A.Raif Öztürk
Bela ve Musibetleri, Avantaja Çevirelim mi?
A.Raif Öztürk
A- A A+
 
Siz bir aile reisi olduğunuzu düşününüz, evlatlarınızın üzerlerine titreyerek büyüttünüz. Yedirdiniz, içirdiniz, giydirdiniz ve her isteklerini de fazlasıyla yerine getirdiniz. Fakat onlar akıl baliğ olduktan sonra, sizlere minnettar olup en çok sizi sevmeleri gerekirken, sonradan tanıdıkları kişileri, daha çok sevmeye ve onlara minnettar olmaya başladılar.
Hatta sadece kişileri değil de kendisine zarar veren içkileri, kumarları, müptela oldukları uyuşturucu maddeleri bile sizden daha çok tercih etmeye ve sevmeye başladılar.
Bu durumda acaba sizler, o vefasızlara ne kadar çok gücenirsiniz? İyice düşününüz?..
Evet, evlat oldukları için silip atamazsınız belki, fakat ıslah olması için, kendilerine ve sizlere zarar vermemeleri için, önceleri çeşitli ikazlar yapar, tavsiyelerde bulunur, evlat olarak yine gerekeni yapmazlarsa, çeşitli cezalar uygulayacağınızı anlatırsınız.
Yine de ıslah olmazlarsa, hatta kendilerine bazı kısıntılarda bulunduğunuz için, sizlere sövmeye ve küfretmeye başladıkları için, mutlaka evlatlıktan reddeder ve tüm mal varlığınızdan onları mahrum edersiniz, değil mi?..
• Şimdi; bu girizgahtaki örneği, tüm insanlık aleminin ahvaline şablon yaparak, bizlerin bu tarz yaşantılarımıza karşı, Yüce Rabbimizin asi ve günahkar insanlığa GAZABI, BELA ve MUSİBETLERİ ne kadar makul olduğunu idrak edeceğiz, inşaallah.
Bakınız; Yüce Rabbimiz birleri, ‘bizler hiçbir şey değilken’, yani tamamen yok iken VARLIK ALEMİNE getirmiş. Sadece bu lütuf ve ikram bile MİNNETTAR olmayı gerektirir.
Devam edelim: Bu varlık aleminde bizleri taş, toprak değil de bir canlı olarak var eylemiş. Canlılar içinde de kirpi, yılan, solucan, salyangoz, tırtıl, inek, koyun, köpek vb. hayvan değil de İNSAN olarak dünyaya göndermiş. İnsan olarak ta; tamamen kemale erdirilmiş ulvi bir din olan İSLAM dünyası içinde ve coğrafya olarak ta tüm dünyanın gıpta ettiği bir mümbit bir bölgede dünyaya göndermiş. Bu bölgede de Müslüman bir aileyi vesile kılarak, bizlere hayat vermiş.
Şu naciz vücudumuza öyle hassas cihazlar yerleştirmiş ki; kalp, karaciğer, böbrekler, dalak, akciğerler, tiroid gibi muhtelif bezler, beyin, akıl, göz, kulak, vd. gerekli bütün uzuvlarımızı eksiksiz bahşederek, işletilmesini de korunmasını da ham madde teminini de bizlere bırakmayıp, Zatı uhdesinde otomatiğe bağlamış.
Diğer canlıların rızıkları, çamur, et, ot, leş, pislik, vs. gibi 3-5 çeşit iken biz insanların rızıklarını o kadar çok geniş ve çok çeşitli gönderiyor ki, sadece elmanın 200 çeşidi var. Meyvelerin, sebzelerin, süt mamullerinin, balların, vs. diğer gıdalarımızın çeşitlerini saymaya kaksanız, asla sayamazsınız. (Nahl Suresi, 18. Ayet.)
Bir köşe yazısında da asla sayamayacağımız bütün nimetlerini, bizlere cömertçe sergileyen O Yüce Rabbimizin, ne kadar çok tanınmaya ve sevilmeye layık olduğunu, elinizi vicdanınıza koyarak hesaplamaya çalışınız.
İşte akl-ı selim olan her insanın, aklı baliğ olduktan sonra yapması gereken görevi; bu hesabı yaparak, tüm minnettarlıklarını O Yüce Rabbimize yönelterek, O’nu en güzel bir şekilde TANIMAYA çalışmak, O’nu en çok SEVMEK, O’nu memnun ve razı etmenin yollarını aramak ve uygulamak değil midir?..
• Peki, bu insani zorunluluğa rağmen, bizler ve tüm insanlık aleminin ahvali ne durumda acaba? %95’ten fazlasının GAFLET halinde, hatta İSYAN ve İNKAR halinde olduğu, çok net görülmüyor mu?..
Bu ahvalimizi yakinen bilen ve gören yüce Rabbimiz, bizlere Kur’an mesajlarıyla ve en güvenilir elçisi Hz. Muhammed vasıtasıyla çeşitli ikazlarda, ihtarlarda hatta tehditlerde bulunmadı mı?..
Bu konuları bilmemenin, asla hiç bir mazereti yoktur. Aynen, trafik polisi size kırmızı ışıkta geçme cezası yazarken, “efendim, ben kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum” demenize, “ŞOFÖR olan kimse, bu kuralı da bilmek zorundadır” dediği gibi geçersizdir. Bizler de İNSAN olduğumuz için, Kur’an’da ve Hadislerdeki hükümleri, emir ve yasakları en iyi bir şekilde öğrenmek ve BİLMEK zorundayız.
Bu itibarla bakınız Yüce Rabbimiz Tevbe Suresi, 24. Ayette bizlere ne buyuruyor:
Ey Muhammed, kullarıma de ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, zevceleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, (iyi iken) durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden meskenler; size Allah'tan, Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten (mücadele etmekten) daha sevgili ise, artık Allah (hakkınızda azap) emrini getirinceye kadar bekleyin!”… ..
Ta-Ha Suresi, 124. Ayette de:
“Kim de benim zikrimden (Kitab'ımdan ve hükümlerinden) yüz çevirirse, artık şüphesiz ki onun için, DAR BİR GEÇİM vardır ve kıyamet günü onu kör olarak haşr ederiz.”
• Şimdi çok ciddi düşünelim:
Bu ikazlar 1400 küsur seneden beri var ve geçerli değil miydi?
Yukarıdaki “kırmızı ışık” örneğinde olduğu gibi, Allah’ın yarattığı ve bin bir nimetlerle yaşattığı her insanın, bunları insan olarak öğrenmesi ve bilmesi gerekmiyor mu?
• Bu itibarla yine yukarıda arz edilen AİLE REİSİ ve ASİ EVLAT örneğinde vurgulandığı gibi, bizler; tüm insanlık ve %95 olarak şu CORONA virüsü, deprem, sel, çekirge, kum fırtınası, hortum, çığ vs. musibetleri acaba hak etmemiş miydik?..
Bu itibarla; bu BELA ve musibetlerden sonra kendimize gelip rotamızı düzelterek, bu musibetleri AVANTAJA çevirmek zorunda olduğumuzu, tefekkür ve takdirlerinize arz ediyor, geçmiş günah ve gafletlerimizin bağışlanmasını da Affı ve Merhameti sınırsız olan yüce Rabbimizden niyaz ediyorum…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>