Allah'ı İnkar Eden Tabiatçılara Karşı Müdafaa Stratejisi
A- A A+

Allah'ı İnkar Eden Tabiatçılara Karşı Müdafaa Stratejisi

Said Nursi, gerçeklere susamış akıl ve kalblere mükemmel bir tefekkür turu takdim eder. Kainattaki düzeni ve intizamı tarif ederken aklı bir mızrap gibi kullanır. Kalb telleri üzerinde vura vura gafleti dağıtır, basiret gözünü açar. Sebeplerin kısır döngüsüne kapılmış insanlığın elinden tutar, göklerin, yerin ve içlerinde bulunan her şeyin yaratıcılarını tesbih ettiklerini anlatarak marifet iklimine götürür.
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin, "Kainattan Halikını soran bir seyyah" gibi yaptığı fikri seyahatinden; Allah'ın varlığını, İslam davasının doğruluğunu ve Kur'an-ı Kerimin i'cazını ispatı hususunda yaptığı izahlardan söz ettiğimizde, hatırımıza hemen "stratejik müdafaa" terimi geliyor.
 
Said Nursi'nin yaşamış olduğu ağır şartları, gördüğü amansız baskıları, uğradığı dayanılmaz hücumları ve bu hareketler karşısında İslamı müdafaa için takip ettiği metodu göz önüne getirirsek; bunlar, ancak "stratejik müdafaa" ifadesiyle karşılanabilir.
 
Said Nursi'nin Türkiye içinde ve dışında talebeleriyle ve ilminden istifade eden diğer mü'minlerle   elele vererek aldığı netice, onun "stratejik müdafaa" üslubundan kaynaklanmaktadır.
 
Dış ve İç Alemde
 
Tefekkür, İslami bir vecibedir. Hadiselerden ibret almak ibadetlerin en efdalidir. Yaratıcısınıt anıması, Onun varlık ve birliğini idrak etmesi için Cenab-ı Hak insana düşünme kabiliyeti vermiştir. İnsanın kainatta sergilenen harika sanat eserleri ve kudret mucizeleri üzerinde düşünmesi, onu doğrudan doğruya Vahid, Kadir ve Latif olan Allah'a götürür. Kainatta küçük büyük her bir varlıkta tecelli eden İlahi Kudreti tefekkür etmek; hakikatıöğrenmenin ve onu içimizde hakim kılmanın tabiiyoludur. Zaten büyük varlıklar üzerinde yapılan tefekkürle küçük varlıklar üzerinde yapılan tefekkür arasında fark yoktur.
 
Tefekkür, alimler için daha da zaruridir. Çünkü insanları hak ve hakikata onlar sevkeder; çizdikleri tefekkür yolu üzerine işaret levhaları koyarak insanların kalblerindeki perdeyi kaldırırlar. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
 
"De ki: Yeryüzünde gezin de görün: Allah mahlukatı ilk önce nasıl yaratmış, sonra da ikinci bir inşa ile nasıl vücuda getiriyor. Şüphesiz ki Allah'ın kudreti her şeye kafi gelir."2
"Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için Allah'ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden pek çok deliller vardır."3 
 
"Kulları içinde ancak alimler Allah'tan korkar."4
 
Bu meseleye dair pek çok ayet-i kerime vardır. İlhamını Kur'an'dan alan Said Nursi, gerçeklere susamış akıl ve kalplere şahane ve mükemmel bir "tefekkür turu" takdim etmektedir. İnsanları, büyüleyici bir güzelliğe ve seyri doyumsuz bir manzaraya sahip olan varlık tabloları önünde durdurur, sırlarını ince ince anlatır. Kainattaki düzeni ve intizamı tarif ederken akılları bir mızrap gibi kullanır, kalp telleri üzerine vura vura, gafleti dağıtır, basiret gözünü açar. Sebeplerin kısır döngüsüne kapılmış, faniliğin zifiri karanlığına batmış olan insanlığın elinden tutar; göklerin, yerin ve içlerinde bulunan her şeyin Yaratıcılarını tesbih ettiklerini anlatarak ilim ve marifet iklimine götürür.5
 
Said Nursi tabiatı müşahede ederken, mükemmel ve derin manaları idrak eder. Bu hususiyeti, onun, bu meseleler için lazım olan her şeye sahip olduğunu gösterir. Bunlardan birisi, ihlasıdır. Bediüzzaman ihlası sayesinde, kainatın yaratılış maksadını berrak bir şekilde kavramış, ders ve ibretler çıkarmıştır. Çünkü ihlaslı bir insan, güçlübir alıcı cihaza benzer.
 
Bediüzzaman, üstün bir akla, parlak bir zekaya, güçlü bir hafızaya, eşsiz meleke ve kabiliyetlere sahipti. Zaten bu vasıflarından dolayı "Bediüzzaman" ünvanıyla anılmıştı.
 
Said Nursi, din ve fen ilimlerini tahsil ederken büyük bir ciddiyet ve gayret göstermiştir. Daha on dört yaşındayken Kur'an-ı Kerimi hıfzetmiş; dil, edebiyat, belağat, tefsir ve fıkıh gibi ilimlerden icazet almıştı. Ayrıca, matematik, astronomi, fizik, kimya, felsefe, jeoloji, tarih ve coğrafya gibi fen ilimlerini elde etmiş; hatta bu ilimlerin bazıları hakkında eserler telif etmişti.
 
İlim Asrı
 
Fıtrat insanı imana götürür. Selim bir görüş imana götürür. Selim bir akıl imana götürür. Yani iman için çok çeşitli yollar vardır. Bütün yollar aynı sonuca varır.
 
Said Nursi'nin yaşadığı dönemde (1876-1960) fen ilimleri sahasında büyük ilerlemeler gerçekleşti. Ancak bu ilimleri öğretenler onu dinsizliğe alet ediyorlar, akıl ve zihinlerde İslamiyet hakkında şüphe meydana getiriyorlardı. İslamla barışık olan bu ilimleri, kasdi olarak İslamın aleyhinde kullanıyorlardı. Bir medeniyet dini olan İslamı, ilerlemeye, teknolojiye karşıymış gibi gösterme gayretinin içine girmişlerdi.
 
Birisinin bu yanlış gidişe "Dur!" demesi gerekiyordu. Bunu Bediüzzaman Said Nursi yapmıştır. Asrımız insanının hastalığının "imansızlık" olduğunu teşhis ederek Cenab-ı Hakkın varlık ve birliğini, İslamın her asra hitap eden bir din olduğunu, zaman geçtikçe Kur'an'ın tazeliğini ve gençliğini koruduğunu, Resulullahın (a.s.m.) getirmiş olduğu hidayet nuruna bütün insanlığın muhtaç olduğunu gösterdi. Akla ve ilme dayanarak tefekkür yoluyla küfür selinin önüne set çekti. Dini ilimlerle fen ilimleri arasında çıkartılan kavga ve kargaşayı giderdi. Bu hususta şöyle diyordu:
 
"Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder."6
 
Stratejik Müdafaa
 
Said Nursi'nin yaşadığı dönemde İslam dünyası maddi ve manevi felaketlerle yüz yüze bırakılmıştı. Bütün Müslümanları yekvücut halde tutan hilafet müessesesini parçalayan Batı, birlik ruhunu dejenere etmiş, zehirini İslama akıtmıştı. Çünkü, düşmanlık, saldırganlık ve yağmacılık üzerinde şekillenen Avrupa, biliyordu ki, hedefine varmada önünde en büyük engel İslamiyetti. Bu engeli bertaraf etmek için Müslümanları Kur'an'dan soğutacak, dinlerinde şüpheye düşürecekti. Bunun için her fırsatı değerlendirdi, bütün imkanını kullandı. Bir İngiliz politikacısı olan Gladstone'nun bu hususta şöyle bir sözünakledilir:
 
"Bu Kur'an Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, ya Kur'an'ı ortadan kaldırmalıyız veya Müslümanları ondan soğutmalıyız."
 
Yapılan planların, kurulan tuzakların hedef ve maksadınıyakından fark eden Bediüzzaman bu söze büyük bir tepki gösterdi ve şöyle haykırdı:
 
"Kur'an'ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş olduğunu ben dünyaya göstereceğim ve ispat edeceğim."7
 
Çünkü, hedefine doğru ilerleyen düşmanın, engellenmesi ve peşpeşe gelen yenilgilerin durdurulması gerekiyordu. Bunun için de "stratejik müdafaa" için hazırlık yaptı. İşte burada Said Nursi'nin Batının planları karşısında bir nevi stratejik müdafaa olan tabiatı tefekkür ederek Kur'an'ın icazını, risaletin doğruluğunu, Allah Tealanın varlık ve birliğini ispat etmeye çalışması devreye girer ki, bu hususta kaleme aldığı kitaplar, hiç şüphesiz böyle bir müdafaa için en yeni ve en modern eserlerdir. Ayrıca, böyle bir üslubu tercih etmesi de, onun fevkalade üstün bir şahsiyete sahip olduğunu gösterir.
 
Tefekkür Üslubu
 
Bediüzzaman'ın üslubu; ilmi dayanağı, tutarlı mantık örgüsü, meseleleri kavrayışı, şiiriyeti, geniş ufku; güçlü, açık ve sağlam ifadesiyle farklı bir üsluptur. Bu üslup, zihinlerde şüphe ve tereddütler doğuran terimlerden, ruhsuz felsefik tabirlerden uzaktır. Said Nursi kullandığı bu üslupla, felsefik delillerin sergilenmesi haline gelen kelamı, ilmi hakikatlere dayalı, ona hareket ve hayat kazandıran bir ekol haline getirmiştir. Böylece kelam, belli bir kesime hitap eden bir ilim olmaktan çıkmış, çeşitli kültürel ve fikri seviyelere uygun faydalı, sosyal bir akım şekline girmiştir.
 
Bediüzzaman'ın Başarısı
 
Bediüzzaman'ın yüz otuza ulaşan eserleri yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın her tarafında büyük bir hizmet görmektedir. Risalelerin Arapçaya, İngilizceye, Kürtçeye, Fransızcaya, Almancaya, Urducaya ve diğer dillere yapılmıştercümeleri vardır. Ayrıca, muhtelif dillerde master ve doktora tezleri yapılmıştır. Bütün bu neticeler, Bediüzzaman'ın ihlasınıve Allah rızasından başka bir gayesinin bulunmadığını gösterir.
 
Hiçşüphesiz, kalpten çıkan bir şey, diğer kalplere kolay ulaşır. Daha da önemlisi Bediüzzaman asrın ruhunu kavramış, İslamiyetin stratejik müdafaa üslubunu kullanmıştır.

1. Fikir ve edebiyat dergisi: el-Muhtarü'l-İslami
2. Ankebut Suresi, 20.
3.  Al-i İmran Suresi, 190.
4.  Fatır Suresi, 28.
5.  Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid.
6.  Bediüzzaman Said Nursi. Münazarat, s. 72.
7.  Bediüzzaman Said Nursi. Tarihçe-i Hayat, s. 47.

Kaynak : Sorularla Risale