A.Raif Öztürk
Biz ne ettik ki, 2020’de bunlar başımıza geldi?
A.Raif Öztürk
A- A A+
 
Hep beraber gördük ki; 2020 yılı maalesef yoğun musibetlerle geçti.
Sebeplerini araştırırken Yüce Rabbimizin Nisa Suresi 79. Ayeti imdadıma yetişti:
-“..Başınıza ne kötülük gelse, (bilin ki) kendinizdendir… ..”
Evet, doğru da acaba bizler ne yaptık ki böylesine yoğun musibetler bizleri kuşatıyor? Bu önemli sorunun cevabını da Asrımızın Bedisinden öğreniyoruz:
Bediüzzaman Hz.’ne sorulmuş; “Bu Cihan harbi, herkesi kuşatan bir musibettir. Acaba bu millet bunu niçin hak etti?”
• Buyurduğu ilginç cevap; her türlü bela ve musibete cevap niteliğindedir.
Şöyle ki:
-“İslam’ın üç mühim erkanını, yani farzlarını ihmalimizdir. Bunlar: Salat (namaz.), Savm (oruç), Zekat.” Zira, Halık Teala bizden O’nun cc bahşettiği yirmi dört saatten yalnız bir saatini, beş namaz için istedi. Tembellik ettik; beş sene 24 saat talim, meşakkat, tahrikle bir nev’i namaz kıldırdı.
Hem bir senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık (gevşeklik gösterdik); kefareten beş sene oruç tutturdu. (Zorunlu açlık çektirdi.)
Bizlere ihsan ve bahşettiği mallarımızdan, kırktan yalnız birini (1/40) muhtaç kullar için istedi. Cimrilik ettik ve zulmettik, O da cc bizden müterakim (yıllarca birikmiş olan) zekatı aldı. Yani, varımızı yoğumuzu savaşa harcattırdı. (At dışkılarından buğday ayıklayıp, açlığımızı bastıramaya bizi mecbur etti.)
AYRICA; bu konudaki bir soruya Sözler, 172. Sayfada şöyle ilginç bir cevap veriyor.
Sual: Bazı eşhasın (kişilerin) hatasından gelen bu musibet (Erzincan depremi), bir derece memlekette umumi şekle girmesinin sebebi nedir?
Elcevab: Umumi musibet, ekseriyetin (çoğunluğun) hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nasın (çoğunluğun) o zalim eşhasın (bu zulmü işleyen kişilerin) harekatına fiilen veya iltizamen (müsamaha ile meylederek) veya iltihaken (ona uyarak, katılarak) taraftar olmasıyla, manen iştirak eder, musibet-i ammeye (herkesi kuşatan bir belaya) sebebiyet verir.
Görüldüğü gibi, olaylara ve musibetlere bu duygularla odaklanıp bakarsak, ibret ve istifadelerimiz ziyadesiyle artacaktır, inşaallah…
Evet dostlarım, teknik açıdan bakıldığı zaman; Corona, Deprem, sel, dolu, fırtına, susuzluk vs. tüm musibetler, mutlaka bir tabii sebebe dayanıyor. Ancak, bu musibetlerden bizleri sürekli korumakta olan Yüce Rabbimiz, geçmiş kavimlerde de olduğu gibi bazı zamanlarda, yukarıdaki Nisa Suresi 79. Ayette vurgulandığı bazı hallerde, yani insanlık olarak haddi aştığımızda, bu musibetlere müsaade edildiği görülüyor.
Semavi elçiler, yani Peygamberler ile insanlık, maddi ve manevi hayatta terakkiye ve gelişmelere sevk edilirken, sosyal hayattaki çöküntülere karşı, Peygamberlerin kavimleriyle olan mücadelesini ve o kavimlerin semavi prensip ve peygamberlere karşı direnmelerinin neticesindeki HELAK OLUŞLARINI, ibretle okuduk ve gözlemledik.
Yüce Allah cc Tegabün, 11. Ayette: “Hiçbir musibet Allah'ın izni olmadıkça isabet etmez (size gelmez).” buyurduğuna ve Corona ordusunun ve diğer birçok bela ve musibetlerin bize musallat olmasına izin verdiğine göre, bizlerde de elbette bir HAK EDİLMİŞLİK vardı ki, bize de isabet etti. Çünkü; “Külli (genele ve çoğunluğa gelen) musibetler, külli (genelin ve çoğunluğa ait) kusurlar neticesinde gelir” vecizesi, tüm alem-i İslam’da şüyu bulmuştur. (şayi, yaygın ve meşhur olmuştur.)
Tarihe ve helak olan kavimlere dikkatlice baktığımız zaman, her helak edici bela ve musibetin öncesinde; Nankörlükler, Zulümler, Zina ve Ahlaksızlıklar, Allah’ın emir ve yasaklarına isyanlar vb. mutlaka ‘birçok hak ediş sebeplerini’ çok net görüyoruz.
Bu teknik ve objektif bakışımızı şu fitne asrımıza çevirdiğimizde ise şu 5-6 sebeplerin kat kat fazlasının yaşandığını, hatta asrımıza şamil 25-30 çeşit artarak, öncelikle nankörlükleri, lut kavmini gölgede bırakan aleni fuhşiyatı ve bunların kurumlar tarafından savunulmaları, Allah’ın emir ve yasaklarına isyanlar, vd. çok net gözleniyordu. Bu kadar çok İlahi ikazlara rağmen halen ibret alınmadığı da hem fiilen görüyoruz, hem de bu tür musibetlerin halen artarak devam etmekte olduğundan anlıyoruz…
“Yoksa onlar güpegündüz eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden emin mi oldular? Yoksa Allah'ın tuzağından mı emin oldular?” (A’raf suresi, 98 ve 99. Ayetler.) 
Musibetler zamanında yapmamız gerekeni, Yüce Rabbimiz bizlere şu şekilde bildiriyor:
“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi 153. Ayet)
***
ÖNEMLİ BİR SORU: Bela ve musibetler aslında, Allah’a sürekli isyanda buluna küfür beldelerinde olması gerekirken, acaba niçin İslam ülkelerinde daha çok oluyor?
CEVAP: Dünyevi cezalarda da küçük ve mahalli cezalar, mahalle karakollarında acilen verilir. İsyan, cinayet ve devlete başkaldırma gibi büyük suçlar, büyük mahkemelere sevk edilir... Aynen bunun gibi Mü’min ve Müslümanların ikazlarla düzeltilebilecek, nankörlük, Allah’ın emir ve yasaklarına itaatsizlik ve tembellik vb. gibi günahları dünyadaki ikazlarla uyarılır. Müslümanlar cezalarını kısmen dünyada çekerler. O nedenle musibetler ekseriyetle Müslümanlara gelmektedir. Ta ki ebedi Cehennemi hak etmesinler. Bu musibetlerde çektikleri sıkıntılar, onların günahlarına kefaret olsun.
Kafirler için ise küfrün ve inkarın cezası ebedi Cehennem olduğu için, dünyada sadece sınav gereği daha az musibete duçar olurlar. Yani Allah cc ihmal etmez İMHAL eder. Yani mühlet verir…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>