Bombalı İntihar Saldırılarının İslam'da Hükmü Nedir?
A- A A+

Bombalı İntihar Saldırılarının İslam'da Hükmü Nedir?

İntihar, hayata son verme olayıdır. Ancak insanın hayatına son verme hakkı var mıdır? Kendisine o hayatı ve bedeni veren, verdiği hayatı ve bedeni intihar yoluyla yok etme hakkını da vermiş midir? İnsanın elinde böyle bir imha izni mevcut mudur?
 
Bu sorunun cevabı mühimdir. Bu cevap düşünülmezse intihar cinayetinin İslam'da neden yasak olduğu net olarak anlaşılamaz.
Rabbimiz hassas ve şeffaf olan insan ruhunu, bir beden içine bu dünyaya göndermiştir. Gönderdiği bu bedeni insana mülk olarak mı vermiştir, yoksa emanet olarak mı? Yani insan, bedenin misafiri mi, yoksa sahibi midir?
 
İşte tespiti gereken temel nokta budur! Eğer insan, bu bedenin sahibi ise mesele yoktur. Sahibi olduğu bedende istediğini yapabilir. Kendi mülküdür çünkü. Şayet sahibi değilse, o takdirde emaneti korumakla görevlidir. Tahrip etme hakkına sahip olamaz...
 
Demek ki, bu vücut ve bu beden mülkümüz değil, ruhumuzu korumamız için bize lütfedilmiş bir misafirhanemizdir. öyle ise emanet olarak verilmiş bu İlahi sanat harikasını yok etmeye yönelik teşebbüslerde bulunamayız. Yanlış bir ifadeyle ölüm orucu denen açlık protestosuna giderek tahribine sebep olamayız. 
 
Ekonomik veya sosyal sıkıntılar yüzünden ümitsizliğe kapılıp da intihara yönelemeyiz. Vücudumuzu canlı bomba olarak patlatıp da havaya uçuramayız. çünkü bu bedeni, bu organları, bu eli, ayağı, gözü, kulağı, hiçbirini biz yapmamışız, onlar bizim sanatımızın ürünü değildirler. Bu sanat harikasını yaratıp da bize ikram ve ihsan eden Zat, onu bir misafirhane olarak kullanmamızı izin vermiştir. Tamire izin var, tahribe izin yoktur.
 
İşte bundan dolayıdır ki, İslam'da insanın kendi malı olmayan bedenini yok etme manasına gelen intiharların her türlüsüne yasak konmuş, hatta bazı 
alimler intihar ederek Allah'ın binasını yok edenin cenaze namazının kılınmayacağını dahi söylemişlerdir.
 
Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de hem bedenin kendisinin hem de idaresinin bize bırakılmadığına dikkat çektiği ibretli izahında, şu düşündürücü ikazlarda bulunmuştur. (mealen):
 
"Ey insan! Bil ki, Cenab-ı Hakk'ın sana ikram ettiği vücudun, cismin, organların emanettir, mülk değildir! Yani Cenab-ı Hak senin istifaden için kendi mülkünü senin eline emanet olarak vermiş, istifade et diye ikram ve ihsanda bulunmuştur.
...
Madem sana verilen hayat ve hayatın gerekleri ve lazımları mülk değil, ibahadır. Yani ihtiyacını karşılaman için emanet olarak verilmiştir. öyle ise emanetçi anlayışıyla hareket etmen lazımdır. Nasıl ki bir zat ziyafete misafirleri davet eder, onlara ziyafet meclisindeki eşyadan ve ziyafetten istifadeyi serbest kılıyor; ama mülk olarak vermiyor, ziyafetin usulü ev sahibinin rızası dahilinde tasarruf etmektir. öyle ise israf edemez, başkasına ikram edemez, sofradan kaldırıp başkasına sadaka veremez, dökemez, zayi edemez. Eğer onun şahsına mülk olarak vermiş olsaydı, bunları yapabilirdi ve kendi arzusuyla hareket edebilirdi. Aynen bunun gibi, Cenab-ı Hak sana sadece istifaden için verdiği hayatı, bedeni intihar ile sona erdiremezsin. 
 
Gözünü çıkaramazsın, manen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde haram yerde kullanamazsın; kulağı, dili ve bunlar gibi cihazları harama sarf etmekle manen öldüremezsin. Ve hatta eti yenilmeyen hayvanları dahi lüzumsuz yere katledemezsin ve hakeza. Bu sebeple dünyada sana verilen bütün bu nimetler, bu dünya misafirhanesinin sahibi olan Mihmandar-ı Kerim-i Zülecelal'in kanunlarının işaretlediği şekilde tasarruf etmeni gerektirir."

(Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, 250. Mektub )
Kaynak : Sorularla İslamiyet