Risale-i Nur Hareketi; Tarikat mı? Cemaat mı?
A- A A+

Risale-i Nur Hareketi; Tarikat mı? Cemaat mı?

Prof.Dr. Ahmet Akgündüz'ün bu konudaki geniş açıklaması şöyle;

I- Konunun takdimi
 
Yirminci asra damgasını vuran Bediüzzaman ve onun Kur'an'ın manevi bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı adlı eserleri, 70-80 sene önce verilen müjdeler doğrultu­sunda arzu edilen manevi meyvelerini vermeye başlayınca, dostların meraklarını ve düşmanlarında tecessüslerini, Risale-i Nur Cemaati ve Bediüzzaman üzerinde yo­ğunlaştırmışlardır.

Müsbet hareketiyle gönüllerde taht kuran, 50'den fazla dünya di­line tercüme edilen, bütün dünyada yüzbinlerce gencin imanını kurtarmaya vesile olan ve milyonlarca insanın hiçbir dernek, cemiyet, tarikat veya parti bağı olmadan aynı dava etrafında kenetlenmesine yol açan Risale-i Nur Hareketi, ister istemez, "Hangi cazibeyle böyle insanları bir arada toplayabiliyor?" diye herkes tarafından merak edilmektedir.

Sevenleri,bu bir tarikat mı, cemiyet mi veya siyasi bir hareket mi diye kendi kendilerine sorular sorarken, bu hareketin inkişafından ve gönüllerde taht kurmasından rahatsız olanlar da ısrarla aynı soruları, kitle iletişim vasıtalarıyla kamuoyunda sorgulamaya başlamıştır.
 
Devleti idare edenler, sınırları Çin'i ve Amerika'yı aşan bu müsbet hareketin mahiyetini merak ederken, fikir adamları da, "Moğolistanlı, Çinli, Endonezyalı, Amerikalı bütün beyinleri kendine celbeden bu hareketin gayesi ve metodu nedir?" diye önlerine gelene ve bilene meseleyi sormak durumunda kalmışlardır.

Bu arada bir asra yakındır tavusa karga ve kargaya tavus demeye kalkışan ve İslamın güne­şinden rahatsız olan çevreler de, Risale-i Nur Hareketini mahiyeti, maksadı ve hiz­met tarzı dışında ithamlarla vasıflandırmaktadırlar. Dünyaya ışık saçan ve 6000 say­fayı bulan iman ve Kur'an hakikatlerini görmezden gelerek, meczub birilerinin Ri­sale-i Nur'u tarikat diye değerlendirmesini ön plana çıkarmak istemektedirler.
 
Halbuki Risale-i Nur Hareketi, Doğudan Batıya, Güneyden Kuzeye uzanan nu­rani bir silsile ile bağlı bir dairedir. Bu daireye dahil olanlar, bütün ehl-i imandır ki, şu anda adetleri 1.5 milyara yaklaşmaktadır. Bu cemaatin birliğini sağlayan esas, tevhid akidesidir. Yemini imandır. Müntesibleri, Kalubeladan bu daireye dahil olan bütün mü'minlerdir. Müntesiblerinin kayıt defterleri, Levh-i Mahfuzdur.

Bu cema­atin yayın organı, bütün İslami kitaplardır. Günlük gazeteleri, i'la-yı kelimetullahı hedef ve maksad edinen bütün dini gazetelerdir. Şubeleri, cami ve mescidler, med­reseler ve İslama hizmet eden bütün müesseselerdir. Merkezi Haremeyn-i Şeri­feyndir. Reisi, Resulüllah'dır. Mesleğinin esası, herkesin kendi nefsiyle mücahede etmesi, Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanması, Sünnet-i Seniyyeyi ihya etmesi, başkala­rına muhabbet eylemesi ve zarar vermeyecekse nasihat etmesidir. Bu cemaatin ni­zamnamesi, sünnet-i seniyye ve şer'i hükümlerdir. Hedefi ve maksadı i'la-yı kelime­tullahtır.2
 
Ayrıca 6000 sayfayı bulan Nur Külliyatı, "Yalnız bir cüz'i tahribatı ve bir küçük haneyi ta'mir etmiyor. Belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı ta'mir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki, bin seneden beri tedarik ve tera­küm edilen müfsid aletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumiyi ve efkar-ı ammeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mü'mininin istinadgahları olan İslami esasların ve cereyanların ve şe'airlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi, Kur'an'ın i'cazıyla ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor."3
 
70-80 senedir bütün Türkiye'nin ve son 30 yılda ise bütün dünyanın gündemine oturan Risale-i Nur Hareketi hakkında, son zamanlarda sorulan şu üç soruyu, bu kısa tebliğimizde cevaplandırmaya çalışacağız:
 
1) Risale-i Nur Hareketi, bir tarikat mı? Tarikat değilse nedir? Tarikata karşı mı?
 
2) Risale-i Nur Hareketi, bir cemiyet mi, siyasi bir gayesi var mı?
 
3) Risale-i Nur Hareketi, bir cemaat mi?
 
II- Risale-i Nur Hareketi bir tarikat mı?
 
1- Tarik, tarikat ve Risale-i Nur Hareketi
 
Bu sorunun cevabını vermeden evvel tarik ve tarikat kelimelerini kısaca anlat­mak icabetmektedir. Tarik, Arapça'da yol demektir. Tarikat da, Allah'a yaklaşmak ve Onun rızasını elde etmek için taki edilmesi gereken yol manasını ifade eder.4
 
Tarik ve tarikat kelimelerinin manalarını iki ayrı grupta incelemek gerekir:
 
Birincisi: Genel anlamda Allah'a giden yol demektir ki, bütün dinler, Allah'a götüren bütün yollar ve elbetteki ikinci manada zikredilecek olan hususi manadaki tarikatlar da buna dahildir. "Allah'a giden yollar, mahlukatın nefesleri kadar çoktur" manasına gelen ve bir kısım alimler tarafından hadis olarak ifade edilen vecize bunu anlatmaktadır. Bediüzzaman da bu manayı zikrederek konuyu şöyle özetlemektedir:
 
"Cenab-ı Hakka vasıl olacak tarikler pek çoktur.  Bütün hak tarikler, Kur'an'­dan alınmıştır. Fakat tarikatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selametli ve daha umumiyetli oluyor. O tarikler (yani genel anlamda Allah'a giden yollar) için­de, Kur'an'dan istifade ettiğim ‘acz, fakr, şefkat ve tefekkür' tarikidir. Şu tarik, hafi tarikler (Nakşibendiye tarikatı gibi) misilli ‘letaif-i aşere' gibi on hatve de­ğil,5tarik-i cehriyye gibi (Kadiri tarikatı gibi) ‘nüfus-u seb'a' yedi mertebeye atı­lan adımlar değil, belki dört hatveden ibarettir. Tarikattan ziyade hakikattır, şeri­attır."6
 
Bediüzzaman genel anlamda Allah'a giden yol manasına gelen tarikleri, genel olarak dört gruba ayırmaktadır:
 
1) Tasfiye ve işrak üzerine kurulmuş olan ehl-i tasavvufun yoludur. Tasfiye, zikir ve ibadetlerle kalbi ve aklı masivadan arındırarak Allah'a ve Onun marifetine ulaş­maya çalışmaktır. İşrak ise, keşif ve ilham ile insanı Allah'a götüren yolları bulmaya gayrettir. Her ikisinde de ma'rifetullah yolunda kalb ayağıyla gidilmeyeçalışılır. Bu seyr ü sülukün anahtarı ve vesileleri, zikr-i ilahi ve tefekkürdür. İmam-ı Rabbani'nin ifadesiyle, "Bütün tariklerin nokta-i müntehası, iman hakikatlerinin vuzuh ve inkişa­fıdır."7Yine İmam-ı Rabbani'nin tasnifine göre, tasavvuf tariki, velayet-i suğra­dır.8İmam-ı Rabbaniler, Abdülkadir-i Geylaniler ve Bayezid-i Bistamiler, bu yolun manevi reisleri arasında yer alırlar.
 
2) İslamın itikad esaslarını muhafaza ve müdafaa için Kelam denilen bir ilim te­şekkül ettiren kelamcıların yoludur ki, Allah'ı tanıma ve isbat hususunda bunların da­yandıkları en mühim iki esas imkan ve hudus denilen delillerdir. Bunlar, bu iki delili kullanırken, akla ve nazari esaslara istinad ederler. Fahreddin Raziler, Teftezaniler ve İmam Gazaliler, bu yolun manevi reisleri arasındadırlar.
 
Bu her iki yol da, her ne kadar Kur'an'dan ilham alarak dal budak salmışlar ise de, beşer fikri bunları başka başka kalıplara soktukları için uzunlaşmış, müşkülleşmiş ve bazı vehimlerden ve vartalardan mahfuz kalamamıştır. Kelamcıların bazı ifrat ve tefritlerini Kelam kitaplarında okuduğumuz gibi, ehl-i tasavvufun bazı vartalarını da, Bediüzzaman'ın Telvihat-ı tis'a adını verdiği Risale'sinden öğreniyoruz.
 
3) Şüphelerle dolu olan ve sahiplerini de şüpheler içinde bırakan İslam filozofla­rının yoludur ki, İbn-i Sina'lar, Farabi'ler ve Kindi'ler gibi bir kısmı aklı esas alarak yürüyen ve kendilerine Meşşaiyyun veya Aristocular tabir edilenler ile Sühreverdi­ler ve İbn-i Tufeyl'ler gibi ilham ve kalbe sezişi esas alan ve kendilerine İşrakıyyun tabir edilenler, bu yolun yolcusudurlar. Felsefenin fasid bir takım esasları ve münte­siplerini sürüklediği vahim neticelerinden dolayı, İslam filozoflarından olan İbn-i Sina ve Farabi gibi dahiler, adi bir mü'min derecesini ancak kazanabilmişlerdir.Hatta İmam-ı Gazali gibi bir hüccetü'l-İslam, onlara o dereceyi de vermemiştir.9
 
4) Risale-i Nur'un esas mesleğini teşkil eden Kur'an'ın yoludur.10Bu ifadeden, öteki yolların Kur'an dışı olduğu şeklinde bir mana çıkarılmamalıdır. Ne demek ol­duğunu isterseniz, Bediüzzaman'dan dinleyelim:
 
"Risale-i Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarı ile ders vermez ve evliya misilli yalnız kalbin keşif ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letaifin te'avünü ayağıyla hareket ede­rek evc-i alaya uçar. Taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişemediği yerlere çıkar; hakaik-i imaniyyeyi kör gözüne de gösterir."11
 
Risale-i Nur'un telif edildiği Yeni Said devresini anlatırken de, İmam-ı Rabbani'­nin "Tevhid-i Kıble et; yani yalnız bir üstadın arkasından git" şeklindeki manevi ika­zından sonra kalbine şöyle geldiğini anlatmaktadır:
 
" ‘Üstad-ı Hakiki Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bir üstadla olur' diye, yalnız o üs­tad-ı kudsinin irşadıyla, hem kalbi, hem ruhu, gayet garip bir tarzda süluka başla­dılar. Nefs-i emmaresi de, şekler ve şüpheleriyle onu manevi ve ilmi mücahedeye mec­bur etti. Gözü kapalı olarak değil, belki İmam-ı Gazali, Mevlana Celaleddin ve İmam-ı Rabbani gibi kalb, ruh, akıl gözleriaçık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle ve irşadıyla hakikata bir yol bulmuş, girmiş. Hatta'Her şeyde bir delil var; gösteriyor ki, Allah bir' mealindeki haki­kata mazhar olduğunu Risale-i Nur ile göstermiş."12
 
İkincisi: Tarikatın hususi manasıdır ve bugün tarikat denilince akla gelen de bu manadır. Tarikat kelimesi, tasavvufun sistemleşmesinden sonra, giyim, zikir tarzı ve telakki ayrılıklarıyla özellikler gösteren teşkilatlara alem olmuştur.13Hatta bazı hukukçular, şahıs toplulukları demek olan tarikatlerin, ayrı bir hak ehliyeli olup ol­madığını dahi tartışmışlar ve tarikatlerin hükmi şahsiyeti olup olmayacağını buna göre sonuca bağlamak istemişlerdir.14Bu manada tarikatı Bediüzzaman şöyle tarif etmektedir:
 
"Tasavvuf, tarikat, velayet ve seyr ü süluk namları altında, şirin, nurani ve ru­hani bir hakikat-ı kudsiyedir. ...Tarikatın gaye ve maksadı, ma'rifet, iman haki­katlarının inkişafı olarak, mi'rac-ı Ahmedi'nin gölgesinde ve sayesi altında kalb ayağıyla bir seyrü süluk-i ruhani neticesinde, zevki, hali ve bir derece şuhudi hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeye mazhariyet; tarikat ve tasavvuf namıyla ulvi bir sırr-ı insani ve kemal-i beşeridir."15
 
Risale-i Nur Hareketi'nin ikinci manada tarikat olmadığı ve belki birinci manada ve Allah'a götüren yol anlamında acz, fakr, şefkat ve tefekkür esaslarını kabul ettiği için birinci ve genel manada bazı yerlerde tarik kelimesinin kullanıldığı gayet açıktır.
 
Önce şunu belirtmeliyiz ki, Risale-i Nur Hareketi tarikat değil, hakikattır. Ancak ikinci manada kullanılan tarikatlara da karşı değildir. Merak edenler, Risale-i Nur'un mühim parçalarından olan Mektubat adlı eserin, 29. Mektubunda tarikatlerin yasak­landığı ve hücumlara maruz kaldığı dönemlerde, tarikat denilen ve Osmanlı Devlet-i İslamiyesini koruyan üç ulvi kal'adan biri olan tarikatı müdafaa eden kısımlarını mü­talaa edebilirler.16
 
Risale-i Nur Hareketi'nin tarikatlar varken neden bu asırda zaruri hale geldiğini ise, yine kendisi açıklamaktadır:
 
"Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylani ve Şah-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbani gibi zatlar, bu zamanda olsaydı­lar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyyenin ve akaid-i İslamiyyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şakavet-i ebediyyeye sebebiyyet verir. İmansız Cennete gidemez, fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat mey­vesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i imaniyye gıdadır. Eskiden kırkgünden tut, ta kırk seneye kadar bir seyr ü süluk ile bazı hakaik-i imaniyyeye an­cak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenab-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çı­kılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lakayd kalmak, elbette kar-ı akıl değil."17İşte o yol, Risale-i Nur'dur.
 
2- Risale-i Nur Hareketi'nin tarikat olduğuna dair iddialar
 
Risale-i Nur Hareketi'nin tarikat olduğunu iddia eden iki ayrı grup vardır:
 
Birincisi: Risale-i Nur Hareketi'ni tarikat grubuna sokarak hem Bediüzzaman'ı ve hem de onun talebelerini ilke ve inkılablara aykırı hareket ithamıyla cezalandırmak ve rahatsız etmek isteyen devletin istihbarat teşkilatları ve resmi ideolojinin mikro­fonu olan bazı kalemlerdir.

Bu iddiaya en iyi cevabı Bediüzzaman'ın kendisi vermiş­tir. 1935'de ve hemde Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanlığı zamanında devam eden Eskişehir Mahkemesinde, Bediüzzaman'ın itham edildiği konuların başında ta­rikatçılık gelmekteydi. Bediüzzaman, şeriatçısın diyenlere, çekinmeden şeriatçı ol­duğunu ve başındaki saçları adedince başları olsa tamamını şeriata feda edeceğini söyleyen bir alim, her halde bu itham karşısında da, eğer tarikatçı olsaydı, korkma­dan ve çekinmeden bunu izhar ederdi. Ancak yapılan bu ithama şu cevabı vermiş­tir:
 
"Hey efendiler! Ben şeyh değilim, ben hocayım. Buna delil, dört senedir bura­dayım; bir tek adama tarikat verseydim, şüpheye hakkınız olurdu. Belki yanıma gelen herkese demişim: İman lazım, İslamiyet lazım; tarikat zamanı değil."18
 
Afyon Mahkemesi münasebetiyle zikrettiği şu cümleler de bu manayı teyit et­mektedir:
 
"Nurların esası ve hedefi, iman-ı tahkiki ve hakikat-ı Kur'aniye'dir. Onun için üç mahkeme (Eskişehir, Denizle ve Afyon Mahkemeleri), tarikat noktasında be­raat vermişler. Hem bu yirmi seneden hiçbir adam dememiş ‘Said bana tarikat vermiş.' Hem bin seneden beri, bu milletin ekser ecdadı bağlandığı bir meslek (yani tarikat), mesuliyet sebebi olamaz. Hem gizli münafıklar, hakikat-ı İslamiyete tarikat namını takıp, bu milletin dinine taarruz ettiklerine karşı galibane mukabele edenler, tarikatla itham edilmezler."19
 
İkincisi: Şeyh Müslüm adıyla bilinen ve Acz-mendi Tarikatı'nın reisi olarak ken­disini takdim eden zatın iddialarıdır ki, son bir yıl içerisinde bu iddia değişik itham­larla da beslenerek kamuoyuna takdim edilmeye çalışılmıştır. Devletin resmi tele­vizyonlarının dahi gösterdiği alaka, 70-80 yıldır resmi ideolojinin yaptığını tekrar etmekten başka birşey değildir. Önemle ifade edelim ki, Risale-i Nur'un hiçbir ye­rinde tarikat olduğu ifade edilmemiş ve bilakis tarikat olmadığı çoğu yerlerde ısrarla vurgulanmıştır. Adı geçen grubun ve onun liderinin ileri sürdüğü iddia ise, Bediüz­zaman'ın acz, fakr, şefkat ve tefekkür manasında Risale-i Nur'un Allah'a giden nasıl bir yol olduğuna dair verdiği izahların çarpıtılmasıdır. Mesela şu ifadeler buna misal teşkil eder:
 
"Tarik-i Nakşi hakkında denilen;
 
Der Tarik-i Nakşibendi lazım amed çar terk
 
Terk-i Dünya, terk-i Ukba, terk-i hesti, terk-i terk
 
olan fıkra-i ra'na birden hatırıma geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulu etti:
 
Der tarik-i acz-mendi lazım amed çar çiz
 
Fark-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-i mutlak, şevk-i mutlak ey aziz."21
 
Yukarıda izah edildiği gibi, Nakşibendi tarikatı da genel anlamda Allah'a giden tariklerden yani yollardan biri olduğu gibi (ancak hususi manada tarikat yolu), Ri­sale-i Nur Hareketi de genel manada, temel esasları, acz, fakr, şükür ve şevk olan ve Allah'a giden bir tarik yani yoldur. Zaten zikredilen beyitte de, "Temeli acz olan Risale-i Nur yolunda da dört şey gereklidir; mutlak fakr, mutlak acz, mutlak şükür ve mutlak şevk" manası ifade edilmektedir. Tarik kelimesinin asıl manası düşünül­meden ve aksine Bediüzzaman'ın çok sayıda beyanı var iken, bu cümleyi esas ala­rak, Risale-i Nur Hareketi'ni tarikat diye vasıflandırmak ya safdillik veya hiyanettir.Ayrıca resmi makamların tarikatçılık ile ilgili ithamlarına, Bediüzzaman'ın verdiği ha­rika cevaplar da, bu gibi basit iddialara çok kuvvetli cevaplardır.
 
Bu cevaplardan Eskişehir Mahkemesi Müdafaalarında yer alan birini de burada zikrederek, tarikat konusuna son verelim:
 
"Evvela: Elinizde bulunan bütün kitapların şahiddirler ki, ben iman hakikatlarıyla meşgulüm. Hem müteaddit Risalelerimde yazmışım ki, tarikat zamanı değil, belki imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsız cennete gidecek pek çok... Fakat imansız cennete girecek hiç yok. Onun için imana çalışmak lazımdır.
 
"Saniyen: Şu on senedir Isparta Vilayetinde bulunuyorum. Biri çıksın, bana tarikat vermiş desin. Evet bazı has kardeşlerime iman ilimleri ve ulvi hakikatler dersini hocalık itibariyle vermişim. Bu tarikat talimi değil, belki hakikat dersidir.
 
"Salisen: Telvihat-ı Tis'a adıyla bilinen 29. Mektub'da Tarikatı medih şeklindeki iddiaya gelince, bu, tarikatın ilmi hakikatını ilmen beyan etmektir. Buna yasak temas edemez. Hem bu milletin, bin seneden beri, ruhlarını feyizlendiren ve me­zaristanda yarı ecdadları onunla bağlı olan bid'atsız, halis ve hakikat-ı takva olan bir nevi tarikatın içtimai bir faydasını beyan etmekliğim nasıl aleyhimde istimal edilebilir?"22
 
III- Risale-i Nur Hareketi bir cemiyet mi?
 
Risale-i Nur Hareketi'ni baltalamak isteyenlerin bu ithamı da, Risale-i Nur Hare­keti'nin laikliğe aykırı olarak, devletin, sosyal veya iktisadi veya hukuki temel nizam­larını, kısmen de olsa, dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi ol­duğunu 70-80 yıldır ileri sürmeleri ve hatta resmi ideolojinin mikrofonları vasıta­sıyla, masum halka bu yalanı kabul ettirmeye çalışmalarıdır. Bu cümle, bilindiği üzere mülga 163. maddenin ve şu andaki Anayasanın 24. maddesinin son fıkrasının özetidir. Bu iddiayı cevaplandırmadan önce, cemiyet kelimesini açıklamak icabet­mektedir.
 
Cemiyet, özel hukuk hükmi şahıslarıdır. Hukuki kavram olarak, teşkilatlandırılmış insan birliği diye tarif edilebilir.23Cemiyetlerin meşru olanları bulunduğu gibi, gayr-i meşru olanları da vardır. Risale-i Nur Hareketi için ileri sürülen isnad ve it­ham, gizli ve mülga 16. maddede zikredilen vasıflarda cemiyet kurmaktır. bu iddi­anın 1935 yılında başlayan Eskişehir Hapishanesinde Savcı tarafından ileri sürüldüğü ve hayatı boyunca Bediüzzaman hakkında açılan davalarda bu ithamın tekrar tekrar gündeme getirildiği ve üzücü olan taraf ise, bütün beraat kararlarına rağmen, 1960'da Bediüzzaman'ın vefatından sonra da aynı iddialar ile Risale-i Nur Talabesi denilen ve bu kitapları okuyan insanların da itham edilmeye devam ettiğidir.
 
Önemle ifade edelim ki, Risale-i Nur Hareketi, bu zamana kadar yapılan itham­larla ileri sürüldüğü gibi, hukuki manada cemiyet değildir. Meşru manada cemiyet olmadığı gibi, mülga 16. maddenin tarif ve tavsif ettiği gizli cemiyet hiç değildir. Kendi tabiriyle "cemiyet ise, İslam kardeşliği cihetinde bir uhrevi kardeşliktir. Yoksa siyasi cemiyet olmadığına, üç mahkeme hüküm vermişler. O cihette beraat ettir­mişler."24
 
Risale-i Nur Hareketi'ni gizli bir cemiyetmiş gibi suçlayan ve nereden para aldı­ğını soracak kadar ileri giden ithamcılara karşı, 1935 yılında Eskişehir mahkeme­sinde Bediüzzaman'ın verdiği cevaplar, bugün için de geçerlidir:
 
"Evvela: Böyle bir siyasi cemiyetin bizim tarafımızdan vücuduna dair hangi ve­sika, hangi emareler var? Ve para ile teşkilat yaptığımıza hangi delil ve hangi hüccet bulmuşlar ki, bu kadar musırrane soruyorlar?
 
"Saniyen: Meselemiz imandır. İman kardeşliğiyle bu memlekette yüzde doksan adamlarıyla uhuvvetimiz var. Halbuki cemiyet ise, çoğunluk içinde azınlığın ittifa­kıdır. Bir adama karşı doksan dokuz adam cemiyet olmaz. Meğer gayet insafsız bir dinsiz, herkesi haşa kendisi gibi tevehhüm edip bu mübarek dindar milleti tah­kir etmek niyetiyle böyle dedikoduları yayar.
 
"Salisen: Benim gibi ciddi bir muhabbetle Türk milletini seven; Kur'an'ın sena­sına mazhariyetleri cihetiyle Türk milletini pek çok takdir eden; altı yüz seneden beri bütün dünyaya karşı koyan ve Kur'an'ın bayraktarı olan bu millete karşı ga­yet şiddetle taraftar olan; bin Türk'ün şahadetiyle bin milliyetçi Türkçüler kadar Türk milletine bilfiil hizmet eden; kıymettar otuz kırk Türk gençlerini namazsız otuz bin hemşehrilerine tercih etmekle bu gurbeti tercih eden; hocalık haysiye­tiyle izzet-i ilmiyesini muhafaza edenve iman hakikatlarını pek açık bir şekilde ders veren bir insanın, on sene zarfında yirmi otuz değil, belki yüz ve bin tale­besi sırf iman ve hakikat ve ahiret noktasında onunla fedakarane bağlansa ve ahi­ret kardeşi olsa çok mudur ve zararı mı var? Hiç ehl-i vicdan ve insaf bunları tenkit eder mi ve bunlara siyasi cemiyet nzarıyla bakabilir mi?"25
 
O halde Risale-i Nur Hareketi, siyasi bir cemiyet omadığı gibi, gizli bir cemiyet de değildir. Eğer cemiyet kelimesinin topluluk demek olan lügat manası alınırsa, İs­lam kardeşliği cihetinde uhrevi kardeşlik bağları ile bira raya gelen insanlar toplu­luğu manasında cemiyet denmesi mümkün olur. Bu manada Risale-i Nur Talebele­rine cemaat demenin bir zararı olmadığını ve ancak cemiyet manasının nasıl anla­şılmasıgerektiğini yine Bediüzzaman'dan dinlemek icabetmektedir:
 
"Evet, biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon (şu anda 1.5 milyara yakın) dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla, o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemal-i hürmetle alakalarını ve hiz­metlerini gösteriyorlar; ***** kudsi proğramıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve manevi kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz, bu mukaddes ve muaz­zam cemiyetin efradındanız ve hususi vazifemiz de, Kur'an'ın imani hakikatlerini tahkiki bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebediden ve dai­mi, berzahi haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevi ve siyasi ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve manasız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz."26
 
Zaten açılan binlerce davalar neticesinde, bu tür iddiaların doğru olmadığı artık kaziye-i muhkeme haline gelmiştir.27Bütün bu hakikatlere rağmen, Bediüzza­man ve talebeleri, hep siyasi ve gizli bir cemiyet kurmakla itham edilmişlerdir.
 
IV- Risale-i Nur Hareketi bir cemaattir
 
"Risale-i Nur Hareketi, tarikat değildir; cemiyet de değildir; bir parti de değildir; peki nedir?" sorusuna, Bediüzzaman "Biz, bir cemaatiz" diyerek cevap vermiştir. Cemaat nedir?
 
"Toplamak, bir araya getirmek" manasındaki cem' masdarından türeyen Arapça bir isimdir ve buradaki manasıyla, Müslümanların din kardeşliği esasına dayalı olarak gerçekleştirdikleri ve katılmak durumunda oldukları birlik vleberaberliğe denmekte­dir.28Aynı zamanda sahabeler, müçtehid imamlar veya her devirdeki Müslüman­ların büyük çoğunluğu gibi manalara gelen ve çoğunlukla da İslami kaynaklarda ehl-i sünnet için kullanılan bir tabirdir.
 
Önemle ifade edelim ki, Risale-i Nur Hareketi'nin kaynağını teşkil eden Risale-i Nur adlı 130 parçadan oluşan Külliyat ortadadır. Bediüzzaman'ın 90 yıllık ömrü or­tadadır. 70-80 senedir yüzlerce mahkemenin tahkikatı ve milyonlara varan Nur ta­lebelerinin hakikatlerden başka bir hedef ve bir dünyevi maksad olmadığını, bini aş­kın mahkeme, verdikleri beraat kararlarıyla tasdik etmişlerdir. O halde Risale-i Nur Hareketi, hiçbir vecihle siyasi bir cemiyet değildir. Eğer üniversite talebelerine ve her nevi esnafa cemiyet namı verilse, o zaman Risale-iNur Hareketi'ne de cemiyet adı verilebilir. Ancak cemiyetten kasıt, imani ve uhrevi bir topluluk ise, buna ce­maat denir. Bediüzzaman'ın ifadesiyle:
 
"Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız; evvela kendimizi, sonra mil­letimizi, ebedi idamdan, daimi ve berzahi münferit hapisten kurtarmak; vatandaş­larımızı anarşilikten vle serserilikten korumak ve iki hayatımızı imhaya sebep olan zındıkaya karşı Risale-i Nur'un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafaza etmektir."29
 
Risale-i Nur Cemaatinin mahiyetini ve bu cemaatin mensuplarını ise, şu tesbitler ortaya koymaktadır:
 
"Ben, buradaki bütün Risale-i Nur şakirtlerini ve benimle görüşenleri veya okuyan ve yazanları şahit gösteriyorum. Onlardan sorunuz. Ben hiçbirisine dememişim ki, bir siyasi cemiyet veya cemiyet-i Nakşiye teşkil edeceğiz. Onlara her zaman dediğim şudur: Biz, imanımızı kurtarmaya çalışacağız. Umum ehl-i iman dahil oldukları ve 300 milyondan ziyade fertleri bulunan (o zamanki İslam aleminin nüfusu) bir mukaddes Cemaat-i İslamiyeden başkaaramızda bir bağ yok­tur."30
 
Kendisini ziyarete gelenleri tasnif ederken, biraz önce "Umum ehl-i iman dahil oldukları ve 300 milyondan ziyade fertleri bulunan (o zamanki İslam aleminin nüfu­sudur, şimdi 1.5 milyara ulaşmak üzeredir) bir mukaddes Cemaat-i İslamiye" diye tarif edilen Risale-i Nur Cemaati'nin fertlerini de üçlü tasnife tabi tutmaktadır:
 
Birincisi: Dostlardır. Risale-i Nur'a ve Kur'an'ın nurları ile alakalı hizmetlere ta­raftar olan; haksızlığa, bid'atlara ve dalalete kalben taraftar olmayan ve kendine isti­fadeye çalışan bütün ehl-i imandır.
 
İkincisi: Kardeşlerdir. Hakiki olarak Risale-i Nur'daki Kur'an hakikatlerinin neş­rine ciddi çalışmakla beraber, beş vakit namazını kılan ve yedi büyük günahı işleme­yen ehl-i imandır.
 
Üçüncüsü: Talebelerdir. Risale-i Nur'u kendi malı ve te'lifi gibi hissedip sahip çı­kanlar ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilenlerdir.31
 
V- Netice
 
Risale-i Nur Hareketi, tarikat değil, hakikat ve şeriattır. Risale-i Nur'un müellifi olan Bediüzzaman, İmam-ı Gazali, Mevlana Celaleddin vle İmam-ı Rabbani gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak gezmiş.. Kur'an'ın dersiyle ve irşadıyla hakikata bir yol bulmuş, girmiş. Hatta "Her şeyde bir delil var; gösteriyor ki, Allah bir" mealin­deki hakikata mazhar olduğunu Risale-i Nur ile göstermiştir. Bununla birlikte, Ri­sale-i Nur Hareketi, hiçbir zaman tarikata karşı olmamış ve hele düşman hiç ol­mamıştır. Ancak bu hareket ne Nakşiliğin bir kolu ve ne de başlı başına bir tarikattır.
 
Son zamanlarda çıkarılan ve kurucusu Bediüzzaman olduğu iddia edilen Acz-mendi Tarikatının Risale-i Nur Hareketi ile hiçbir alakası yoktur.
 
Risale-i Nur Hareketi, mülga 163. maddede ve Anayasamızın 24. maddesinin son fıkrasında tarif edilen ve yasaklanan gizli bir cemiyet de değildir. Hatta Medeni Hukukun hükmi şahıslar arasında saydığı bir cemiyet de değildir.
 
Risale-i Nur hizmeti, bir cemaattir. Bu cemaat, Doğudan Batıya, Güneyden Ku­zeye uzanan nurani  bir silsile ile bağlı bir dairedir. Bu daireye dahil olanlar, bütün ehl-i imandır ki, şu anda adetleri 1.5 milyara yaklaşmaktadır. Bu cemaatin birliğini sağlayan esas, tevhid akidesidir. Yemini imandır. Müstesibleri, Kalubeladan bu da­ireye dahil olan bütün mü'minlerdir. Müntesiblerinin kayıt defterleri, Levh-i Mah­fuzdur. Bu cemaatinyayın organı, bütün İslami kitaplardır. Günlük gazeteleri, ila-yı kelimetullahı hedef ve maksad edinen bütün dini gazetelerdir. Şubeleri, cami ve mescidler, medreseler ve İslama hizmet eden bütün müesseselerdir. Merkezi Ha­remeyn-i Şerifeyndir. Reisi, Resulüllah'dır. Mesleğinin esası, herkesin kendi nefsiyle mücahede etmesi, Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanması, Sünnet-i Seniyyeyi ihya etmesi, başkalarına muhabbet eylemesi ve zarar vermeyecekse nasihat etmesidir. Bu ce­maatin nizamnamesi, sünnet-i seniyye ve şer'i hükümlerdir. Hedefi ve maksadı ila-yı kelimetullahdır.32Yani Risale-i Nur Hareketi, ehl-i sünnet cemaatidir ve asr-ı saadet Müslümanlığını bu asırda yaşatmayı gaye edinen bir hizmettir.
 
Eğer Risale-i Nur cemaati bir cemiyettir diyorlarsa, Bediüzzaman'ın şu cevabını tekraren zikrederiz:
 
"Evet, biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon (şu anda 1.5 milyara yakın) dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla, o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemal-i hürmetle alakalarını ve hiz­metlerini gösteriyorlar; "Mü'minler kardeştirler" (Hucurat Suresi, 10)  kudsi programıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve manevi kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz, bu mukaddes ve muaz­zam cemiyetin efradındanız ve hususi vazifemiz de, Kur'an'ın imani hakikatlerini tahkiki bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebediden ve da­imi, berzahi haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevi ve siyasi ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve manasız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz."33
 
2 Tarihçe-i Hayat, İstanbul 1991, Sözler Yayınevi, sh. 66-67.
3 Bediüzzaman, Şualar, 179.
4 Eraydın, Selçuk, Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul 1981, sh. 172 vd.
5 Letaif-i Aşere:Nakşibendi tarikatındaki on esas manasınadır.
6 Bediüzzaman, Sözler,İstanbul 1993, Sözler Yayınevi, sh. 462; 26. Söz'ün Zeyli.
7 Bediüzzaman, Mektubat, 5. Mektub, sh. 22.
8 İmam Rabbani, Mektubat, c. 2, sh. 363 vd.; Bediüzzaman, Mektubat,5. Mektub, sh. 22.
9 Bediüzzaman, Sözler, 30.. Söz, sh. 543.
10 Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye, 252-253; Muhakemat,Asar-ı Bedi'iyye, sh. 252.
11 Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sh. 189.
12 Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye, sh. 7-8.
13 Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, sh. 172.
14 Hatemi, Hüseyin, Medeni Hukuk Tüzelkişileri, İstanbul 1979, sh. 45-52.
15 Bediüzzaman, Mektubat, sh. 426, 29. Mektub.
16 Bediüzzaman, Mektubat,İstanbul 1993, Sözler Yayınevi, sh. 426-440.
17 Bediüzzaman, Mektubat, 5. Mektub, sh. 23.
18 Bediüzzaman, Mektubat, sh. 59, 16. Mektub.
19 Bediüzzaman, Şualar,İstanbul 1992, Sözler Yayınevi, sh. 325, 14. Şua.
20 Yani Nakşibendi tarikatında dört şeyi terk etmek gerektir: Dünyayı terk, ukbayı terk, varlığı terk ve bu terk ettiğini terk.
21 Bediüzzaman, Mektubat, 4. Mektub, sh. 18.
22 Bediüzzaman, Osmanlıca Lem'alar,s. 747.
23 Köprülü, Bülent, Medeni Hukuk, İstanbul 1984, sh. 426.
24 Bediüzzaman, Şualar,sh. 325.
25 Bediüzzaman, Osmanlıca Lem'alar,sh. 773 vd.
26 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat,İstanbul 1991, Envar Yayınevi, sh. 400-401.
27 Bkz. Bediüzzaman, Şualar,sh. 317 vd.
28 TDV İslam Ansiklopedisi, c. VII, sh. 287-288.
29 Bediüzzaman, Şualar,sh. 317-318.
30 Bediüzzaman, Osmanlıca Siracü'n-Nur,sh. 354; Badıllı, Abdülkadir, Bediüzzaman Said-i Nursi, Mufas­sal Tarihçe-i Hayatı, II, sh. 1056.
31 Bediüzzaman, Mektubat, sh. 329-330.
32Tarihçe-i Hayat, İstanbul 1991, Sözler Yayınevi, sh. 66-67.
33 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat,İstanbul 1991, Envar Yayınevi, sh. 400-401.
Kaynak : Risale Ajans