A.Raif Öztürk
Ey Corona ordusu! Göreve Devam (mı?)
A.Raif Öztürk
A- A A+
 
Çoktan beri görüşemediğim Karadenizli bir dostum Kadir gecemi tebrik için beni aramıştı. Tebrikten sonra ses tonunu arttırarak; “Yahu hocam kafayı yiyeceğum. Elin gavurları Allah’ın gönderdiği şu corona ordusundan alınması gereken mesajları aldılar da bizim gafiller hala akillanmadi” diye saydırmaya başladı.
Baktım ki bazı gelişmelere gerçekten çok alınmış, üzülmüş, ağırına gitmiş ki çok hiddetli saydırıyor. Biraz dinledikten sonra ben; “Sakin ol dostum! Elbette haklı da olabilirsin, ancak bu tür saydırmaları bu mübarek gecede yapmayalım. Şeytana sövmektense, salavatü Şerifeler getirelim, demişler” diyerek sakinleştirmeye çalıştım.
Evet, onu sakinleştirmeye muvaffak oldum da telefonu kapattıktan sonra, benim de kafama takıldı. Ertesi gün ben de bu korona olaylarına ve gelişmelere, Dünya ülkelerine de bizim ülkemize de o Karadenizli dostumun baktığı açıdan bakmaya başladım. O Karadenizli dostumun gerçekten de çok haklı olduğunu ben de anladım. Şöyle ki:
Gavur kelimesi aslında; “acımasız, merhametsiz, inatçı, kafir vs.” anlamlarına geldiği halde, halk dilinde ise “Müslüman olmayan kimse” olarak kullanılıyor. Sanıyorum Karadenizli kardeşimiz, ikinci anlamda kullanmış olmalı.
Biz de onun saydırdıklarını dikkatlice incelemeye çalışalım:
Elin gavuru, yani gayrimüslimler, şu corona virüsü sınavından sonra şehir meydanlarında bile Müslümanlar gibi secdelere kapanarak, gözyaşlarıyla Allah’a dua dua yalvarıyorlardı. Namaz kılmayı taklit etmeye çalışıyorlardı. Kesinlikle YASAK olan ezanı serbest bırakıp, minarelerden ezan okutuyorlardı.
Buna rağmen bizdeki gafiller ise hala nankörlüklerine, gizli gizli ve tedbirsiz kumar oynamalarına, kadınlara, mazlumlara hatta hayvanlara zulümlere, tüm dünyanın dev ülkelerinden bile çok başarılı olan hükümete iftiralarına acımasızca devam ediyorlar. Yatsı ezanından sonra yapılan dualara, düşmanca saldırıyorlar. Halkın %40’a yakını hala ve inatla burunlarının doğrultusunda hareketlerle, din ve ülke düşmanlıklarına devam ediyorlar. Hatta TBMM’DE bile bu inatlarına devam ediyorlar.
Televizyonlarımızın büyük çoğunluğu; Yüce Rabbimizin ve Dinimizin yasaklarına muhalif olarak, ahlak bozucu, israfı ve fuhşu körükleyici ve de vicdanları dejenere edici dizilerine devam ediyorlar. Bizler gönül huzuru içinde sadece Diyanet TV ve diğer dini TV’LERİ izlemekle korunmaya çalışıyoruz. Çok nadiren de ana habere kaçamak yapabiliyoruz.
Şu Corona olaylarından sonra; ülkemizde ve dünya çapında, Yüce Rabbimizin gazabına sebep olan birçok günahlara elbette zorunlu sınırlamalar getirildi. Ancak, Corona virüs şokuyla; zulüm, içki, kumar, zina (fuhuş), nankörlük, yalan, ihanetler, cinayetler, tecavüzler, hırsızlıklar ve diğer günahlarda önemli ölçüde azalmalar görüldüğü halde, GÜNAH-I KEBAİR olan birkaç günah maalesef ıskalanmaktadır.  
Bunlardan BİRİSİ; ülkemiz insanının vicdanını sızlatan, özellikle Fatih Sultan Mehmed’in şahsi mülkü olduğu halde, ülkemize vakfedilen Ayasofya Camiinin hala mahzun ve ibadete kapalı olmasıdır. Üstelik hiçbir mantığa ve yasaya dayandırılmadan, sadece ne idüğü tartışmalı bir kararnameyle müzeye çevrilmiş olmasına rağmen, ibadete açılması aynı zihniyet tarafından halen engellenmesidir. Hatta Sultanahmed camiinin de MÜZE haline çevrilmesi, şuursuzca, düşmanca ve insafsızca teklif edilebilmektedir…
Daha da acısı Fatih Sultan Mehmed’in bu konuda “..Bu müesseseyi eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak asla helal değildir! Her kim bu müesseseyi (Ayasofya’yı) ibadetten MEN ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın” şeklinde çok geniş ve kapsamlı bir bedduası vardır. Linklerini de veriyorum:
http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/1154116-fatih-sultan-mehmetin-ayasofya-bedduasi
https://www.tarihigercekler.com/fatih-sultan-mehmetin-ayasofya-bedduasi.html
İşte bu nedenlerle bu güne kadar mahzun ve mazlum bırakılmış ve ağlatılmış olan Ayasofya mutlaka ibadete açılmalıdır. Şu masum halkın üzerinden ve buna sebep olan göçüp gidenlerin üzerlerinden bu beddua ve lanet kaldırılmalıdır. Çünkü bizler de bu haksızlıklar karşısında sustuğumuz için, halk olarak da hepimiz vebal altındayız…
İKİNCİSİ: Milli Eğitim sistemimizdeki; Kainatın ve hepimizin Yüce Yaratıcısı olan Allah’ı cc, kamufle eden, örtbas eden, özellikle atomlara, tabiata, sebeplere hatta tesadüflere verilerek gizleyen seküler eğitim mutlaka islah edilmelidir. Milli Eğitimimiz, Man-yı Harfi ve İMAN esaslı olmalıdır. Yani, her olayda Yüce Rabbimizin İlmi, Kudreti, Hikmeti, Rahmeti, Rezzakiyeti vs. gizlenmek yerine, mutlaka teşhir edilmelidir. Çünkü Allah’ın cc, “her türlü günahı af ederim, fakat ŞİRK’İ asla af etmem”, şeklinde de birçok vaadleri vardır. (Sedece ikisi; Nisa S., 48. Ve 116. Ayetler.) Daha önceki yazılarımda bu konuyu teferruatıyla izah ve ispat ettiğim için, burada sadece hatırlatıyorum. İşte o yazılardan sadece birisi: https://dostbeykoz.com/guzel-ahlak-son-yuz-yilda-nicin-coktu-
Hatta sadece bir teori (yani, henüz ispat edilmemiş bir görüş) olan Evrim Teorisi okullarımızda sanki İLİMMİŞ gibi okutulmaktadır. Oysa bu teori Yüce Dinimize ve Kur’ana tamamen ters olup, bir nevi gerçek yaratılışı ve Yüce Yaratıcıyı inkardır.
Evet, ülkemizde Çin gibi, Hindular gibi, ABD gibi, İsrail gibi ZULÜM olmadığı halde, bizlerin de Yüce Rabbimizin gazabına vesile olan bu iki önemli vebalden de kurtulmamız şarttır.
Aksi halde bizlerin bu konularda GAFİL ve sessiz kalmamız; “Eyyy Corona ordusu! Biz hala senin gönderiliş sebebini tam idrak edemedik, bizler ayılıncaya kadar göreve DEVAM” anlamına gelecektir…
• Ben elimden geldiğince hatırlattığım için, müsterihim… Vesselam.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>