlı bile karışmış…
Gitmişler kadıya şikayete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. 
-“Bu nasıl fitnedir, beldenin dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir bu? Nedir bunun sebebi, sen aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar. Adam:
- “Müsaade buyurun, elbette sebebi var, lakin ispat ister, delil şarttır…” deyince kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı?... Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın” demiş. Demiş ama bir yandan da ispat ve delili merak etmiş:
- “Nedir delilin ve gerekçen?..” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a söylerim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… 
Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan, o da çok meraklanmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl bir iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de çeşmeye ‘Her kula helal, Müslüman’a haram’ yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lakin ispat ister.”
- “Ya delilin, dediğin gibi sağlam değilse?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
- “Eeee?!..”
-“Sultanım, herhangi bir havradan (yani sinagogdan) rastgele bir hahamı, sebepsiz, izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta içerde tutun. Bakın neler olacak…” 
 
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık hahamı bırakmak zamanıdır” demiş. 
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler gani… 
Çeşmeyi yaptıran adam Padişaha:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. 
Aynı şekilde bir papaz yaka-paça alınmış ve aynı tepkiler, Papaz için de artarak devam etmiş. Haftası dolunca o da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar, hediyeler… Din adamlarına tekrar kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan çeşme yaptırana:
- “Bitti mi?...” deyince.
- “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?...”
- “Efendim, şimdi de payitahtımız (başkentiniz) olan Bursa’nın en sevilen, en çok sözü dinlenilen, en çok itimat edilen İslam alimini alınız minberinden…” 
İlginç olayın sonuna gelindiği için, adamın dediğini yapmışlar. Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?... 
 
Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz” gibi, tek bir kelam etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… 
Koca bir hafta geçmiş, “Nerde imamımız? Niçin geri gelmedi?” diye gelen-giden yok!... 
Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk halinden yine memnun, fakat olması gerekenin tam aksine, dopdolu caminin içinden, halkın gözü önünde apar topar tutuklanan koca alim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…” “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!...” “Vah vaah!... Acırım arkasında kıldığım namazlara…” Vs… dedikodular başlamış.
 
Padişah, kadı ve o adam bu olup-bitenleri izliyorlarmış. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: “Eee, ne olacak şimdi?...” Adam:
- “Hocayı da bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan…” 
-“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. 
Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, sizce böyle gamsız, iradesiz ve idealsiz Müslümanlara su helal edilir mi?..” ..Sultan acı acı tebessüm etmiş:
-“Evet çok haklısın. Böylelere hava bile haramdır, hava bile!...” 
***
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen böylesine gamsız, sorumsuz ve şuursuz Müslümanları bugün de çokça görüyoruz. Lakin, Yahudiler, Hıristiyanlar, diğer gayri Müslimler, hatta ateist ve teröristler bile birbirilerine yukarıda kıssada olduğu gibi kenetlenmişlerdir. Tek birine bir zarar dokunsa veya bir haksızlık yapılsa, “hepimiz ……..’iz” naralarıyla sokaklara dökülmektedirler. Sadece kendileri dökülse neyse, Müslüman halkı bile “Hepimiz Hrantız” diye sokaklara dökmediler mi?... Hatta 30 000 masumun katilini bile böylesine savunmaktan utanmıyorlar. Filistinli Müslümanlara yıllarca reva görülen binlerce zulümlerden sadece birisi, tek bir Yahudi’ye yapılsa, 7 kıtadaki Yahudiler ayaklanmaz mı?
Oysa Müslümanlar için öyle mi? İslam ülkelerinin üstüne ölü toprağı serpilmişçesine suskun.

Mehmet Akif’i sürgün, Kur’an okuyanları ve normal ezan okuyanları hapislere ve faili meçhullere kattılar. Binlerce Din Alimini şapka giymediği için idam ettiler. Binlercesini de eza ve cafaya maruz bıraktılar. Bediüzzaman Hz.’ne tamamen haksız yere 29 sene sürgün hayatı ve hapisler yaşattılar. %90’ı Müslüman denilen halkta, bunlar gibi bir ayaklanma ve serbest bırakılınca, ülke çapında bir bayram havası gördünüz mü?...
“Hepimiz Akif’iz, Atıf’ız, Said’iz vs” diye sokaklara dökülenler oldu mu hiç?... 
 
..Ne yazık ki koskoca bir MAALESEF…!!! 
 
..Sizce, çeşmeye o yazıyı yazan hayırsever, yerden-göğe kadar haklı değil mi?...
Şimdi düşünme zamanı: Acaba bizler niçin bu kadar acınacak hallere düştük? Daha doğru bir ifadeyle: Acaba bizler niçin ve nasıl bu hallere düşürüldük?... Acaba hala bu gafletten silkinip, uyanma ve dostumuzu-düşmanımızı tanıma zamanı gelmedi mi?...
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>