A.Raif Öztürk
Artık Sen Bilirsin
A.Raif Öztürk
A- A A+
Artık SEN BİLİRSİN!...
Gençlik yıllarımda, yani askerliğimden önce; Yüksek Elk. Mühendisi ve Pendik tersanesinde Elk. Bölüm şefi olan Amcamın oğlu bana risale okurken, şu aşağıdaki paragrafı dinlediğimde adeta çarpılmış gibi olmuştum.
O gençlik yıllarımda sahnelere çıktığım için, bir nevi de menfi hizmetler nedeniyle günah işlediğimin de farkında olduğum halde, alkışların cazibeleri nedeniyle de sahne hayatımı bırakamıyordum.
Risale-i Nurda geçen şu aşağıdaki paragraf, benliğimi günlerce meşgul etmişti. Bocalayıp duruyordum. Bu arada da sahne hayatından da soğumaya başladım.
İşte gençlik yıllarımda; gençlik hevesatıyla ve cehaletiyle, farkında olmadan düştüğüm gafletin, şu aşağıdaki vecize vesilesiyle, artık farkına varmağa başlamıştım.
-“Evet, bu cisim (vücudun) ebedi (sürekli) değil, demirden değil, taştan değil. Ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Ani olarak senin başına yıkılıyor, (ummadığın bir zamanda, hatta genç yaşta bile ölerek) altında kalıyorsun. Bak, zaman-ı mazi (geçmiş zaman) senin gibi geçmiş olanlara (ölen insanlarla) geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da (gelecek zaman da) geniş bir mezaristan (mezarlık) olacaktır. Bugün sen, iki kabrin arasındasın; Artık sen bilirsin!...” (Mesnevi-i Nuriye)
Bu bocalamalarım devam ederken, bir vesileyle de şu Mü’minun suresinin 101.-104. Ayetlerinin mesajlarını dinleyince, gençlik gafletiyle dağılan aklımın, artık başıma geldiğini hissettim.
Şöyle ki:
101. Ayet. “Sur'a üflendiği (kıyamet kopmaya başladığı) zaman, artık o gün aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine bir şey sorarlar.”
Yani, o günün dehşeti sebebiyle, öyle perişan bir vaziyete düşecekler ki, kişi anasını, babasını, en yakın akrabalarını, hatta evlatlarını bile düşünemeyecekler.
102.A.: “Artık (sevap yönünden) kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!”
103. A.: “Kimin iyilikleri tartıda hafif kalırsa, işte kendilerini ziyana sokanlar, (kendilerine yazık edenler,) cehennemde ebedi kalanlar onlar olacaklardır.”
104. A.: “Cehennem Ateşi onların yüzlerini yalar (yüz etlerini eritir) ve onlar orada dişleri sırıtmış bir haldedirler.”
Yüce Rabbim bizleri bu acı akıbetten muhafaza eylesin, amin…
Şimdi ise şu 69 yaşıma geldiğimde, bu gençlik hatıramı düşünürken, kendi kendime şöyle sorgulamalar yapıyorum:
İbret-i alem için akıl yönünden eksik olanlar hariç; tüm akıllı, tahsilli, zeki ve rütbe, mevki-makam sahibi insanlar, bu konudaki gafletleri nedeniyle, acaba niçin bu akıbete düşeceklerinin farkına varamıyorlar?...
Bu soruya net cevap bulabilmek için, bu konuda halen gaflette olan birkaç kişiye sorduğumda bana; “hocam biz bu konuları hiç bilmiyoruz ki!... Bunlar bizlere hiç öğretilmedi!...” gibi cevaplar alıyorum.
Bu ilginç cevaplar karşısında, iki acı gerçek ortaya çıkıyor:
1.) Bir asırlık bir neslin çoğunluğunu, böylesine cahil ve gafil bırakan Milli Eğitim sistemimizin yetkilileri, milyonlarca bu akıbete uğrayan kişilerin de vebalini mutlaka çekecekler. Çünkü, iyiliğe de kötülüğe de sebep olan işleyen gibidir.
2.) Yüce Rabbimiz herkese ayrı ayrı Akıl, zeka ve vicdan verdiğine göre, her akıllı insan şu fani dünyanın tesadüfen ve boşu boşuna yaratılmadığının farkında olmak zorundadır. Öyle ya, bu harika deveran elbette boş yere değildir. Elbette bir gaye veya gayeler vardır. Bir büfe bile gayesiz tanzim edilmezken, nasıl olur da şu koca kainat ve dünyamız gayesiz tanzim edilebilir. Ve insan “Ben nereden geldim, niçin gönderildim, burada benden neler isteniyor, buradan nereye sevk edileceğim?” ..vb. sorulara cevap aramak ve bulmak zorundadır.
Kırmızı ışıkta geçtiğinizde polis sizi durdurup ceza yazarken, “memur bey, ben kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum ki, bunlar bana hiç öğretilmedi” deseniz, polis size “siz ‘şoför olarak’ bunu öğrenmek ve bilmek zorundasınız” diyerek, cezanızı elbette kesecek, değil mi?
İşte aynen bunun gibi; bizler de ‘İNSAN OLARAK’ bu gerçekleri araştırmak, öğrenmek ve BİLMEK zorundayız. Çünkü, akıl baliğ ve zeki insanlarız…
Elbette Milli Eğitim sistemimizin kusuru ve vebali var, fakat her fert, bir ‘insan olarak’ bütün bu gerçekleri enine boyuna araştırmağa, öğrenmeğe ve BİLMEĞE mecburdur…
Siz bir müddet baygın kaldıktan sonra, kendinizi sür’atle giden bir uçakta bulsanız, ilk olarak; “ben neredeyim, bu uçak kimin, bizi bu uçağa niçin bindirdiler, biz nereye gidiyoruz?” gibi sorular soracağınız kesindir. Çünkü aklın yolu bir…
İşte şu doğru mantık gereği her insan, akıl-baliğ olunca, “Ben nereden geldim, niçin gönderildim, burada benden neler isteniyor, buradan nereye sevk edileceğim?” ..bu ve benzeri soruların cevaplarını araştırarak bulmak ve öğrenmek zorundadır.  
• Aksi halde, trafik polisi örneğindeki gibi, mazeretleri asla kabul edilmeyecektir.
İşte ben de bu gerçeklerin farkında olarak; işleri, güçleri, dersleri ve çeşitli meşguliyetleri sebebiyle, bugüne kadar bu gerçekleri öğrenemeyenlerin de farkında olmaları için, köşe yazılarımızı genelde bu gerçeklere tahsis etmeye çalışıyorum. Bir hata yapmayalım diye de konu uzmanlarına tetkik ve tashih ettiriyor, sonra yayına yolluyorum.
• Çünkü Yüce Dinimiz bizlere, bunu emrediyor.
Ahir kelam; ..ARTIK SEN BİLİRSİN!... Vesselam…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>