Senai Demirci Bilmecesi ! Ne Yapmaya Çalışıyor?
A- A A+

Senai Demirci Bilmecesi ! Ne Yapmaya Çalışıyor?

Yazar Ahmet Ay, uzun yıllar Mustafa İslamoğlu ile program yapan Senai Demirci ve yazıları ile alakalı değerlendirmelerden oluşan altı bölümlük bir yazı dizisi kaleme almış. Okuyunca sizlerde gerçekten hayretler içerisinde kalacaksınız. İşte Ahmet AY'ın o çarpıcı tespitleri...

Yani bazen kendi kendime soruyorum:
Acaba benim mi psikolojim bozuldu?
Acaba ben mi kafayı yedim de yazılanları/çizilenleri farklı anlıyorum?

Etrafımda öyle cerbezeler görüyorum ki, şaşkınlıktan dilim tutuluyor. Ters dönmüş fincanları evirip çeviren, 'Bul karayı al parayı!' yapan insanlarla dolu her yer. Gözünün içine baka baka eşeği boyayıp at diye satmaya çalışıyorlar. Yemeyince de alınıyorlar.

Ya 'hüsnüzan' ile 'aptallığı' karıştırıyorlar yahut da bu işte başka bir hesap var...

Niye açtım bu bahsi? Ona geleyim:

Dün yazdığım, Emre Dorman meselesi üzerinden Senai Demirci ve Haluk İmamoğlu abilerin duruşlarını da sorgulayan yazıma mukabil Senai abi eski bir yazısını takipçileriyle paylaştı. "Kur'an Müslümanlığı mı, Peygamber Müslümanlığı mı?"[1] başlıklı bir yazı. Belki daha evvel okuyanlarınız vardır. Bilmiyorum. Ben ilk kez okudum. 
 
Yazının içeriğini mihenge vursam bir facia, benim eleştirime mukabil bu yazıyı paylaşmakla yapılan 'kaçak güreşi' analiz etsem bir facia. Hangi faciadan size şekva etsem ben bile şaştım.
  • Ben alenen/açıkça "Allah Resulü aleyhissalatuvesselamdan gelen hadisleri reddeden, hadis imamlarını/ravilerini 'yalancılıkla' itham eden, hadis ilmine olan güveni saçmasapan demagojilerle sarsmaya çalışan, hem de kezzab (yalancı) ve ehl-i bid'a o adamların yanında ne işiniz var?" diye soruyorum;
  • Siz Senai abim, hiç alakası olmayan (hatta şimdiye kadar ümmet içinde sahici bir gündem bile oluşturmamış) bir başlık açıp, sanki derdimiz oymuş gibi meseleyi bir muğalata içinde boğmaya çalışıyorsunuz.
  • Zaten en baştan beri sizden şekva ettiğimiz şey de bu değil midir?
  • Şu hadis reddiyecileri/Kur'an müslümanları karşısında bir türlü dik bir söylem tutturamayışınız değil midir? 
Ne zaman bu sadetten, Nurcu kardeşleriniz, sizi de kendileri gibi bildikleri için, "Senin orada ne işin var?" diye sorsalar; her defasında 'ne şiş yansın ne kebab' tarzı ortaya birkaç cümle yazıp işin içinden sıyrılıyorsunuz.

Böyle hareketler şans oyunlarında makbul olabilir, ama mesele itikat olunca sırıtıyor. Yüzünüze söylenmediği için "Hallettik galiba bu işi!" sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

Hepimizin aklında/kalbinde isminizin yanında bir soru işareti var.
  • "Nerede artık Senai abi acaba?" diye soruyoruz kendi kendimize.
  • "Hala ehl-i sünnet itikadında mı? Hala Bediüzzaman'ın dersine/tedrisine, Risale-i Nur'un perspektifine kanaat ediyor mu?
  • Yoksa çoktan atı alan Üsküdar'ı geçti de üzerindeki teveccüh-i nası kırmamak için 'takiyye' mi yapıyor?"
Herkesin arkanızdan sorduğunu yüzünüze söylemiş oldum böylece. Kusurum varsa, 'söylenmek' yerine söylemeyi seçtiğimdendir.Bunları soruyoruz ve yaptığınız hiçbir açıklama 'yeterince inandırıcı' değil. 

Çünkü sayın abim, siz benden de iyi bilirsiniz, bir insanın nerede durduğu sadece "Ben şöyle düşünüyorum!" demesinden anlaşılmaz. Uygulamasından da anlaşılır. Öyle düşünmediği insana yaptığı eleştiri veya sergilediği duruşla da bir saf/duruş tayini yaparsınız.
 
"Yazı harici Not : Mustafa İslamoğlunun Hz.Ademin Babası Var Dediği programın sunucusu da Senai Demirciydi ! Neden Mustafa İslamoğluna itiraz etmedi ? Neden daha sonra tekzip yayınlamadı? Çok soru işareti var.."

Kur'an'da geçen; "Kafirleri dost edinmeyin!" emrinin bir manası da buna bakar. Kafire, kafir olduğu hususta dost olmazsınız/olamazsınız. Elbette kafirin her sıfatı kafir olmak zorunda değildir. Kafirde mümin sıfatı da bulunabilir.

Fakat siz, ne yanlışa açıkça yanlış deyip bir eleştiri üretiyorsunuz; ne de doğruya doğru deyip yanında duruyorsunuz. Hem orada, hem burada gibisiniz. Neredesiniz?
  • Yani Mustafa İslamoğlu hadis inkar ederken gözlerine sevgiyle ve takdirle bakabiliyorsunuz.
  • Mealini, kitaplarını, analizlerini gittiğiniz her yerde reklam ediyorsunuz.
  • Bediüzzaman'a yaptığı çirkin ithamlardan sonra bile lütfen/zorlamayla 'katılmadığınızı' beyan eden açıklamalarla yetinebiliyorsunuz.
  • Karşılıklı oturup böyle muhabbetler ettiğiniz programlar Youtube'da aranınca rahatlıkla bulunuyor.
  • Fakat dönüp gelip Risale-i Nur'ları takdir ediyorsunuz sonra.
  • Tefsirlerin bile üstüne çıkarıyorsunuz.
  • Sanki Nurcu gibi konuşuyorsunuz.
  • Fakat Bediüzzaman'ın bu gibi meselelerde sergilediği istikametli duruşu da doğru bulmuyor gibisiniz.
  • İmam-ı Azam'dan size söz nakledildiğinde; "O İmam-ı Azam'ın sözü. Delilin ne?" diyecek kadar teslimiyetinizi yitirdiğinizi duyuyoruz insanlardan.
Oraya gidip öyle oluyor. Buraya gelip böyle oluyor. Hiçkimseyi kaybetmeden, yerini de çok belli etmeden, yaşayıp gidiyorsunuz.
 
Böylesi bir yazıya kaç kere niyet ettimse, Nur talebesi bazı kardeşler yazmamaya ikna ettiler:
-"Yapma! Hepten o tarafa itersin!" dediler.
Vallahi ben artık bu taraf-ı muhalife destek manası içeren sözde bitaraf duruşunuzdan yaka silkmiş durumdayım.

Bizzat ben kendim, yıllarca Mustafa İslamoğlu'nu takip ettimse hep sizin gibiler yüzünden ettim. Çünkü varlığınızla ona karşı duyduğum tereddüdü kırdınız. Metin Karabaşoğlu abi dikkatimi bazı şeylere çekmeye çalışıp uyardıkça diyordum ki kendi kendime:
-"Abartıyor. Öyle birşey olsa Senai abinin orada ne işi var? O da Nurcu değil mi?"

Sizin orada durmanız daha kaç Nur talebesinin felaketi oldu Allah bilir. Benim gibi ayılan var, ayılmayan var.Siz bu halinizle Mustafa İslamoğlu'ndan daha tehlikelisiniz. Çünkü onlara karşı, Kur'an müslümanlığına karşı, ehl-i bid'aya karşı avamın duyacağı mübarek temkini kırıyorsunuz.
Sizi orada, onlarla, o çizgide görenler;

-"Yok ya, o kadar kötü birşey değildir. Öyle olsa bu Bediüzzaman'ın talebesi Senai Demirci orada bulunmazdı!" diyorlar. 
 
Şimdi de cevabi mahiyette paylaştığınız şu yazı. Vallahi kafayı yiyeceğim en sonunda. Biz sanki Kur'an'la Peygamber aleyhissalatuvesselamı ayırmayı konuşuyoruz da bize o konuda usul öğretiyorsunuz!

Unuttunuzsa hatırlatayım: Biz nakli delile/bilgiye karşı kırılmaya çalışılan güveni konuşuyoruz. Allah Resulünün peygamberliğinin inkarını veya onu kabul edip Kur'an'ın inkarını değil. (Nasıl mümkün olacaklarsa?) Farazi bir problem üretip onun üstünde kalem oynatarak entelektüel bir tatmin yaratmanız sizin bileceğiniz iş. Ama o mürekkep izinizi kaybettirmiyor.

O peygamberlik tanımının 'postacılık' olarak doldurulmasını ve nübüvvetin muallimlik yönünün inkarı (veya Kur'an metniyle sınırlandırılması) asıl problemimiz. Ve bu yönde çalışanlarla yakınlığınızdır size karşı duyduğumuz endişe.

Onların fikirlerine karşı yeterli tepkiyi vermediğiniz gibi, domates biber herkese gider kelamlarla iki tarafı da idare etmeye çalışmanız temel sorunumuz.

Nurcu olmak mecburi değil ki.
Tutmaya da çalışmıyorum. Kalbinizde varsa, kalırsınız.
Fakat birşeyi açık etmelisiniz: Eğer Risale-i Nur artık sadece 'okuduğunuz kitaplardan bir kitap' olduysa, bunu bilmeye hakkımız var. 

Yazı dizisinin devamı ;
☛ Senai Demirci Bilmecesi ! Bir Kimseyi Mürşid Edinmek?
☛ Senai Demirci Bilmecesi ! Kimdir Asıl Gömlek Yırtan?
☛ Senai Demirci Bilmecesi ! Bediüzzaman'a Rağmen
☛ Senai Demirci Bilmecesi ! Bir de Şu Derse Biz Bakalım
☛ Senai Demirci Bilmecesi ! Bediüzzaman'ın Peygamberi mi?
Kaynak : Yazar Ahmet AY