Zahide Aydoğdu
Filistin'de Yiğit Olmak
Zahide Aydoğdu
A- A A+
Bir intifada ne solumda ne de sağımda …

Ne  şehrimde ne de ülkemde….

Bir intifada acımasızlık karşısında….

Bir direniş ki Allah aşkıyla…

Ne çok yakında ne de çok uzakta …

Bir intifada Filistin topraklarında…

15 yaşındayken başlamıştı onun için direniş.15 yaşındayken yitirmişti sağlıklı vücudunu.1952’nin yaz ayı ve yüzmek için ideal bir hava.Nerden bilebilirdi ki küçük Ahmet Yasin o gün imtihan gününün başlangıcı olduğunu.Yüzme sırasında hatalı bir atlayış ile başüstüne düştü ve daha körpecik yaşında boyun kemiği kırıldığı için, kalan 52 yıllık uzun bir ömrü felçli olarak geçirecekti. Hayır hayır düşündüğünüz gibi değil ne hayata küstü ne de bir inançsızlığa düştü.Bu kaza onun  ömrünün belki dönüm noktası oldu. İnandı inandı ve yine inandı. Aklının kesmediği yaşta başlamıştı aslında onun için sınav.

3 yaşında herkesin babasıyla parklarda el ele koşuşturduğu yaşta Ahmet Yasinin dünyasında yetimlik hüküm sürüyordu.İlkokulunun İmam Şafi okulunda okumuştu.Bir nevi muallimlerden değil de  okulun adı ile anılan İmam Şafi’den ders almışcasına bir imtihana tabii tutulmuştu Ahmet  Yasin. 3 yaşında baba şefkatinden uzak bir dünya da yaşamak ve 15 yaşında felçli olmak .Anlamalıydı Yahudiler,  korkmalıydı aslında  bu imtihanı veren küçük Ahmet Yasin, bırakmazdı Filistin’i yabancılara.Lise de bilinçlenip şahit olmuştu  Filistin senaryolarına.Ülkesi için bazı seçkin alimlerden ders alıp kendini de bir hayli iyi yetiştirmişti.

 Çevresinde zeki,otoriter,uslu ve kültürlü olarak tanınmıştı. Kendine yakışır ve çok faydalı bir meslek edinmişti. Kutsal bir meslek….öğretmenliği, öğretmeyi esas kılmıştı hayatında.Bediüzzaman’ın eserlerinden bir veciz sözde denildiği gibi Alimi mürşid (gerçek eğitimci alim), koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt verir, kuş yavrusuna kay verir .bir şeyleri öğretirken önce kendinden başlamıştı Ahmet Yasin.Önce o öğrenmişti. babasını kaybederek  hayata öksüzce direnmeyi ve 15 yaşındayken her şeye rağmen yaşamayı, ve yes’e düşmemeyi öğretmişti ya zaten!

Filistin  Yahudiler  tarafından 1948 yılında işgal edilince. Ahmet Yasin ve ailesi Filistin topraklarından gitmek zorunda kalmışlar ve Gazze’ye doğru yol almışlar.Ahmet Yasin ilkokulunu Gazze de liseyi ise Filistin lisesisinde okudu. Filistin, Ahmet Yasin için kafeste bırakılmış bir kuş misali gibiydi Filistin hür olmalıydı .Ahmet Yasin bir konuşmasında "Filistin halkı yeniden yurduna dönmediği ve Filistin toprakları üzerinde bir Filistin devleti kurulamadığı sürece Filistin meselesine gerçek bir çözüm bulunmuş olunamaz. Bu olmadan üretilecek çözümlerin tümü geçici çözümlerdir ve sadece Filistin halkının sınırlı bir süre için teskin edilmesi amacına yönelik olabilir."diye konuşmuştur.

Ahmed Yasin cihad  düşüncesiyle bu davaya hakim olmuştu .Yıl 1967 ve Filistin artık tamamıyla Siyonistler tarafından işgal edilmiştir.Filistin artık demirden, anahtarı olmayan bir kilit içine hapsolmuştu.Mutluluk  mu o da ne? Bu sadece Hanzala’nın gökyüzünü mavi görmesi olabilirdi.Filistin’de mutluluğun tanımı oldukça zor kelimler kifayetsiz kalıyor.Biz en iyisi Filistin’in gündem halinden direnişten bahsedelim.Direnenlerden bahsedelim.Ahmet Yasin’den söz edelim ve şunu bilelim ki Filistin’de Şeyh Ahmet olmak yeni umutlar olmaktır.

Eş-Şehadetu fi sebili'llah a'la emanina: (Allah yolunda şehit olmak en yüce arzumuzdur).Evet bu kaideyle yaşamıştı ve yaşatmıştı içindeki her duyguyu zerresine kadar.Ahmet Yasin bu kuralı öğrenmişti Müslüman kardeşlerinden,ve bu kuralı tüm orjinalliğiyle de öğretti, gösterdi çevresine. İzzettin Kassam, Dr. Fethi Şikaki, Cemal Selim, Cemal Mansur, Yahya Ayyaş, Salah Şahade, Abdülaziz Rantisi, İsmail Ebu Şenneb, İbrahim el-Mukadime, Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Ebu Ali Mustafa belki birkaçını ismini duymuşsunuzdur.Onlar Filistin yiğitleri….Bu isimlerde olmasaydı eğer, cihad kavramını nasıl veyahut hangi isimlerle açıklardık düşünmeden duramıyorum doğrusu.

Filistin’de yiğit olmak… Şikaki olmak… Salah olmak… Ahmet Yasin olmak…  akıbetinde  şehit olmak.Hepsinin hikayesi ayrı  fakat hepsinin tek bir amacı vardı.Filistin’i Allah için zalimlerin elinden kurtarmak.Bunun için Ahmet Yasin  8 aralık 1987’de Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ ı kurdu.HAMAS’ın geçmişi Müslüman Kardeşler cemaatine dayanıyordu.Yıllarca hapishanede  kaldı ve birçok suikastlara maruz kaldı.buna rağmen bir kere bile davasından vazgeçme düşüncesini aklının ucundan bile geçirmedi.Her olan menfi bir olayı kendine müspet bir şekilde yorumlayıp davasından son nefesine kadar dahi yılmadı.

Zulmü ile nam salmış Siyonist devletini kendine muhatap bile almayan cesur iki intifanın şeyhiydi, Ahmed Yasin: "Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun şartını kabul edeyim” demiştir.  Ve yine  Ahmet Yasin’e bir röportajda HAMAS ile ilgili şöyle soru sorulur ve verdiği cevap Filistin için umut dolu bir cevaptır:

Gazze'ye döndükten sonra HAMAS'ın konumu hakkındaki kanaatiniz nedir?Bizim HAMAS olarak hedefimiz toprağımızı kurtarmak ve hakkımızı geri almaktır. Bu sürekli, sabit ve değişmeyecek bir hedeftir. Bu hedef er veya geç gerçekleşecektir. Bu hedef Filistin davasına hizmet etmektedir. Biz Filistin halkının birliği, arasına herhangi bir ihtilafın, uzlaşmazlığın girmemesi, iç savaş çıkmaması için çalışacağız. İşte bu Filistin davasına hizmet edecektir. Hedef tektir.Biz isteklerimizi gerçekleştirmede ve İsrail işgal rejiminin gasp ettiği meşru hakkımızı geri almada özerk yönetime destek oluruz. Bu gerçekleştiğinde herhangi bir çarpışma ve direniş olmaz.”

 Bu sözleriyle  davasının tek ve değişmez olduğunu  bir kere daha ispatlamıştır. Ahmet Yasin bu davanın, direnişin sadece Filistin için değil tüm Müslümanlar için savunulması gereken bir dava olduğunu da bir çok sözleriyle, mesajlarıyla izahatta bulunmuştur.

“Şeyh Yasin 1999'daki Ramazan mesajında şöyle diyordu:
"Buradan, Filistin toprağından, İsra ve Mirac toprağından, etrafını Yüce Allah'ın mübarek kıldığı Aksa toprağından bu satırları size yazıyorum. Yurdunu kurtarmak ve siyonist düşmanı dize getirmek için mücadele eden mücahit halkımızın yanında yer aldığınız sürece siz de mücahitsiniz. Kalpleriniz bizim Filistin'deki cihadımızla beraber olduğu, kalemleriniz bizim Filistin'deki davamızı savunduğu sürece siz de mücahitsiniz. Kim bir gaziyi teçhiz ederse o gaza etmiş gibidir.

Kim bir gazinin geride kalan ailesine bakarsa o gaza etmiş gibidir. Burada, işgal altındaki topraklarda yaşayan halkınıza maddi, manevi ve siyasi yönden yardımcı olduğunuz sürece siz mücahitsiniz. Filistin'le, Kudüs'le, Aksa'yla ilgili görevinizi yerine getirme ateşiyle yanıp tutuştuğunuz sürece siz mücahitsiniz. Allah'ın sözünü dünyaya tebliğ ettiğiniz, hakkı savunduğunuz, hakkın yanında yer aldığınız sürece siz mücahitsiniz. Şanı yüce olan Allah hak ve doğru olan sözünde şöyle buyuruyor: "Öyleyse inkarcılara boyun eğme ve onlara karşı onunla (Kur'an'la) büyük bir cihad ver." (Furkan, 25/52)"”

Bu sözünün üstünden 5 yıl geçti. Fakat Siyonist devletler hala Ahmet Yasin’in peşini bırakmaktan vazgeçmemişti. Ahmet Yasin 15 yaşından itibaren davasına ve tekerlekli sandalyesine adamıştı kendisini. Vicdansız Siyonist devlet birçok kez Ahmet Yasin’e ve çevresine  suikast girişiminde bulunmuş ise de başarılı olamamıştı.Ahmet Yasin her suikast da daha da güçlendi ve şevklendi bu Siyonist devletin canını epeyce sıkmıştı.Ve sonunda  22 mart 2004 ve bir sabah namazı vakti kuşların bile “hak hak” diye öttüğü vakitte duyulmuştu “tak tak” sesler.bu sesler hiç de yabancı değildi fakat bu sefer çok yakından geliyordu hemde çok yakından…

Acımasız, hilekar Siyonist devlet tarafından atılan füzeler Şeyh Ahmet Yasin ve 4 kişiyi ilkeleri olan şehitlik makamına göndermişti. Ne mutlu size Mücahidler!

Ve Ahmet Yasin insanlık dışı bir suikast akabinde ibretlik bir şehadetle meleklerin alkışları arasında uğurlanmıştı ukbaya.  

"Ey Rabbim! Zindan benim için Siyonistlerin gayri meşru işgallerini onaylamaktan, meşru olmayan bir hakimiyeti meşru görmekten hayırlıdır.”                                                                                    

"Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir." (Ankebut suresi: 29/69) ALLAH(C.C)                           
                         
 **Bu yazı muhtelif kaynaklardan seçilip,derlenip oluşturulmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>