Abdurreşid Şahin
Nasihat
Abdurreşid Şahin
A- A A+
Ey nefis!
 
Farzetki büyük bir şirket adına çalışıyorsun, şirket sana bir araç tahsis etmiş. Görevin şirketin değişik şehirlerindeki fabrikalarını teftiş edip orada üretilen mamullerini, en güzel numunelerini getirip patrona takdim etmektir.

Senin asıl vazifen bu, araba da sana bu vazife için tahsis edilmiş. Üstelik yaptığın ve yapacağın masraflar da şirket tarafından karşılanmakta. Şimdi, diyelim ki sen bu aracı alıp göstermelik gezintilere çıkıyorsun ve çok adi numunelerle patronu kandırdığını sanıyorsun. Arabayı kendi şahsi işlerinde kullanıyorsun, arkadaşlarınla gezintiye çıkıyorsun, çevrendekilere hava atıyorsun.

Eş dost ziyaretlerine, sana iş için ayrılan tahsisattan harcayarak gidiyorsun. Ama bilmiyorsun ki patron senin arabana gizli kameralar yerleştirmiş ve her hareketini kontrol ettiriyor. Sen gafletinden ve yüzsüzlüğünden şirketi işlettiğini düşünüyorsun, gününü gün ettiğini zannediyorsun.

Patron tüm bu olanlardan haberdar olduğu halde, kendi huzurunda baştan savma malumat verdiğini bildiği halde sana mühlet veriyor. Gelip nedamet etmen ve işinin hakkını vermen için merhametinden zaman tanıyor. Ara sıra adamlarına emredip aracını bozduruyor, ödemeyi kısıyor, küçük kazaların senin başına gelmesine müsaade ediyor.

Ta ki yaptığın hatayı anlayasın ve hatandan dönüp pişman olasın diye. Şimdi sen yaptığından vazgeçmez ve samimi bir pişmanlıkla patrona yönelmezsen ve sadakatle işine bakmaz, arabayı canının istediği yerde kullanırsan halin nice olur? Senin ukalalığın ve patronu hafife alıp onun malını israf etmekteki pervasızlığın cezayı ve hatta işten atılıp sefalete düşmeyi gerektirmez mi?

Elbette gerektirir hatta her yapılandan hesap sorulur. İnsanın yaptıkları yanına bırakılmaz. Gerekirse şirket malına zarar vermekten hapis bile verilir.
 
Evet ey nefis, aynen bu temsilde olduğu gibi beden denilen bu binek sana emaneten verilmiş. Onun Yaratıcısı sana onu bir görev için vermiştir. Senin görevin zahiri ve batıni duygularınla O’nun eserlerini teftiş edip sanatını gözleyerek tanımak ve O’nu zikredip tefekkür etmek ve nimetlerine şükretmektir. Ayrıca O’nu tanımaya muhtaç olanlara da lisan-ı hal ve kal ile tanıtmak ve böylece Yaratıcıya ubudiyet etmektir.

Bu bedenin dünyadaki görevi ruhun Yaratıcıyı tanımasına ve O’na ibadetle birlikte tesbih, tahmid ve tekbir vazifesini ifa etmesine yardımcı olmaktır. Halbuki sen onu kendi malın bellemiş, canının istediği yerde kullanmakta beis görmüyorsun. Arasıra görev salmak kabilinden yaptığın ubudiyetle ancak kendini kandırabilirsin.

Namazlarında sanki arkandan düşman kovalıyormuşçasına, bir an önce bitirip gitme gayretindesin. Yaratıcının huzurundan kaçarcasına ve görev sarma kabilinden yaptığın ve hatta huzurda bile O’ndan gayrısını andığın ubudiyetine nasıl güvenirsin. Sen O’nun bundan habersiz olduğunu mu sanıyorsun? Kimi kandırıyorsun?
 
Düşünsene, bir sevgilin olsa ve sana kısaca uğrayıp görev savma kabilinden birkaç tatlı sözle seni kandırmaya çalışsa sonrada hep başka işlerle uğraşsa, zamanının çoğunu senden uzakta geçirse ve sen bunu bilsen, nasıl öfkenden deliye dönersin. Hatta “İlgilendiği bir başkası var.” ihtimaline bile hiç rıza göstermezken, Yaratıcının en kıymetli emaneti olan; maddi, manevi duygularını O’ndan gayrısına sarf etmene Yaratıcı nasıl razı olur.  
 
Aklını başına al. Sen yaptıklarınla Yaratıcıya bir zarar veremezsin ama senin mahrumiyetin hadsiz olur. Dünya ve ahiretin zindana döner. Kerim bir Rabbi tanımanın ve O’nun nimetlerine nail olmanın şerefini kaybetmenin yanında, elinde olanları da kaybedecek ve hesaba çekileceksin. Hem o Yaratıcı bu dünyada da kendi evamirine isyan edeni iflah etmez. Buna muktedirdir. İsyankarların zahiri mutluluğu seni aldatmasın.

Ruhlarda yaşanan cehennem o suri mutluluğu silip atmakta. Sefahatte gidenlerin onca mal mülk içinde mutlu olmamaları; intihara veya aklı iptal eden uyuşturucuya ve sarhoş eden içkilere yönelmeleri bunun delili. İşte mutsuz ve ruhu yaralı ve ıstırap çeken Batı medeniyeti bunun canlı örneği. Bizdeki Batı mukallitleri sana iyi bir ayna olsun. Artık sen bilirsin! Ben sana nasihat ettim.

Eğer gerçek saadeti ve huzuru istersen onu Yaratıcının yanında ara. O’nun Resulüne tabi ol. Asıl keyif ve saadet onlarla olur. Aksi mümkün değildir. Rabbin izzetine ve azametine zıttır. 
 
Şimdi gel benimle nedamet et ve yalvar ki o Kerim Rabbin belki kusurunu affeder, seyyiatını haseneye tebdil eder. O’nun rahmetinden daim ümitvar olarak “kulların ziyneti” lakabıyla anılan Resulün torunu gibi kalbimle birlikte şöyle de:

Ya rabbi! Rauf ve Rahim olan ismin ve yine o vasıflarla yad ettiğin Resulün hürmetine “İşlediğim her türlü hata ve günahtan dolayı bana derin (samimi) bir pişmanlık, karşıma çıkabilecek günahları işlememeye kuvvetli bir azim ve sevgini kazandıracak samimi bir tövbe lütfeyle, ey tövbe edenleri seven Allah’ım!
 
Beni günahkarların acı akıbetinden affınla kurtardığın, suçluların yuvarlandığı çukurdan tevfikinle çıkardığın, böylece gazabının tutsaklığından affınla azat ettiğin, adaletinin zincirinden kurtardığın kimselere yeni bir örnek eyle!
Amin!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>