Abdurreşid Şahin
Zührenin Yolculuğu
Abdurreşid Şahin
A- A A+
SULTANIN KENDİSİ için özel diktirdiği kadifeden kırmızı elbisesini giyer giymez kendini boy aynasının önünde buldu. çok güzel olmuştu. Aynadaki görüntüsü tıpkı bir çiçeğe benziyordu. Tam da bedenine göreydi. İçinden, “Gerçekten çok güzelim” diye geçirdi. Bir an durakladı, kendine şöyle bir baştan ayağa tekrar baktı. Gerçekten de çok güzelleşmişti. Kalbi heyecandan küt küt atıyordu, vicdanı, kullandığı sözden hoşlanmamıştı. Birden vicdanının aynadaki görüntüye yansıdığını hissetti.

Aynadaki görüntü vicdanı olmuş, onunla konuşuyordu sanki. “Seni güzelleştiren o elbise, sultanın sana ikramı” diye hatırlattı aynadaki ses. O da, “Evet, öyle ama sultan bunu bana hediye etti. Demek ki ben böyle güzel bir elbiseye layığım.” diye yanıtladı. Görüntü bir şey demedi. O da görüntüye, “Sahiden çok yakışmadı mı sence?” dedi. Aynadaki silüet tebessüm ederek “evet” dedi. “Bunun için sultana teşekkür etmelisin.” Genç kız içinden onaylayarak, “Haklısın, büyük balo öncesi ona teşekkür etmeliyim.” dedi ve birden sultanın mutad tahta oturma yıldönümü töreninde kendini hayal etmeye başladı. Ziyaretçilerin nasıl da dikkatlerini üzerine çekeceğini düşündü. Herkes elbisesine bayılacaktı. O da sultanın hediyesi olduğunu söyleyecekti. Sultanın ona bu güzel iltifatıyla tekrar mesrur oldu.

Gözü yine aynaya kaydı. Hayran hayran kendisini seyrederken aynadaki görüntünün uzaklaştığını gördü. Hayali onu bir yolculuğa çağırıyor gibiydi. Aynanın içinde bir koridor farketti. İçeriye doğru adımını attı. Açılan koridorda bir müddet yürüyerek bir kapıya ulaştı.

Kapıyı açıp dışarıya adımını attığında kendini bir çölün içinde buldu. Arkasına baktı, kapı yok olmuştu. Uçsuz bucaksız ve de ıssız bir çölde yapayalnızdı. Yapacak tek bir şey vardı: Yürümek. O da öyle yaptı. Gökyüzünde güneş parıl parıl parlıyordu. Gözü kamaştı; fakat güneşte bir şey dikkatini çekti. Tekrar baktığında güneşin yüzünde Sultanın yüzünü görür gibi oldu. İyice dikkat ettiğinde Sultanın kendisine tebesüm ettiğini farketti. Sultanın gözleri kırmızıydı ve kızıl tebessümler yayıyordu. Birden güneşin yere doğru indiğini farketti. Hayretten olduğu yerde kalakaldı.

Güneş büyüyerek çölün içine düştü. Heyecandan bayıldı. Gözünü açtığında her yer yemyeşil olmuştu. Güneş çölü yeşile boyamıştı sanki. üzerine baktığında kendisi de yeşillere bürünmüştü. Hayran hayran giysisini seyretti. Sonra yine çevresindeki güzellikleri seyre dalarak yürümeye devam etti. Gele gele bir göl kenarına ulaştı. Göl kenarında pek çok genç kız gördü. Hepsi de göle yansıyan görüntülerini hayran hayran seyrediyorlardı. O da ne! Göle bakanların bir kısmı gölde kendilerini seyredip “Ben ne kadar da güzelim.” der demez ayaklarının altındaki toprak tıpkı bir bataklık gibi onları içine çekiyor ve yerin dibine batırıyordu. Diğer bir kısmı ise suyun içine kendileri dalıyorlardı.

Genç kız da sudaki yansımasına bakmak için göle iyice eğildi. Bir müddet kendini suyun aynasında seyretti. Suya dikkatlice baktığında suda güneşin yansıdığını farketti. Başını kaldırıp güneşe baktı ve yine üzerinde sultanın çehresini gördü. İçinden “Bu güzellik senin bana hediyendir ey sultanım.” demek geçti. O sırada güneş suya doğru inerek suyun içine gömülmekteydi. O da güneşin peşine suya daldı. Suyun dibinde gözü kapalı bir müddet yüzdü ve gözünü açtığında muhteşem bir tablo ile karşı karşıya geldi.

Güneş binbir rengiyle suyun içindekileri kendi rengine boyamışçasına, her bir varlığın gözünden gülümsüyordu ona. İnciler, mercanlar rengarenk deniz bitkileri, balıklar ve daha niceleri… Her birisinin gözünde güneşin renkli tebessümünü gördü ve de sultanının parlak yüzünü seyretti. Hayranlık içinde yüze yüze bir mağaraya rastgeldi. Mağaranın her yanı kırmızıydı ve gözalıcılığıyla cezbetti onu. İradesizce ve bir girdaba kapılmışçasına döne döne mağaraya yöneldi. Yaklaştıkça üzerindeki elbisenin değiştiğini farketti. önceleri pembemsi, gönül okşayan latif bir giysi iken, yavaş yavaş kızararak kırmızı bir renk aldı. Artık üzerinde kat kat kırmızının her tonunu yansıtan bir elbise vardı ve o mağaranın duvarlarına yansıyan bu binbir tonun oluşturduğu harmoniyi seyrederek yukarı çıktı.

Genç kız yukarıya çıktığında, bir dağın zirvesinde seyredenleri hayran edecek bir gül olmuştur artık. Kat kat kırmızı ışıklar saçan muteşem bir gül. Genç kız etrafına bakınır ve sıra sıra zirveler ve her birinin tepesinde kırmızının değişik tonlarında bir gül görür. Onların da kendisi gibi güle dönüştüğünü düşünerek seyre dalar. Aniden güllerin bazılarının aleve dönüştüğünü ve üzerinde durduğu dağı da tutuşturup bir alev topuna dönüştürdüğünü fark eder. Alev topları bir bir patlayıp gökyüzüne saçılır.

Diğer bir kısmınınsa doğrudan doğruya güneşe bakıp yükseldiklerini görür. Dillerinde “Ya Cemil” sadaları... Ve gül, “Ya Cemil” deyip onlara katılır. Yüksele yüksele güneşin yüzünde kırmızı bir tebessüme dönüşür. Güneşin yüzünde onu görenler, “İşte bu gül, sultanın nurunun kırmızı bir tebessümüdür.” derler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>