Nurefşan Karakaş Sağlam
Bir Kedi Kadar Nankör Olabilsek
Nurefşan Karakaş Sağlam
A- A A+
Üstad Bediüzzaman ne de güzel demiş hislerime tercüman olarak:
Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!

Hep halim-selim bir şeyler yazmak için başlasam da satır aralarında dolaşmaya, bu kalem un-ufak ediyor birçok şeyi.

Neyleyeyim göz görüyor, gönül hisleniyor. Üstad’ın da dediği gibi, karşımda müthiş bir yangın var! Nefsimde dahil olmak üzere, bunca insanın Yaratıcısına karşı hadsiz derecede yaptığı hataları gördükçe korkuyorum. O’nun rızasını düşünmeden hareket ediyor, O’na layık kul olmak için uğraşmıyoruz. Sevgi ve merhamet başımızdan aşağı yağarken ne görüyoruz, ne de hissedebiliyoruz.  

Nankörlükte kedileri suçlarız ya hep hani, o bile asıl rızk verenin Cenab-ı Hakk olduğunu biliyor ve bundan ötürü insanlara teveccüh etmediğinden dolayı adı nanköre çıkmış. Halbuki bırakın kalburüstü, eğitimli, evcil kedileri; sıradan, bakımsız, eğitimsiz sokak kedisi bile Allah’ın her şeyin sahibi olduğunu biliyor. Bu yüzden nankörlükle suçlanmış. Keşke biz akil insanlarda bir sokak kedisi kadar nankör olabilsek.
 
Mülk, O’na(c.c) ait, biz memluküz. Köle, sahibine boyun eğmeli, her istediğini yerine getirmeli, nefsinden önce sahibinin nefsini düşünmeli değil mi? Bizde Rabb’imizin kölesiyiz. O ne istiyorsa onu yapmakla vazifelendirilmişiz. İşimize geleni yapıp, zorumuza gideni yapmama gibi bir lüksümüz yok, aldığımız her nefesi bile Allah’ın izniyle verebiliyorken…
O zaman kulak verelim bizden istediği şeylere:

O (c.c) diyor ki: “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey Mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur Suresi 31)

Yine Cenab-ı Hakk başka bir ayet-i kerime’de: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”(Ahzab 59) buyuruyor.

Bizim bu uyarılara ilgisiz kalmaya hakkımız var mı? O’nun hoşnut olduğu ölçülere riayet ederek, Efendimizin tarif ettiği gibi örtünmemiz gerekmez mi? Zira zikredilen ayetlerde görüldüğü üzere, sadece başörtüsünden bahsedilmiyor.

Bu ayetlere rağmen dışarıda namahrem erkeklerin görebileceği ortamlarda  gömlek-etek ve hatta gömlek-pantolon ve dahi vücudu saran kısa, renkli elbiselerle dolaşan çok muhterem başörtülü kardeşler, ablalar ve teyzeler, cennetle mi müjdelendiler ya da bu ayetleri kafasına göre tefsir eden çok kıymettar hocalardan(!) fetva mı aldılar ki böyle dolaşmaya devam edebiliyorlar?

Müslümansak, Müslümanlığımızı bilmeliyiz. Bilinçsizliğimizi halka ilan etmemeli, cahil-cühela bir şekilde ortalıkta dolaşmamalıyız. Günah makinesi gibi dolaşıp da bütün namahrem bakışları üstümüze çekmemeliyiz. Eğer ki böyle süslü-püslü dar elbiselerle, dar pantolonlarla, kısa eteklerle, kollar dirseklere kadar kıvrılarak, boyunlar görünecek şekilde başlar örtülerek, dar gömleklerle ve dar pardesülerle gezinip de cenneti garantileyebilecek bir yöntem varsa, söylesinler de bu ümmet-i Muhammed’de nasiplensin!

Ama yok! Hüküm Allah’tandır, değişmez!

Rabb’imizin dergahında el açıp, dua etmeye yüzümüz olmalı. Biz O’nun istediklerini belki bilfiil yerine getiremeyebiliriz. Ama elimizden geldiğince O’nu razı etmek için uğraş vermeliyiz. Her işimizde O’nu düşünmeli, hayatımızın her alanında Rabb’imizin rızasını kazanmak için çabalamalıyız. Çünkü O (c.c)’da  bizi düşünüyor ve bizi çok seviyor!...

 O’nsuz (c.c)  yaşayamayız, O’nsuz (c.c)  olamayız, O (c.c) bizim her şeyimiz!… 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>