Abdurreşid Şahin
Kim kovalıyor?
Abdurreşid Şahin
A- A A+
HAFTA SONU bir evde misafirdim. Evin dedesi elime bir kitabı tutuşturarak kendisine kitaptan bir parça okumamı rica etti. Tevafuk bu ya nasibimize 17. Lem'a'nın üçüncü Notası çıtı. “Ey gafil Abdurreşid” diyerek başladık söze. Muvakkat, geçici dünyayı layemut, ölümsüz gören nefsime okumayı arzu ettim içimden.

Fakat yaşlı dedeye izah endişesi beni buna ne kadar muvaffak etti Allah bilir. Sohbetin bir yerinde dünyanın kısalığını anlatmak isterken yaşını sordum dedeye. Dede, seksen dört yaşında olduğunu söyleyince ben de ona bu kadar yılın nasıl geçtiğini sordum. Cevap ve devamındaki ifadeler beni bir hayli düşündürdü.

“Hani kirpiti yakarsun ya.. alev alur ve soner.. işte öyle geçti. Bir dağ peşunden bir dağ, arkasundaki dağ, sonrra öteki derken geçup gitti işte. Omur bitti dağlar hala orada durur. Şimdi eceli bekliyuruz.” Yaşlı dedenin son sözleri bana çocuklara anlattığım bir hikayeyi hatırlattı.

Köpeğin biri aç biilaç çölde dolaşırken, bir yandan da Allah'a yalvarıyormuş. Küçük bir leş, ondan bundan kalma artığa bile razı olduğunu söyleyip duruyormuş. Bir yandan da gide gide iki dağ ortasında bir vadiye gelmiş. O sırada dağın birinin tepesinde anlayabileceği dilden bir ses işitmiş: “Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin, sonra da pişmanlık çekmeyin. Efendimiz, ali sultanımız, bütün alemlerin sahibi, ins cin köpek semek herkesi ziyafete çağırıyor. Buyrun Halil İbrahim sofrasına.” Köpek, tellalı duyar duymaz tırmanmaya başlar dağa.

Yolun ortasında biraz soluklanmak için oturduğunda karşı dağdan bir tellalın sesini işitir. O da karşı dağda bir sofra kurulduğunu ilan eder. Köpek kendi kendine “ Şimdi bu dağın tepesindeki yiyecekleri bitirmişlerdir, bana da artıklar kalmıştır en iyisi ben karşı tarafa çıkıp orda hazır yemeğe oturayım.” diye düşünür ve yola düşer. Bir o dağ bir bu dağ derken muradına ermeden ecele yakalanır. Keşke hırs göstermeseydim, der ama iş işten geçmiştir artık.

Hayatıma baktığımda temsildeki kelbten pek farklı bulamadım kendimi doğrusu. Thoreau'nun deyimiyle, daha güzel bir yarın için bugünü ve bu anı feda edip duruyoruz. Bir türlü de gelmiyor daha güzel yarınlar; zira uğrunda feda edecek yarınlar hiç eksik olmuyor.

Sabahleyin -kaçırmadıksa- kalkıyoruz. Alelacele abdest alıp -yoksa namazı kaçırırız zira son beş dakika- namaza duruyoruz. Ne demişler, abdesti deli gibi namazı vali gibi çaktırmadan kılacaksın hani şöyle göz ucuyla. Allahu ekber, derken selamda uykudan uyanacaksın.-secdeye iki kez mi gittim yoksa bir mi, boş ver Allah gafur rahimdir. Tesbihatı ayaküstü yapıp bir yandan da kahvaltıyı hallediyoruz. Yerken ya geç kalırsamı düşün. Tesbihat mı onu çoktan unuttun. Acilen evden çıkıp yola koyuluyoruz.

Yol boyunca trafikten şikayetle varıyoruz. Sonrası zili gözleyen talebe misali öğle paydosunu bekliyoruz. Arada hoşbeş, lak lak derken zaman geçmesin namazı hallediyoruz. Namazda işe yetişme seansları.. öğleden sonra iş çekilmez, bu mesaide hiç bitmez. İkindiyi aradan çıkar. Namazda hep sonralar var. Akşam yorgunluk rolleri. Namaz şipsak fotoğraflık.

Bir de şu kanala baktık. Gözler yastık arar artık. Yatsıyı ha kıldım kılacağım. Uyku bastı, abdesti nasıl alacağım.. Göz açıp kapayınca biter, koca günler, bir bir yiter. -Bu sırada 3 mü kıldım 4 mü kıldım- İnşallah daha sonra... İşler hele bir yoluna girsin... Hele bir tatilin gelsin... Namazlar tadili erkan, risalede tam ittikan.. acaklarla eceklerle, acağımla eceğimle yiter Allah'ım hep yiter ah vah ile ömür biter.

Bir de bunun tefrit versiyonu var. Gece uykuyu sanal rüyalarda arayıp, kurgusal dünyalarda gaflet uykusuyla uyanık kalıp sabah ezanı okunurken gerçek uykuya mağlup düşüp ve böylece sabahı yiyen... öğle vakti uyku sarhoşu şöyle bir göz açıp cep telefonuna uzanırken telefonun düşmesiyle uyanan..

Saate bakınca daha ikindiye çok var, deyip dinlendirmeyen ızdıraplı uykunun koynuna kendini atan.. Uykusunu bir türlü alamayıp günü kapatanlarımızın hali ayrı bir vakıa. Vicdanlar acıtan bir durum ama bazen de kendi kendime hani şu ahirzaman hadisini hatırlayıp ‘uyuyan koşandan hayırlı olmasın' deyip duruyorum. Bilemiyorum doğrusu hangisi daha vahim... Bildiğim tek şey, her iki durumda da daha sonra iyi olmayı temenni ile kaybedilen günler, anlar ve ahirette meyve verecek fırsatlar. Sonra da pişmanlıklar. Tam bir kısır döngü. Gaflet pişmanlık; pişmanlık gaflet doğuruyor. Rabbim ferec versin.

Halbuki sabahleyin vaktin evvelinde bismillah diyerek kalkıp.. Taharetten sonra eza vereni bizden giderip menfaatli olanı bizde tutan Rabbimize hamd edip abdeste yönelsek. Ağzımıza su verirken, Allah'ın Resulu gibi, Allah'ım zikrimi şükrümü ve güzel ibadetlerimi arttır, desek. Ondan cennet kokularını talep edip cehennem kokularından ona sığınsak.. Amelimiz cenneti hissettirip cehenneme siper olsa, diye dua etsek. Sonra yüzlerin karardığı o günde yüzümüzü ak etmesini O'ndan istesek.

Ellerimizi yıkarken kitabımızın sağdan verilmesini temenni edip soldan ve suçluyu yakalarcasına arkadan verilenlerden olmamayı temenni etsek. Rabbimizin rahmetiyle gölgelenmeyi, üzerimize bereketini indirmesini, hakkı işitip ona uyanlardan olmayı ve de cehennemin boyunduruğundan kurtulmayı talep etsek. Rabbimizden ayağımızı hakta sabit kılmasını ve kaydırmamasını temenni etsek.. Temiz bir beden ve niyetlerle dolu bir kalple namaza dursak. Namazda tadile riayet edip rükünlerin hakkını verirken ibadetin tadına varsak. Ve kainatın yaratıcısına kul olmanın şerefini yaşasak. İstiğfar ile salat selam getirerek yeni gün içinde saklı olan gelecek şerlerden Rabbimize istiaze edip bize her şeydeki hayrı göstermesini temenni ederek, tesbih, tahmid ve tekbir ile dolu bir gün yaşamayı istesek…

Daha sonra güneşi uyandırıp güne güzel başlamanın bereketiyle işlerimize koyulsak. İşlerimizi tıpkı Zekeriya as gibi marangoz, bir masayı yaparken sevgililer sevgilisi Rabbimizin verdiği siparişi yerine getiriyormuşçasına işimizi yapsak.. Emeğimizin karşılığını Rabbimizden bekleyerek minnetsiz ve şikayetsiz yapsak. Her anımızı O'nun huzurundaymış şuurunda yaşayıp, gaflet anlarımızı bile O'na sığınma ve gerçek pişmanlıkla şevk vesilesi kılsak.. Namazı günümüzün direği kılıp işlerimizi onun etrafında döndürsek.. Gönül rahatlığıyla vazifesini yapmış bir insan ferahlığıyla erkenden yatağa girsek.. Gece herkes uykudayken uyanıp kendi günahlarımız ve ümmetin günahları için ağlasak, ondan sadece rızasını talep edip günü tamamlasak daha çok mu eziyet çekmiş oluruz... bilemiyorum.

Rabbim, Senden sadece Senin rızanı istetecek ve onunla yetinmeyi netice verecek ihlası istiyorum. İhlaslı kulların ve sure-i ihlasın hurmetine...

SAMİMİYET RABBİM sadece SAMİMİYET...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>