Said Nursi'nin Felsefeye Bakışı Nasıldı
A- A A+

Said Nursi'nin Felsefeye Bakışı Nasıldı

Felsefe, maddeyi, hayatı ve bunların çeşitli tezahürlerini, sebeblerini, ilk unsurları ve gaye cihetinden inceleyen fikri çalışma ve bu çalışmaların neticelerini toplayan ilimdir.

Üstad Hazretleri felsefeyi müspet ve menfi olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Menfi kısmını şiddetli bir şekilde tenkit ederken, müspet kısmına da sıcak bakmıştır. Üstad Hazretleri Risale-i Nur'un çok yerlerinde menfi felsefenin bozuk ve esassız temellerini kati deliller ile çürütmüştür.
 
  • Menfi felsefe aklı esas alıp, vahye meydan okuyan, dine muarız bir yoldur.
  • Müspet felsefe ise vahye tabi, onun terbiye ve rehberliği ile hareket eden, din ile barışık bir yoldur.

Risale-i Nurlarda muzır ve dalalet olarak gösterilen menfi felsefedir.
 
Menfi felsefe kainata ve mevcudata manay-ı ismi ile bakar. Yani menfi felsefeye göre kainat Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği bir mektep değil, kendi hesabına manasız ve sanatkarsız bir tesadüf yumağıdır.
 
Menfi felsefe, insanın kendine itimat ve benlik duygusuna kuvvet vermesini telkin eder. Kur’an ise insana Allah’a itimat ve tevekkülü tavsiye eder ve benlik davasından da vazgeçmesini ders verir. Bunların muvazene ve mukayesesi Risale-i Nur'un çok yerlerinde geçiyor.
 
Menfi felsefe insanı dünyanın adi ve süfli aruzlarına teşvik ederken, Kur’an insanı müteal, yani aşkın alemlere teşvik eder.
 
Menfi felsefe insanın nefis ve hevasını serbest bırakırken, yani bunları tatmin için çabalarken; insandaki  kalp, ruh, vicdan gibi ulvi hissiyatları mahkum ve mahpus ediyor. Kur’an ise, nefis ve hevaya gem vurup, ulvi olan kalp, ruh ve vicdan gibi hissiyatları tatmin eder.
 
Menfi felsefe kainattaki bütün olayları manasız ve tesadüfi olarak değerlendirirken, Kur'an her şeyin dizgin ve terbiyesinin Allah’ın kudret elinde olduğunu ve hikmet ile hareket ettiğini gösterir.
 
Menfi felsefe eşyanın dış yüzündeki sönük nakışlarını nazara verirken, Kur’an her şeyin içyüzünü ve Allah’ın isim ve sıfatlarına bakan noktasını nazara veriyor.
 
Menfi felsefe, kafa feneri hükmünde olan akla dayandığı için, temeli güdüktür, eşyanın hakikatine nüfuz edemiyor. Kur’an ise, Allah’ın sonsuz ilminden süzülüp geldiği için, her şeyin özünü ve hakikatini kuşatmıştır ve muğlak bir nokta bırakmamıştır.
 
Felsefenin dine dahil olup itaat etmesi, aklın vahyin terbiye ve riyasetine girmesi anlamındadır. Felsefe, yani onun tek rehberi akıl o zaman nurlu ve faydalı olur. 
 
Menfi felsefe vahyin terbiye ve riyasetine girmez, bir nevi aklı ya da sair bilgi araçlarını vahyin yerine ikame eder. Felsefeye göre insan aklı ile her şeyi bilebilir ve bulabilir. Bu yüzden vahiy ve peygamberin terbiyesine girmeye mecbur değildir, derler ve bu noktadan felsefi ekollerin büyük bir kısmı dini ve vahyi inkar eder.
 
Üstad Hazretleri Risale-i Nur'un çok yerlerinde akıl ile vahyin mukayesesini yapar ve aklın tek başına hakikate ulaşamayacağını kati deliler ile ispat eder. Aklı yıldız böceğine, vahyi ise güneşe benzetir. Şayet akıl kendine itimat edip, vahiyden kendini soyutlar ise, yıldız böceği gibi karanlıklar içine gömülür, kendi azalarını bile göremez hale gelir. Bu hali ile güneşe meydan okuması ise, gayet derecede trajikomik bir durumdur.
 
İnsanın, cüzi aklı ile Allah’ın sonsuz ilminden gelen vahye meydan okuması ve aklı kendine mutlak rehber görmesi zahir bir yanlıştır. Bunun en güzel delili felsefe aleminin hakikatleri bulmaktaki acziyet ve zafiyetidir. Felsefe aleminde her felsefi ekol diğer ekolleri tezyif ve tenkir içindedir.
 
Felsefenin dahileri olan Aristo ve Sokrat gibi filozoflar ilahiyat noktasında  ne kadar iptidai ve verimsiz oldukları eserleri ve fikirlerinde görünüyor. Aristo’nun ilk sebep tezi Allah’ı anlamak noktasında ne kadar aciz ve kısır olduklarını gösterir. Kainatta Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini bırak, Allah’ın varlığını bile görmekte zorlanmışlardır. Bu da soyut aklın vahiy karşısında ne kadar aciz ve zayıf olduğunu gösteriyor. Halbuki vahiy her şeyde ve bütün kainatta Allah’ın varlığını, birliğini, isim ve sıfatların tecellilerini en ami adama da okutturup ders veriyor. Aristo’nun okuyamadığı ince meseleleri Kur'an’ın en basit talebesi bile okuyabiliyor.
 
Buraya kadar anlatılan felsefe menfi felsefedir. Kur’an ile barışık olan müspet felsefe bahsin haricindedir.
Kaynak : Risale Ajans