Abdussamed Yıldız
Had Bilmek ve Muvazeneyi Kaçırmamak
Abdussamed Yıldız
A- A A+
Resulullah efendimiz veda hutbesinde buyuruyor ki;

"Size iki şey bırakıyorum,
1- Kuran-kerim
2- Ali beytim
Bunların ikisine sarılırsanız istikameti bulursunuz."


Üstadımız da diyor ki;

Ali beytinden murad, sünneti seniyesidir.Yani Kur'an-ı Resulullah gibi anlayıp yaşamak.Resulullah'ın tarzını en iyi bilen ve sünnetin hamleleri de ali beytidir. Başka bir hadisinde de ali beytine meveddeti istiyor.

Yine dördüncü lem'ada üstadımız diyor ki;

Hazret-i Ali'ye (R.A.) iki cihetle bakılmak gerektir.

Bir ciheti; Şahsi kemalat ve mertebesi noktasından.
İkinci cihet: Al-i Beytin şahs-ı manevisini temsil ettiği noktasındandır.

Al-i Beytin şahs-ı manevisi ise, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın bir nevi mahiyetini gösteriyor.İkinci nokta cihetinde Hazret-i Ali (R.A.) şahs-ı manevi-i Al-i Beytin mümessili ve şahs-ı manevi-i Al-i Beyt, bir hakikat-i Muhammediyeyi (A.S.M.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte Hazret-i Ali (R.A.) hakkında fevkalade senakarane ehadis-i Nebeviye, bu ikinci noktaya bakıyorlar. Lemalar - 23

‌Yine bir hadislerinde Resulullah buyuruyor ki;

"Benim ve halifelerinin sünnetine tabi olun."
 
Demek ki sahabeler içinde Resulullah'ın halifeleri var ve Resulullah'ın şahsiyeti maneviyesinin mümessili olan var.
 
Yine Resulullah buyuruyor ki;

"Ahirzamanda gelecek olan zatın vezirleri olacak.Bunlar bir elin parmaklarından az olmayacak ve iki elin parmaklarını geçmeyecek."
 
‌Şimdi,asrı Saadetten ahirzamana gelelim.

Biz Nur talebeleri itikad ediyoruz ki, Resulullahın müjdelediği ahirzamanda gelen zat üstadımızdır.Resulullahın bu asırdaki vekilidir.Üstadımızın vekil ve varis talebeleri de  Mehdinin vezirleridir.
 
Şahsı manevi meselesine gelince;

Risale i Nurun şahsı manevisi var, üstadın şahsı manevisi var,erkanların ve hasların şahsı manevisi var, bütün Nur talebelerinin şahsı manevisi var. Bir de bütün bu şahsı maneviyelerin mümessilleri var. Bunları karıştırmamak lazım.

Bunlara alakalı Risale-i Nur dan bazı kısımlar:

"Risale-i Nur talebelerinin hasları olan sahib ve varisleri ve haslarının hasları olan erkan ve esasları olan kardeşlerime bugünlerde vuku' bulan bir hadise münasebetiyle beyan ediyorum ki" Kastamonu - 76 
 
"Aziz kardeşlerim! Sakın bu fıkranın vasıtasıyla o sırr-ı mahremi faş etmeyin ve o risaleyi de araştırmayın. Yalnız bu fıkrayı zararsız görseniz haslara gösterebilirsiniz." Kastamonu - 87
 
Bu gayet mahrem risaleler, nasılsa muannid bir namahremin eline bu risalelerden birisi geçmiş. Gayet sathi ve inad nazarıyla bir-iki yerine haksız bir itiraz ile ehemmiyetli bir hadiseye sebebiyet verdiğinden; bu mecmua, Risale-i Nur'un has talebelerine belki ehass-ı havassa mahsus olduğu halde ve benim vefatımdan sonra intişarına müsaade olmasıyla beraber; şimdi mezkur hadisenin sebebiyle herkese değil, belki ehl-i insaf ve Risale-i Nur'la alakadar ve talebelerinden bulunanlara, haslardan birkaç şakirdin tensibiyle gösterilebilir fikriyle yazdık. Kastamonu-213 
 
Risale-i Nur bir daire değil, mütedahil daireler gibi tabakatı var. Erkanlar ve sahibler ve haslar ve naşirler ve talebeler ve tarafdarlar gibi tabakatı var.

Erkan dairesine liyakatı olmayan, Risale-i Nur'a muhalif cereyana tarafdar olmamak şartıyla daire haricine atılmaz. Hasların hasiyeti bulunmayan, zıd bir mesleğe girmemek şartıyla talebe olabilir.

"Bid'a ile amel eden, kalben tarafdar olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için, az bir kusur ile düşman sınıfına iltihak etmemek için dışarıya atmayınız. Fakat Risale-i Nur'un erkanlarında ve sahiblerindeki esrar ve nazik tedbirlere, onları teşrik etmemek gerektir."
Kastamonu - 248
 
"Risale-i Nur'un şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevisi "Ferid" makamına mazhar oldukları için, değil hususi bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç olduğunu.. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil." Kastamonu - 196
 
"Ahirzamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir."Kastamonu - 190
 
"Çünki hasların hayatı, Risale-i Nur'a aittir ve şahs-ı manevisini temsil eden şakirdlerinin tensibiyle kayıd altına girebilir." Emirdağ-1 - 80
 
"Bundan sonra her mes'elemizde emir, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirdlerin ve sizlerindir."
Emirdağ-1 - 223

Bunlar, Risale-i Nur da geçen ve üstadımızın bıraktığı mutlak vekillerin, üstadımızın ve Risale-i nurun şahsı manevisinin mümessilleri olduklarını gösteren deryadan birkaç katredir.
 
‌Demek ki; Nasıl ki insaniyette mertebeler varsa,islamiyette mertebeler varsa, askeriyede meratib varsa; Nur talebeleri dairesinde de mertebeler bulunacaktır.

Biz inanıyoruz ki üstadımızın manevi tasarrufu devam ediyor, üstad başımızda başkomutan,mutlak vekilleri vezirleri,bizler de bu muhteşem ordunun birer neferleriyiz.
 
‌Üstadımızın vefatından sonra geçen 60 yıllık süreç içerisinde, ehli dalalet ve zındıkanın bütün fitne ve fesatlarına rağmen, Nur hizmeti bugüne kadar üstadımızın vekillerinin omuzunda ve müzaheretinde istikametle geldi elhamdülillah.

Zaman zaman başka çığırlar açanlar, bu caddeyi kübraya zarar verenler, bir dönemde zahiri parlak görünenler hepsi sönüp gitti. Amma üstadımızın has talebelerinin etrafında kenetlenenler, istikametle bugüne kadar geldi.

Bundan sonra da bu böyle olacaktır. Kim ki üstadımızın mutlak vekili etrafında kenetlenirse istikameti mufafaza edecek, diğerleri sönüp gidecektir.

Üstadımızın son mutlak vekili ve varisi olan HÜSNÜ BAYRAMOĞLU AĞABEYİMİZ'E gelince;

Üstad bize iki şey bıraktı;

1.Canı kadar sevdiği ve sebebi saadetim dediği Risale-i Nur'u
2.Bu asrın sıratı müstakimi olan Risale-i Nur un hizmet tarzı ve bu tarzın hameleleri ve muhafızları olan MUTLAK VEKİLLERİ.
 
Öyle demiyor mu Emirdağ Lahikasında:

"Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahiri, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum."Emirdağ-2 - 233
 
İşte HÜSNÜ AĞABEYİMİZ, değişen dünya hadiseleri karşısında, üstadımızın tarzı hareketini bilen ve sadakatle muhafaza eden en son ve güzide mutlak vekili, üstadın bize aziz bir hatırası.
 
‌Vekil de asıl gibi olduğu için,Tarihçe-i hayat'ta geçen üstada atfen yazılan bu ifadeleri, Hüsnü abimiz için de kullansam mahzuru olmaz herhalde.
 
‌"Bir Müslüman, ak saçlı, yaşlı bir Müslüman. Saçını başını ve yaşını bütün ömrü boyunca nurla ağartmış bir Müslüman. Saçı, başı, yaşı ve bütün vücudu Allah'ın nuruyla yıkanmış tertemiz ve bembeyaz bir Müslüman.

Bütün ömrü boyunca in'am-ı Hak olan hayatını, Türk Milletinin salah ve hakiki saadeti için vakfetmiş; emr-i İlahi olan ruhunu feleğin hakiki maliki Allah'a teslim edinceye kadar aynı yolda yürümeğe azmetmiş; bina-yı sübhani olan bedenini, yalnız Allah yolunda yıpratmış olan büyük bir Müslüman.

Bakın şu asil ve necib ihtiyar Müslümana!

Ne kadar sakin ve ne kadar rahattır. Zira kesrette değil, vahdettedir. Gecenin zulmetinden ve gündüzün rengarenginden bifüturdur. Bela zindanında safayı seyretmektedir. Cefa sofrasında vefa bulan, mazhar-ı tecelli olandır. Zira eşya hakikatlerinden haberdardır. Kesafeti letafete kalbetmiştir. Kanı çekilmiş, damarlarında kan yerine, feyz-i Hak ve nur cereyan etmektedir."Tarihçe-i Hayat - 656
 
‌Peki ne yapıyor Hüsnü abi.Derdi nedir?
Haşa bir siyasi gaye ve menfaat peşinde mi?
Yoksa şahsi nüfuz temini peşinde mi koşuyor,86 yaşındaki bu piri fani?
Yoksa bütün gayreti ve himmetiyle üstattan aldığı dersi ve gördüğü tarzı, meslek ve meşrebi muhafaza etmeye mi çalışıyor?

Bunu sönmemiş kalplere, ölmemiş vicdanlara havale eder ve deriz ki:

Hüsnü abimiz,Nur talebeleri şahsı manevisinin mümessili ve üstadımızın mutlak vekili olarak;gerek gördüğünde devlet ricaliyle görüşecek,gerek gördüğünde lahika neşredecek, Nur talebelerinin selameti ve istikameti ve ittihadı için haykıracak.üstadın hizmet tarzının muhafazası için canla başla çalışacak ve çalışıyor.

Bu onun en tabii hakkı ve aynı zamanda vazifesidir.O, vazifesini en layıkıyla yapıyor,biz Nur talebeleri olarak da bize düşen vazife Hüsnü abinin etrafında kenetlenmek,ona kuvvet vermek, arkasında durmak ve ona gelen hücümlara sed olabilmektir.

NETİCE: Hani İTTİHADI İSLAM istiyoruz ya.

Bence ittihadı İslam, Nur talebelerinin ittihadına bağlı.Bu, hem vazifemiz,hem de mesuliyetimizdir.Nur talebelerinin ittihadı da ancak Hüsnü abinin etrafında, Risale-i Nur'un düsturları müvacehesinde birleşmekle mümkün olacaktır.

Hüsnü abimiz de tertip ettiği aylık uhuvvet ve ihlas dersleriyle bu birlikteliği  tesis etmeye çalışıyor.Cenabı Hakk,O'nu bu vazife ve hizmetinde muvaffak etsin inşaallah.Hayırlı uzun ömürler versin.Bizleri bu ulvi gayeye hizmet eden ve kuvvet verenlerden eylesin.Amin selam ve dua ile.

Bitlis Nur Talebelerinden Abdussamed Yıldız

YAZARIN DİĞER YAZILARI