Zahide Aydoğdu
Ahde Vefa Nefse Cefa
Zahide Aydoğdu
A- A A+
Hissiyatım..Latifelerim..Hatta zerrelerim en çok vefaya aşık diye bilirdim. Ben bu zan ile oyalanmaktayken, kalemim paye istedi satırlara. Sonra o naif yazarın dediği gibi; “"Bundan sonrası kelama ve kaleme sığmaz..Artık kalemin ucu kırılmıştır. Sus!..Öyle bir yere varılır ki kağıt yanar tutuşur, elde bir kalem kalır. Ey kalem, nereye vardık ki ucun kırıldı?”. Yetmeyecek mi vefayla bezenmiş satırlara kudretin ? Kaldıramayacak mı gönül  verdiğin ahdi ? Hatırlamak… Unutmuşluğun pişmanlığı, terletiyor baştan aşağı kadar beni.
 
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorulduğunda Karşılığında da: "Evet, Rabbimizsin." dediğimiz AHDE VEFA o ki ; ruhlar aleminde, Rabbine verdiği söze sadık kalmaktır. Peki ya an itibariyle inceleyedursam şu halimi, ne haber o sözleşmeden halime, dilime, dinime kalan ? Anlatıyor muyum aczimle ,zaafımla onun kudret sahibi olduğunu. Veyahut lisanen  ikrar ve kalp ile tasdik edebiliyor muyuz verdiğimiz sözü.
 
“Allah’a iman sadece “inandım” demekten ibaret değildir. La ilahe illallah’ın hakikatlerine tamamen iman etmek, kalben tasdik etmek, kainatta külli cüz’i her şeyin onun ilim, irade ve kudreti ile olduğuna iman etmek, peygamberlerini ve getirdiği emirlerini tasdik etmek, sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini tasdik etmek, günah işlediği ve emre muhalefet ettiği zaman kalben tövbe edip pişman olmaktır. Yoksa büyük günahları serbestçe işleyerek tövbe ve istiğfar etmemek ve aldırmamak imandan nasibi olmadığına delildir.”
 
Fakat maatteessüf bu zamanda ne dilimiz ne kalbimiz ne de ahvalimiz verdiğimiz söze sadık olmamıza ispat.
Mehmet Akif Ersoy
 
“Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde 
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde 
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul 
Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul 
Ne tüyler ürperir ya Rab, ne korkunç inkılab olmuş 
Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş”
 
diye yazarken  seyir eylemişti belki de bu vakti.
 
Sanki senelerce bu fani dünyada ikamet edecekmiş gibi ,malayani, boş işlerle uğraşıp verdiğimiz söze mukabil tek bir icraat bile göremez hale geldik. Sahi ahdim kalbimdeki şu sönmüş lem’a mı ? Bu lem’ayı kamil noktaya  ulaştırabilmenin  yegane çaresi  dört elle Kuran’a ,sözümüze ,iman hakikatlerine sarılmak ve sözümüzden dolayı hesaba çekileceğimizi (“Verdiğiniz sözü yerine getirin. Sözlerinizden elbette sorumlusunuz.” (İsra, 34) hiç unutmamışçasına “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” sözü üzerine istikametle hayatımızı ilerletebilmektir.
 
 
Bu durumda sıkça Efendimizin ahvalini göz ününde bulundurup ona tabii olup  ahde vefanın imandan olduğunu görmek yaşamak ve yaşattırmak adına dem ve damarlarımıza karışacak derece de iman hakikatlerini okumak öğrenmek ve tatbik etmektir! Ve ahde vefa o ki verdiği kararda ya olmak ya ölmek adına sebat etmektir.
 
Teslimiyettir ahde vefa.Dost ikliminde yetişen bir güldür vefa. Kulluğun kamil noktada olabilmesidir, vefa. Kamil bir kulluk o ki, anne ve babaya hizmet ederken dostta söz söylerken, yazarken, konuşurken vefadan yoksun olmasın. Öyle ki helak edilen kavimler bir nevi ahde  sadık kalamadıklarındandır. Söze sadık kalmak, temiz sayfalar iade edebilmektir ötelerde. Sınavdan muaf olmak muhal elbet bu durumda, öyleyse söylesenize nedir bizdeki bu denli gaflet? Benim için esas Hakkın rızası mıydı nefsin hatırı mı ? Şimdi dövünüp nalan edeyim. Heyhat !  Zira unuttuğum, Mevlaya olan sözümdü.. ! Ve direnmeli mücadele etmeli çünkü zorlanmadan vefa olmaz bilmeli, kabullenmeli.
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>