A.Raif Öztürk
Fırtına, Hortum, Sel vb. Musibetlerin sebepleri?
A.Raif Öztürk
A- A A+
Son günlerde Antalya ve çevresinde yaşanan Fırtına, HORTUM ve Sel felaketleri, sadece Antalya ve çevresini değil, tüm Türkiye’yi ilgilendiriyor. Çünkü tüm ülkemizin sebze ve narenciye ihtiyacının büyük bir kısmı o bölgelerden tevzi ediliyor.

Oradaki musibet sebebiyle sebze ve narenciyelerin fiyatlarının zamlanması, tüm ülkemizi etkileyeceği bir gerçektir…
Diğer bir gerçek te; Fırtına, HORTUM ve Sel felaketlerinin tesadüfen olmayışıdır. 
 
Her ne kadar laik eğitim sistemimizde, bu olaylar şuursuzca veya kasten İlahi Kudreti kamufle edercesine, “TESADÜFEN oluyor” gibi gösterilse de asla tesadüfen değildir. Çünkü meteoroloji ilmi, fırtına, hortum veya Yağmur ve kar olaylarını, vuku bulduktan sonra; bu hızla şu kadar kilometreyi, şu kadar zamanda kat ederek, geliş istikametindeki bölgelere şu saatlerde ulaşacağını hesaplayarak, sadece yorum yapabilmektedirler. 
 
Vuku buluş sebeplerini de teori olarak; “..ısınan hava yükseldiğinden, boşalan yere hücum eden hava akımına rüzgar denir. Şu kadar Km. hızdan fazla olursa fırtına veya kasırga denir.” Veya; “Denizlerden buharlanan hava yükselir, rüzgar vasıtasıyla ilerlerken soğuk tabakaya rastlarsa, bu su buharı ya yağmur veya kar şeklinde yere düşer.” Deniliyor…

Hortum için ise; “..ani değişen Yüksek veya alçak basınç sebebiyle, hava akımı yukarı çekilirken, kendi ekseni etrafında dönüş yapar.” “Hortum; kümülüs bulutları ile bağlantılı olarak silindir şeklinde dönerek gezen bir rüzgar türüdür” vb. gibi ifadelerle, basit ve İlahi Kudreti nazara vermeden tanımlanır.

Bu tanımlaya veya teoriye göre; bir bölgede sadece dikey bir hortum oluşması belki kabul görebilir, fakat aynı bölgede yatay hortumlar veya aynı anda 2, hatta 3 hortum birden oluşu, bu teoriyi tamamen çürütmektedir.
 
Oysa hiçbir olay tesadüfen olamaz ve mutlaka bir faili vardır ve olmalıdır. Bu FAİL bilindiği zaman, bir takım sorumluluklar ve mükellefiyetler geldiği için, inkar yoluna gidilmektedir. 
 
Bu tür tanımlamaları çok kısa olarak özetledikten sonra, şimdi gelelim bu tür olayların teori değil, vahyi İlahi ile bildirilen gerçek sebeplerine:
 
Furkan Suresi, 48. Ayet: Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren Allah’tır cc. 
 
A’raf Suresi, 57. Ayet: Rahmetinin önünde müjdeci olarak RÜZGARLARI gönderen O'dur. O RÜZGARLAR, yağmur yüklü bulutları üstlenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz.
Bu gibi olayların tesadüfen değil, bir Yüce Kudret ve İrade tarafından olduğu kesin olduğuna göre, “acaba bazı bölgelere bu rahmet ve bereketi, niçin bela ve musibet suretinde sevk ediyor?” Sorusunun cevabına bakalım: 

A- Bela ve musibetlerin en büyük sebebi; Nuh, Ad, Hud vs. geçmiş kavimlerde olduğu gibi, Allah’ın emir ve yasaklarına rağmen, sefahat ve ahlaksızlıklara karşı sessiz kalmaktır... 

B- Ta ha S., 124. Ayet: “Kim de benim zikrimden (Kitab'ımdan, namazdan, beni anmaktan) yüz çevirirse, artık şüphesiz ki onun için, dar bir geçim vardır. … ….”

D- Şura S., 30. Ayet: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” 
 
Mesajlar çok net, değil mi?... 

Allah cc çoğunu af ettiği halde, belaları biz hak ediyoruz.  
Yani, İmam-ı Rabbani Hz.’nin bu konudaki sözleri, şöyle beyt haline getirilmiş:  
“Kuluna zulm etmek istemez Hüdası. Herkesin çektiği kendi cezası.”  
Çevremizdeki bela ve musibetlere sebep olacak, tecavüzler, kap-kaçlar, insanlara ve hayvanlara zulümler, anaya, babaya, yaşlıya, Allah’ın emri olan başörtüye, hastaya saygısızlıklar, had safhada değil mi?
Bir başka sebep daha var. O da İMTİHAN-SINAVDIR:  
 
Tevbe S., 126. Ayet: “Doğrusu onlar, her yıl bir veya iki def'a (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Yine de, ne Tevbe ediyorlar ve ne de kendileri ibret alıyorlar!”  
 
Bakara S., 155. Ayet: “Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan edeceğiz. (Ey Resulüm!) O halde sabredenleri (Cennetle) müjdele!”… 
Sınav gereği olan kaçınılmaz bela ve musibetlere “İnna Lillah…” diyerek sabretmemiz de emrediliyor ve sabır ve tevekkülle karşılarsak, Cennetle müjdeleniyoruz. Bunların idraki içinde olarak, diğer fıtri sebeplere de yoğunlaşıp, tedbirlerimizi alacağız, inşallah… 
 
Peki, tedbir ve çareler nelerdir? 
 
“Kula bela gelmez HAK YAZMAYINCA, HAK bela yazmaz KUL AZMAYINCA.” (Mevlana Hz.) 
Kul olarak bizler AZMAMAMIZ, yani Allah’ın cc. ve Rasulünün SAV emir ve yasaklarına tam riayet etmemiz şart oluyor.  Bunun için de hem kendimiz, hem sevdiklerimiz ve hem de neslimiz adına, mutlaka özel ve etkili DİN eğitimleri almak için seferber olmak zorundayız.
 
Nasıl ki kırmızı ışıkta geçen şoförün polise; “efendim, kırmızıda geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum” demesi geçersiz ise bizlerin dini konuları “BİLMİYORDUM” diye savunmamız da tamamen geçersizdir. Çünkü, BİLMEK ve ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ!...
 
Her şeyi devletten beklemek çok yanlıştır. Devlet bizlere müsamaha göstersin, yeter.  
 
Kaldı ki tüm din eğitimlerinin devlet tarafından tamamen yasaklandığı, hatta ezan ve Kur’an okuyanların bile en ağır cezalarla tecziye edildiği bir zamanda da, her şeyi göze alarak evlatlarını kusursuz yetiştiren aileler çok vardı. Allah cc onlardan ebeden razı olsun. Oysa bugün DİN eğitimleri, devlet tarafından yasak değil, üstelik te teşvik ediliyor. Artık bu ciddi konularda asla mazeretimiz yok...
 
Aksi halde; bazı kavimlere olduğu gibi, hem Dünyadaki ve hem de Ahiretteki kaçınılmaz acı akıbet, bizleri bekler. Son zamanlardaki bela musibetlere bu nazarla da bakmak zorundayız. Çünkü; bu durum yukarıda sadece birkaçını arz ettiğimiz ayetlerle çok net haber verilmiş. 
 
Bizlere düşen, bunları ciddiyetle öğrenip, titizlikle yaşamaktır. Yakınmak değil! Vesselam…  

NOT: ‘Allah ve Rasülüne savaş açmak’ anlamına gelen FAİZ de, ‘fakir ve yoksulların haklarını heba etmek’ anlamına gelen İSRAF da Yüce Rabbimizin gazabını celbeden günahlardandır.  Ancak, ayrı birer yazı konusu olarak ele alınacaktır… 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>