Said Nursi'ye Göre Kur'an'ın Asli Vazifesi
A- A A+

Said Nursi'ye Göre Kur'an'ın Asli Vazifesi

Kur’an’ın Asli Vazifesi: Rububiyet Dairesinin Kemalat ve Şu’unatını ve Ubudiyet Dairesinin de Görevlerini Açıklamaktır
 
Bediüzzaman’a göre,Kur’an’ın asli vazifesi, Rububiyet dairesinin kemalat ve şuunatını ve ubudiyet dairesinin de vazifelerini ve hallerini beyan eylemektir ve insanlar ile cinlere talim etmektir. O halde acaba neden Kur’an medeniyetin harikalarına önem vermemiş ve mesela bilgisayar ve uçaktan açıkça bahsetmemiş diye itiraz edilemez.

Zira bu medeniyet harikalarına Kur’an’ın bu iki vazifesi açısından yanı Allah’ın kainatta yarattığı harikalar ve insanın hakiki vazifeleri itibariyle baktığınız zaman, teknoloji harikalarının o iki dairede hakları; yalnız bir zaif remz, bir hafif işaret, ancak düşer. Çünki onlar, rububiyet dairesinde haklarını isteseler, o vakit pek az hak alabilirler.

Mesela; uçak Kur’an’a dese: “Bana bir söz hakkı ver, ayetlerinde bir yer ver.”
Elbette o rububiyet dairesinin uçakları olan gezegen yıldızlar, yer küresi, ay; Kur’an namına diyecekler: “Burada cirmin kadar bir mevki alabilirsin.”

Eğer medeniyet harikaları, sanat incelikleri cihetinde haklarını isterlerse ve ayetlerden makam talep ederlerse; o vakit, bir tek sinek onlara “Susunuz” diyecek. Benim bir kanadım kadar hakkınız yoktur. Zira sizlerdeki, bütün ince sanatlar ve bütün nazik cihazlar toplansa, benim küçücük vücudumdaki ince sanat ve nazenin cihazlar kadar mükemmel olamaz.
 
Eğer o harikalar, ubudiyet dairesine gidip, o daireden haklarını isterlerse; o zaman o daireden şöyle bir cevap alırlar ki: Sizin münasebetiniz bizimle pek azdır ve dairemize kolay giremezsiniz.

Çünkü programımız budur ki: Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde ebedi hayata lazım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir. En ehem ve en elzem işler, takdim edilecektir.

Halbuki siz ekseriyet itibariyle şu fani dünyayı bir makarr-ı ebedi nokta-i nazarında ve gaflet perdesi altında, dünyaperestlik hissiyle işlenmiş bir suret sizde görülüyor. Öyle ise, hakperestlik ve ahireti düşünmeklik esasları üzerine müesses olan ubudiyetten hisseniz pek azdır.

Lakin eğer kıymettar bir ibadet olan sırf Allah’ın kullarına yararlı olmak için ve kamu yararı, kamu düzeni ve sosyal hayatın gelişmesine ve kemaline hizmet eden ve elbette ekalliyet teşkil eden muhterem sanatkarlar ve mülhem keşşaflar, arkanızda ve içinizde varsa; o hassas zatlara şu remz ve işarat-ı Kur’aniye –sa’ye teşvik ve sanatlarını takdir etmek için- elhak kafi ve vafidir.
 
Kaldı ki, din bir imtihandır. Teklif-i İlahi bir tecrübedir. Ta ki yüce ruhlar ile süfli ruhlar imtihan meydanında birbirinden ayrılsın. Madem Kur'an-ı Kerim, bu imtihan dünyasında bir tecrübe suretinde, bir yarış meydanında insanlığın kemale ermesi için nazil olmuştur.

Elbette şu dünyevi ve herkese görünecek geleceğe dair bu gaybi harikalara yalnız işaret edecek ve hüccetini isbat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer açıkça zikretse, sırr-ı teklif bozulur. Adeta gökyüzündeki yıldızlarla vazıhan “La ilahe illallah” yazmak gibi bir bedahete girecek. O zaman herkes ister istemez tasdik edecek. Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh beraber kalacaklar...
 
Bediüzzaman’ın 20. Söz’de bütün ayrıntılarıyla açıkladığı gibi, peygamberlerin mu’cizeleri yüzünde parlayan bir Kur’an’ın mu’cizane işaretleri bunlar için yeterlidir. Bu mu’cizeler iki gaye ve hikmet için zikredilmiştir:

Birincisi: Peygamberlerin peygamberliklerini halka tasdik ve kabul ettirmektir.

İkincisi: Maddi ilerlemeler için lazım olan örnekleri insanoğluna göstererek, o mu’cizelerin benzerlerini meydana getirmek için insanlığı teşvik etmektir.

Sanki Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin kıssa ve hikayeleriyle maddi ilerlemelerin esaslarına, temellerine parmakla işaret ederek: “Ey beşer! Şu gördüğün mu'cizeler, bir takım örnek ve numunelerdir. Fikirleri birleştirerek ve çalışmalarınızla şu örneklerin emsalini yapacaksınız.” diye ihtar etmiştir.
Kaynak : Risale Ajans