Said Nursi Risale-i Nuru Neden Yazmış?
A- A A+

Said Nursi Risale-i Nuru Neden Yazmış?

Öyle bir dönem düşününki insanların inandıkları değerler ve dini duyguları yok sayılmış, her şeyi maddede arayan bir akım insanları bir hastalık gibi sarmalamaya başlamıştır.
 
Maddeci ve inkarcı felsefenin yayılması ile İslam aleminin iman ve ahlak noktasından zor durumda kalmasıdır. Özellikle Komünist felsefi akım dünyanın yarısını etkisine alıp insanları inkarcılığa ve maddeciliğe sürüklediği bir hengamda, Risale-i Nurlar bu inkarcı akıma karşı Anadolu'da bir set vazifesini görmüştür. Risale-i Nurlar, İslam aleminin manevi bir kalkanı olmuştur.
 
Risale-i Nurların en büyük vasfı, iman hakikatlerini kati ve akli deliller ile akla ve kalbe tespit ve teyit etmektir. Özellikle günümüzde fen ve felsefe fazlaca inkişaf ettiği için iman hakikatlerinin fen ve felsefenin anlayacağı şekilde izah edilip yorumlanması büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. İşte Risale-i Nurlar bu ihtiyaca tam bir cevap ve tam bir reçetece hükmündedir, bu sebeple kaleme alınmıştır.
 
Üstad Hazretleri bu hususlara şu şekilde işaret ediyor:
 
"BİRİNCİ SEBEP: Eski Harb-i Umumiden evvel ve evailinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilak etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: 'Ana, korkma. Cenab-ı Hakkın emridir; O Rahimdir ve Hakimdir.' "
 
"Birden, o halette iken, baktım ki, mühim bir zat bana amirane diyor ki: 'İ'caz-ı Kur'an'ı beyan et.' "
 
"Uyandım, anladım ki, bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılaptan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek; i'cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım."
 
"Biri dedi:"
 
"Risale-i Nur'un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve külli teçhizatları gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kafi iken, neden bu derece hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?"
 
"Ona cevaben dediler:"
 
'Risale-i Nur, yalnız bir cüz'i tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor.

Belki, bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid aletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumiyi ve efkar-ı ammeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mü'mininin de istinadgahları olan İslami esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi, Kur'an'ın i'cazıyla ve geniş yaralarını Kur'an'ın ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette böyle külli ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakin derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilaçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki, bu zamanda Kur'an-ı Mucizü'l-Beyanın i'caz-ı manevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır.' diye uzun bir mükaleme cereyan etti.

Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum..."
Kaynak : AA