Said Nursi'nin Tek Bir Gayesi Vardı
A- A A+

Said Nursi'nin Tek Bir Gayesi Vardı

Said Nursi hazretlerinin davasını ve gayesini merak edenler, kendisinin devlet kademelerine gönderdiği mektubunu okuyarak bizzat kendilerinden öğrenebilirler.

Daha fazla bilgi edinmek isteyenler için ise Risale-i Nur ortadadır okuyabilirler. Zaten Said Nursi hazretlerini gerçek anlamda tanıyabilmenin yoluda Risale-i Nur okumakla mümkün olacağını ifade etmek isteriz.

****

Başbakanlığa, Adliye Bakanlığına, Dahiliye Bakanlığına
 
Hürriyet ilanını, Birinci Harb-i Umumiyi, mütareke zamanlarını, Milli Hükumetin ilk teşekkülünü ve Cumhuriyet zamanını birden derkeden bütün hükumet ricali, beni pek iyi tanırlar. Bununla beraber, müsaadenizle hayatıma bir sinema şeridi gibi sizinle beraber göz gezdirelim.
 
  • Bitlis vilayetine tabi Nurs köyünde doğan ben; talebe hayatımda rastgelen alimlerle mücadele ederek, ilmi münakaşalarla karşıma çıkanları inayet-i İlahiye ile mağlub ede ede İstanbul'a kadar geldim.
  • İstanbul'da bu afetli şöhret içinde mücadele ederek nihayet rakiblerimin ifsadatıyla merhum Sultan Abdülhamid'in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim.
  • Hürriyet ilanıyla ve "31 Mart Vak'ası"ndaki hizmetlerimle "İttihad ve Terakki" hükumetinin nazar-ı dikkatini celbettim.
  • Cami-ül Ezher gibi "Medreset-üz Zehra" namında bir İslam üniversitesinin Van'da açılması teklifi ile karşılaştım. Hatta temelini attım.
  • Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirak ettim. Kafkas cephesinde, Bitlis'te esir düştüm. Esaretten kurtularak İstanbul'a geldim. "Dar-ül Hikmet-il İslamiye"ye a'za oldum.
  • Mütareke zamanında, istila kuvvetlerine karşı bütün mevcudiyetimle İstanbul'da çalıştım. Milli hükumetin galibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükumetince takdir edilerek Van'da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.
Buraya kadar geçen hayatım bir vatanperverlik hali idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum.
  • Fakat bu andan itibaren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre Eski Said'i gömdüm. Büsbütün ahiret ehli Yeni Said olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul'un Yuşa Tepesi'ne çekildim.
  • Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Ruhi ve vicdani hazzımla başbaşa kaldım. "Euzü billahi mineşşeytani vessiyase" yani, "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" düsturuyla kendi ruhi alemime daldım. Ve Kur'an-ı Azimüşşan'ın tedkik ve mütalaasıyla vakit geçirerek Yeni Said olarak yaşamağa başladım.

Fakat kaderin cilveleri, beni menfi olarak muhtelif yerlerde bulundurdu.
  • Bu esnada Kur'an-ı Kerim'in feyzinden kalbime doğan füyuzatı yanımdaki kimselere yazdırarak bir takım risaleler vücuda geldi. Bu risalelerin heyet-i mecmuasına "Risale-i Nur" ismini verdim. Hakikaten Kur'anın nuruna istinad edildiği için, bu isim vicdanımdan doğmuş.
  • Bunun ilham-ı İlahi olduğuna bütün imanımla kaniim ve bunları istinsah edenlere "Barekallah" dedim. Çünki, iman nurunu başkalarından esirgemeye imkan yoktu.
  • Bu risalelerim, bir takım iman sahibleri tarafından birbirinden alınarak istinsah edildi. Bana böyle bir kanaat verdi ki, müslümanların zedelenen imanlarını takviye için bir sevk-i İlahidir. Bu sevk-i İlahiye hiç bir sahib-i iman mani olamayacağı gibi, teşvike de dinen mecbur bulunduğumu hissettim. 
  • Zaten bugüne kadar yüzotuzu bulan bu risaleler tamamen ahiret ve iman bahislerine ait olup, siyasetten ve dünyadan kasdi olarak bahsetmez. Buna rağmen bir takım fırsat düşkünlerinin de iştigal mevzuu oldu. Üzerinde tedkikat yapılarak Eskişehir, Kastamonu, Denizli'de tevkif edildim; muhakemeler oldu. 
  • Neticede hakikat tecelli etti, adalet yerini buldu. Fakat bu düşkünler bir türlü usanmadılar. Bu defa da beni tevkif ederek Afyon'a getirmişlerdir. Mevkufum, isticvab altındayım. Bana şunları isnad ediyorlar:
 
1- Sen siyasi bir cem'iyet kurmuşsun.
 
2- Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.
 
3- Siyasi bir gaye peşindesin.
 
Bunların esbab-ı mucibe ve delilleri de, risalelerimin iki-üçünden on-onbeş cümleleridir.

Sayın bakan!. Napolyon'un dediği gibi, "Bana tevili kabil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla i'dam edeyim."

Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, tevillerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhassa benim gibi yetmişbeş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf ahiret hayatına hasr-ı hayat etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn-ü niyete makrun olduğu için pervasız olacaktır. Bunları tedkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka birşey değildir.

Binaenaleyh, bu yüzotuz risalemden hiç birisinde dünya işini alakalandıran bir maksad yoktur. Hepsi Kur'an nurundan iktibas edilen ahiret ve imana taalluk eder. Ne siyasi ve ne de dünyevi hiç bir gaye ve maksad yoktur.

Nitekim hangi mahkeme işe başlamış ise, aynı kanaatla beraet kararını vermiştir. Binaenaleyh lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masum iman sahiblerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet namına yazıktır. Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saadeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigal eder. Buna tamamen siz de kanisiniz.
 
Birtek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslam memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, alem-i İslamın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor.

Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve müslümanları imana davet ediyorum.

Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşaallah Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücahede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına, Allah'ın birliğine hizmet edeyim.
 
Mevkuf
Said Nursi

Kaynak : Risale Ajans