A.Raif Öztürk
Cenneti de istemem! Hurileri de
A.Raif Öztürk
A- A A+
Kainat sahnesinde Allah’ın cc. her bir isminin, tecelli daireleri ve perdeleri vardır. O’na cc. karşı kendisini sıfırlayıp yücelen nice kulları vardır ki, biz onları kendi küçücük ölçeklerimizle tartamadığımız için, onların niyaz ve feryatlarına da pek anlam veremiyoruz. Dahası; gaflet ve cehaletimize aldırmadan, o bahtiyar şahsiyetlere dil uzatanlarımız bile var…
 
Kimileri onların sözlerinin “ilahi aşk” cezbesiyle söylenmiş olduğunu, kimileri nakledenin bir nevi abartısı olduğunu ve kimileri de ihlas ve samimiyetten söylenmiş olup, bizim seviyemizin onları anlamaya ve algılamaya yetmediğini söylüyorlar. 
 
Hasan-ı Basri Hz. işte bu müşkülümüze ışık tutacak bir cevap veriyor: 

“-Siz ashabı kiramı görseydiniz, onları deli sanırdınız, onlar sizi görseydi, sizleri gavur zannederlerdi…”
Hele hele şu fitne asrımızdaki farklılaşmalardan sonra, aşağıda örneklerini sunacağım yakarışları ve niyazları ne derece anlayabileceğimizi, ben de çok merak ediyorum. 
 
Bu girizgahtan sonra o yüce insanların büyük sözlerine geçelim.

Rabiat’ül Adeviyye:
-“Allah’ım! Dünyada benim payıma düşen ne kadar güzellikler varsa onları senin kafir kullarına; Ahirette benim payıma düşen ne kadar güzellikler varsa onları da mü’min kullarına bağışladım… Ben ne dünyadan ne de ahiretten hiç bir şey istemem, sadece Senin cemalini görmek isterim” demiştir. 
Başka bir rivayette de, “Allah’ım! Eğer cehennem korkusundan sana ibadet ediyorsam, beni Cehennemde yak; yok eğer Cennet sevgisi için sana kulluk ediyorsam, Cenneti bana haram kıl!” dediği bildirilmiştir.
Yine aynı manada başka bir rivayet: 
-“Eğer ben Sana Cennet ümidiyle İbadet ediyorsam, kov beni Cennetinden. Ama ben Sana sırf Sen cc. olduğun için ibadet ediyorsam, ölümsüz güzelliğini esirgeme benden.” (Rabiat’ül Adeviyye) 
Bizim yüreğimiz yetiyor mu böyle bir niyazda bulunmaya? Peki ama acaba niçin?...
 
Bir başka Allah cc. dostu, Yunus Emre:

“Cennet Cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni...” ..Yani, ben sadece senin Cemaline aşığım... Oysa bizler neler istiyoruz, değil mi?...
 
Bir başka Allah cc. dostu, Bediüzzaman Hz.:
-“..Sonra, ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cennet'i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem, Cehennem'in alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur” (Bediüzzaman. Tarihçe-i Hayat, s. 630 ).
Evet, bu sözleri söyleyebilmek, her babayiğidin harcı değildir. Asumana sığmayan iman, mangal gibi yürek, ummanlar gibi bir insan sevgisi ister… 
 
Şimdi bir de Hz. Ebu Bekir’den (R.A.) bir hatıra sunarak, bu zirve şahsiyetlerin sözlerinin açılımını, yine ünlü bir zattan alacağız.
Yüce Peygamberimizin sav "Şu Güneş; peygamberler hariç, Ebu Bekir'den daha faziletli bir insan üzerine doğup batmamıştır"..buyurduğu Hz. Ebubekir'den (r.a) şu söz rivayet edilir.
-“Ya Rab! Benim vücudumu öyle büyüt ki, cehennemi tamamen doldursun da başkasına yer kalmasın…"
Acaba bu ve diğer sözleri nasıl yorumlamalıyız ve nasıl anlamalıyız?
 
***
 
Ben bu soruya tatminkar cevap ararken, yukarıdaki diğer ifadelere de cevap olacak nitelikte bir araştırmayı (İsviçre, Fransa ve Türkiye Din G. H.H.Ç.) görünce, çok rahatladım.  
 
Kopyalayarak, aynen aktarıyorum: 
 
Evet, Hz. Ebu Bekir'e isnat edilen böyle bir söz var: “Ya Rabbi vücudumu o kadar büyüt ki, cehennemi ben doldurayım. Oraya bir başkası girmesin.” Bu sözün Hz. Ebu Bekir'e isnadı oldukça zayıftır. Bazıları da aynı ifadenin Beyazid-i Bistami'ye  ait olduğunu nakletmektedirler. Üstad Bediüzzaman'ın Tarihçe'sinde de benzeri bir ifadeye rastlanır.

Gerçi Tarihçe'deki bu ifade, ayniyle, Üstad'a ait midir, değil midir bilemeyeceğim? İhtimal ki onun söylediği bu mealdeki bir sözü, Eşref Edib o üsluba ifrağ etmişti (dönüştürmüştü). Her ne şekilde olursa olsun, aynı manaya gelen bu ifadeyi Bediüzzaman Hz. de kullanmıştır, diyebiliriz. Ne var ki, bütün bunlardan, bu şahısların cehennemi hafife aldıkları manasını çıkarmak da fevkalade yanlıştır. Bunlar ve benzeri ifadeler, belli şartlar altında ve belli (buna tasavvufi manada sekir hali dememiz de mümkündür) hallerde söylenmiş sözlerdir ve umumi kanaati aksettirme gibi bir mülahaza da söz konusu değildir.
Kaldı ki, bazı ahvalde hemen hepimiz aynı şeyi hem söyleriz, hem de yaparız. 
 
Bir şefkatli baba düşünün ki, evladı mahsur kaldığı bir yangın içinde biraz sonra cayır cayır yanacaktır. Böyle bir durumda evladından yükselen feryat, babanın ciğerini dağlarken, böyle ümitsiz bir babanın davranışları, nasıl akıl ve mantık kriterlerini aşar. (“Ah evladım, senin yerine ben yanayım”, v.b. gibi.)
 
Aynen öyle de, ümmet-i Muhammed'e karşı azami ölçüde şefkatli olan bu büyük zatların, ümmetin düştüğü vahim durum itibariyle, müstahak oldukları neticeyi ve akıbeti düşündükçe, yukarıdaki ifadeye benzer sözler sarf etmeleri, gayet normaldir ve bu türlü sözler değerlendirilirken, böyle bir ölçü içinde değerlendirilmelidir. 
Yoksa umumi manada bu sözleri ölçü almak (ve “Cehennemi hafife almak” anlamı çıkarmak) doğru değildir. Zaten böyle yanlış ölçüler, onların kavgasını verdikleri doğrularla da hep bir çatışma halindedir. Efendimiz (sav)sabah akşam 'ALLAH'ım bizi cehennem azabından koru' diye dua ederdi. Bütün büyüklerimiz de aynı duayı vird edinmiş ve cehennemden korunmak için, Cenab-ı Hakk'a bu kabil dua ve yakarışlarda bulunmuşlardır. Evet, bu hususun böyle bilinmesinde, ölçülü ve dengeli olma adına fayda vardır. 
 
Yüce Rabbim bizleri onların şefaatlerine nail eylesin, amin…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>