A.Raif Öztürk
Aşırı Muhabbet ve Sevgi; Helaket Sebebidir
A.Raif Öztürk
A- A A+
Başlıktaki iddia asla benim veya herhangi bir faninin iddiası değil, Kainatın Yüce Halikı olan Allah-ü tealanın çok açık ve çok net bir ayeti kerimesinindir.
 
Bakınız Tevbe suresi, 24. Ayet: De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, (iyi iken) durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler size Allah'dan, Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah (hakkınızda azab) emrini getirinceye kadar bekleyin! Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu (isyanlarındaki ısrarları sebebiyle) hidayete erdirmez.”
 
Aslında yoruma da te’vile de hiç ihtiyaç bırakmıyor. Fakat biz sadece ayetteki mesajları ayrı ayrı mütalaa etmeye çalışacağız, inşaallah… 
 
1. Mesaj: Sevdikleriniz veya sevilmesi gerekenlerin hiç birisi, Allah sevgisinin, O’nun Rasulülünün SAV sevgisinin ve onların emir ve yasakları hakkında mücadele vermenin üstüne asla çıkmamalıdır. Sevilmeye en çok layık olan Allah cc ve Rasulüdür. SAV.
 
2. Mesaj: Şayet bu ölçüyü kaçırırsanız, sizin hakkınızda azap emri kaçınılmaz olur. Yani diğer sevgiler, Allah ve Rasulünün sevgisinin üstüne çıkarsa, azap hak edilmiştir.
 
3. Mesaj: Bu ölçüyü kaçıranları Allah cc, “FASIKLAR topluluğu” olarak değerlendiriyor. (FASIK= Allah'ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen, aykırı davranan, günahkar, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık haline getiren kimseye fasık denir.)
 
4. Mesaj: Allah cc, bu ölçüyü kaçıranları, hidayete erdirmeyeceğini de bildiriyor... 
 
Pek tabiidir ki, ciddi bir TÖVBE her zaman bu tehditlerden kurtulmaya vesiledir. Çünkü Allah cc GAFUR ve Rahimdir.
Muhterem dostlarım. Bu gün bu konuyu niçin seçtim? Hemen arz edeyim:
 
“SEVGİ” Yüce Rabbimizin hepimize, düzenli bir sosyal hayat için bahşettiği bir nimet olduğu halde, yanlış kullanıldığında insanı felakete ve helakete götürebilmektedir. Şeytan ise sadece kötülükleri değil, sevgiyi de kullanarak insanları doğru yoldan çıkartıyor. Hatta şeytanın SEVGİ ile yoldan çıkardığı insan sayısı, kötülük, sapıklık ve vesveseyle yoldan çıkardığı insanlardan daha fazla olduğu biliniyor…
 
Bu ayetin ışığında çevremize, hatta kendimize bile baktığımızda, sınıfta kaldığımızı, hatta döküldüğümüzü fark edebiliyoruz, değil mi? Bu ayetin ışığında bakmayı bilemediğimiz veya beceremediğimiz için, bu ayetin tehdidi altına girdiğimizi bile fark edemiyoruz. 
 
Kendimize yazık etmeyelim diye, bugün bu konuyu seçtim…
 
Yukarıdaki ayette bildirilen sevilmesi gerekenlerin dışında, kimimiz Şeyhimizi, üstadımızı, hocalarımızı vs. bazı liderleri, futbolcuları veya şarkıcıları bile öyle çok seviyoruz ki, onların yanında (ayette bildirilen) gerçek sevilmesi gerekenler aklımıza bile gelmiyor...  
 
Oysa Şeytan; Hıristiyan’ların çoğunu, Hz. İsa’ya olan AŞIRI SEVGİLERİ nedeniyle, o yüce Peygambere “uluhiyet verdirerek” veya haşa “Allah’ın cc. oğlu” dedirtip birçoğunu küfre düşürmektedir… 
 
Yine Şeytan; Alevi kardeşlerimizin bir kısmını da, Hz. Ali’ye olan aşırı sevgilerini kullanarak, birtakım sapık inançlara sevk etmektedir. Böylece kolaylıkla yüce dinimizin dışına çekmektedir. Yani, “İlk halife Hz. Ali olmalıydı” veya haşa “Peygamberlik hakkı Hz. Ali’nindi” vs. diye vesvese vererek, haşa Allah’ın cc. takdirini bile sorgulama sapıklığına düşürmektedir. Halbuki; Hz. Ali; Hz. Muhammed (sav.) tarafından övüldüğü için ve O yüce peygambere çok sadık olduğu için, bu vesileyle gerektiği kadar sevilmelidir…
 
Hatta yine şeytan; tarikatlarda ve cemaatlerde bile bu sevgi ve muhabbet tuzağını kullanmakta, şeyhini, üstadını veya bir başkasını aşırı sevdirerek, Allah cc. sevgisini ve Habibullah’ı ikinci-üçüncü plana düşürtmektedir. 
 
Yine şeytan: Bu sevdiklerini koruma adına; bazen gıybetlere girdirerek, diğer Mü’minlerin kalplerini kırdırarak, hatta bu konuda kendisini destekleyen şeytan bile olsa onu melek göstererek, kendisini tenkit edenler Peygamber varisi ALİM zatlar bile olsa, hatta aklıselim cemaat onu desteklemediği için, onlara da sövdürerek tuzağına düşürebiliyor...
Bu durum ise o Mü’min için (Allah cc. korusun) bir çöküştür ve bitişin başlangıcıdır. Yukarıda arz edilen Tevbe suresi 24. ayetteki o ikazı ilahi, her şeyi çok net anlatıyor, değil mi?...
 
SORU: Ayetteki bu önemli ölçüyü korumanın veya kaçırmanın bir sağlaması var mı?
 
Evet, var: a.) Eğer kendimize, partimize, şeyhimize, kahramanımıza, eşimize ve diğer sevdiklerimize hakaret edildiğinde gösterdiğimiz tepki, Allah’a cc. ve Resulüne (sav) yapılan hakaretlere gösterdiğimiz tepkiden DAHA ÇOK ise ölçü kaçmış demektir… (Bazıları var ki, kendi kahramanını hafife alan bir mü’mini çılgınca yerden yere vururken, Allah ve Rasülüne hakaret edenleri görmezden bile geliyor. Veya başkalarına havale ediyor.)
 
b.) Gündemimizi; ayette sayılan sevdiklerimiz, Allah cc. ve Resulünden (sav) fazla işgal ediyorsa, yine bu ölçü kaçmış demektir… İşte çoğumuzun gündem meşguliyeti ortada!...
 
Peki; Ayette emredilen dengeyi nasıl muhafaza edeceğiz? Veya o sevilmesi gerekenleri, o ayetin tehdidine düşmeden nasıl seveceğiz? İşte bunlar da çok önemli...
 
I.- Öncelikle ve özellikle, bu konularda bilinçli olacağız. Risale-i Nurda geniş teferruatı var…
 
II.- Sevdiklerimizi; Allah’ın cc. bizlere lütfu olduğunun bilici içinde seveceğiz.
 
III.- Bu dengeyi korumanın en önemli çaresi, sevdiklerimize olan sevgiyi azaltmak DEĞİL, Allah cc. ve Muhammed sevgisini ARTTIRMAKTIR. Bu sevgileri arttırmanın en kesin ve selametli yolu ise Allah’ı cc. tüm esma ve sıfatlarıyla çok iyi tanımaktır. 
 
Bu tanıtmanın en etkili prensipleri ise yine Kur’andan, asrımıza ışık tutan Risale-i Nur eserlerindedir. Yeter ki bizler bu eserleri mütalaa ederek ve doğru anlayarak okuyalım. Vesselam…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>