A.Raif Öztürk
Depremler, Asla Tesadüf Değildir
A.Raif Öztürk
A- A A+
Aslında ve gerçekte tesadüf yoktur, tesadüf yerine tevafuk vardır. 
Tevafuk; muvafık olma, uygun görülme, denk gelme ve rast gelme halidir. 
DEPREM: Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma hadisesine “deprem” denir. Depremler, enerji birikmeleri nedeniyle yer kabuğunu oluşturan levhaların birbirine basınç uygulamaları ve birbirlerini hareket ettirmeleri sonucu oluşur. 
Dünyada depremlerin, fizyolojik ve jeolojik 3 türü görülür.
 
Birincisi; Tektonik depremler çoğunlukla levha hareketleri sonucu oluşur. Türkiye’de çoğunlukla tektonik depremler meydana gelir. 
 
İkincisi; Volkanik depremler, volkanların püskürmesi sonucu oluşur. 
 
Üçüncüsü; Çöküntü depremleri mağara gibi doğal oluşumların çökmesi sonucu oluşur. 
 
Esasında; depremlerin batıni ve ana sebepleri vardır ki bu sebepler genellikle ıskalanıyor veya kamufle ediliyor. Çünkü halk bu gerçekleri öğrenince gafletten uyanacak ve din dışı işleyen sömürü düzenleri rağbet görmez olacak. Biz ise hem fizyolojik ve jeolojik, hem de batıni ve gerçek olan iki sebebi birden değerlendiriyoruz.
Deprem, sel, fırtına, yanardağ patlamaları, tsunami gibi bazı tabiat hadiseleri de, belli bir periyoda bağlı olmayan “adetullah” tecellileridir. Cenab-ı Hakk’ın bunları meydana getirişinde zahiri (jeolojik) sebeplerin dışında, üç tane de batıni ve manevi sebep vardır. 
 
Bunların, hikmet penceresinden değerlendirilmesi gerekiyor, şöyle ki: 
 
1. İlahi bir İKAZDIR. 2. İlahi bir CEZADIR. 3. Salih ve masum kullara bir mağfiret ve ecir vesilesidir. Yani, “Kulun Allah indinde bir mevkii vardır ki, ona ibadetle erişemez. O mevkiye erişinceye kadar Allah, onu hoşuna gitmeyen (istila, bela ve musibetler)le imtihan eder. Sabır ve tevekkül ederse kazanır.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, II, 292.)
 
Tabiattaki hiçbir hadise ve olay sebepsiz ve hikmetsiz değildir. Zira her şeyi olduğu gibi, tabiat hadiselerini de yaratan, Cenab-ı Hak’tır. O’nun bütün işleri, idrak edilebilen veya edilemeyen nice hikmet ve sırlarla doludur. Bu hakikat, ayet-i kerimede şöyle buyrulur: 
 
-“…O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içinde tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa, apaçık bir kitaptadır.(Lehv-i Mahv.)” (En’am, 59. Ayet.)
 
Kainatta bir yaprak bile O’nun iradesi, bilgisi ve izni dışında düşemezken, koskoca beldelerin rastgele ve şuursuz bir şekilde sarsıldığını kabul etmek; akıl, idrak ve iz’an dışıdır. Kainatta meydana gelen her şey, sayısız sır ve hikmete dayanır. Yani tabiat da, diğer bütün mahlukat gibi, kainattaki ilahi nizam, denge ve ahenge göre vazifesini icra etmektedir. Cenab-ı Hak, kainattaki bazı hadiseleri periyodik bir akışa bağlamıştır.
 
İnsanların isyandan vazgeçmesi için, ilahi bir ikaz olan depremden İBRET alınmalıdır. 
 
Sel, deprem, kuraklık, hortum gibi, ilahi musibetlerin ara sıra zuhur edişi, Allah’ın cc, sonsuz nimetlerine, lütuf ve ihsanına karşı nankörlükte ve isyanda olanları ikaz ve uyarı mahiyetindedir. Hiçbir nimet de ve felaket de sebepsiz değildir. Düşünebilenler için nice hikmetleri vardır. Günahların affına sebep olduğu gibi, başka hikmetleri de vardır.
 
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
 
“Ümmetim için depremler günahlarına kefaret olur”. [Hakim] “Allahü teala, depremleri iyilere öğüt, müminlere rahmet, kafirlere ise azap kılar”. [İ. Asakir] 
 
Vehbi Vakkasoğlu hocamız, bu konuyla ilgili şöyle haykırıyor: 
 
“Dostlar, yıllardır çığlık atıyoruz: Deprem önce içimizde oluyor. İnancın ve ahlakın fay hatları patladıkça, sorumsuz sorunlular arttı. Kul hakkı unutuldu. Malzemeden çalmak, kar ve kazanç sanıldı. Çürük inşaatlar ortaya çıktı. Önce içimizi güçlendirelim; inançlı, vicdanlı İNSAN olalım. Çürük insan = Çürük bina,” ..vesselam. 
Batıni, yani manevi sebeplerden bazılarını Hadisi Şeriflerden alalım:
 
"Zina ve Zulüm yayılınca, Zelzele (depremler) çoğalır." [Deylemi] 
 
"Günahlar açıktan işlenince, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır." [Taberani]
 
"Eski milletlerden bir kısmına deprem ile azap yapıldı. İyiler de helak oldu. Çünkü günah işlenirken onlar susmuşlar, önlememişlerdi." [Taberani] 
 
Alimler; iki Z çoğalınca, üçüncü Z’yi bekle” demişler. 
Yani Zina ve Zulüm çoğalınca, Zelzeleyi (depremi) bekleyin.
Şimdi bir de Yüce Rabbimiz deprem konusunda ne buyuruyor, ona bakalım:
 
Şura S., 30. Ayet: Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Üstelik günahlarınızın birçoğunu da Allah affeder. 
 
(Vecize hali: Kuluna zulmetmek istemez Hüdası, herkesin çektiği kendi cezası.)
 
Secde S., 21. Ayet: (Ahiretteki) en büyük azapdan ayrı olarak, daha yakın azapdan (dünya azabından)da onlara mutlaka tattıracağız; ta ki (isyankar hallerinden) dönsünler.
 
Mülk S., 16. Ayet: Gökte olanın (kainatın tedbir ve idaresine vekil kılınan meleklerin) sizi yere batırmasından emin mi oldunuz? Bir de bakarsınız ki o (yer) sarsılıyordur! 
 
Allah’ın vaadi ve kelamından sonra başka söze ne hacet…
 
ÖNEMLİ NOT: Bazı akıllara “Erzincan depreminde, veya başka musibetlerde sabi çocukların ne günahı vardı?” gibi bir soru akla gelebilir. 
 
NET CEVAP: Yukarıda arz edilen batıni ve manevi sebeplerden 3.’cüsüdür. O kısmı tekrar okuyalım... Şu asırda bir ehl-i kalp ve keşfin tespitine göre, 40 vefattan sadece 1-2’si İmanlı ölüyor. Oysa depremlerde sabi ve masum olarak ölenler 40’ta bir değil, 40’ta 40 şehit ve direkt Cennetlik oluyorlar. Bunlara acımak değil, imrenmek ve GIPTA ETMEK gerekir… Onlar için bu soruyu düşünmek yerine, kendi ahvalimizi, encamımızı ve akıbetimizi düşünmek ve tedbir almak, en akıllıca bir davranış biçimidir. vesselam…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>