Nur Talebesi Kitap Yazar mı?
A- A A+

Nur Talebesi Kitap Yazar mı?

Said Nursi hazretlerinin ilk talebesi Hulusi ağabeye "Risale-i Nur talebesinin kitap yazması doğru mudur?" diye sorulan soruya verdiği cevabtan bazı bölümler aynen şöyle;
 
Aziz kardeşim!
 
Evvela hizmet-i Kur’aniye’nizde muvaffakiyetler diler, ihlas ve sadakatla istihdam-ı Rabbaniyyeye nailiyyeti, lütf-u İlahi’den niyaz ederiz.
 
Saniyen: Mektubda mühim bir mes’eleyi soruyor ve nurlardan cevabını istiyorsunuz. Bazı eserlerin Risale-i Nur’a perde olması mes’elesi senelerden beri çokların ma’nen ve kàlen sorup araştırdıkları bir mes’eledir. Ben de Külliyyat’ta bulduğum cevablardan az bir kısmını yazıyorum.
 
Evet, kardeşim yazdığınız gibi Risale-i Nur dairesinde bulunanların fikir mahsulü olan eserleri, ilham eseri olan Risale-i Nur’a perde ve gölge olmamalıdır. Ancak Nurları takdim, teşvik, tamim ve tebliğ gibi Nur’a hizmet için olan yazıları müstesnadır.
 
İşte bu hakikatlar sebebiyledir ki, Nur Talebeleri, Risale-i Nur’un vazifedar olduğu sahada eser yazmamışlar, ancak takriz, takdim, tahşiye, tebliğ ve müdafaa ma’nasında yazıları vardır. 

Çünkü insan, kendi mahsulat-ı fikriyyesini daha çok sevmek ve beğendirmek hislerine sahibdir. Eğer bir had konulmazsa, pek çok Nurcu kalemler, saha-i te’life koşar, teşettüt başlar. Bu gibi sebeblerle Hz. Üstad, Nur’un sahasında ve daire-i Nur’da olanlara; te’lifatla değil, Nurların dersi, neşri, intişarı ve tebliği gibi Risale-i Nur’la hizmet yolunu göstermiştir.
 
Ezcümle, has daireye hitab eden bir mektubda:
 
“…Risale-i Nur’un şakirdleri içinde çok alimler, edibler ve muharrirler var. Hiçbirisi şimdiye kadar lahikaya girmeyen Risale-i Nur hesabına eser yazmadığının sebebi, bir hodgamlık ve hodfüruşluk olmamak ve Risale-i Nur’un haricinde başka meşguliyette bulunmamak ve başka muharrirlerin o cihette iştihalarını açmamak içindir…” diye ihtar ediliyor.
 
Diğer şiddetli bir ihtar da şöyledir:
 
“Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz.

Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmi enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hatta yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımni bir adavet besler gibi, Sözler’in kıymetlerinin tenzilini arzu eder taki kendi mahsulat-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.

Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
 
“Bu dürus-u Kur’aniye’nin dairesi içinde olanlar, allame ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulum-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler’in şerhleri ve izahlarıdır* veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.

Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde birşey yazsa; soğuk bir muaraza veya nakıs bir taklidcilik hükmüne geçer.

Çünki çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur eczaları, Kur’an’ın tereşşuhatıdır; bizler, taksim-ül a’mal kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhde edip, o ab-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!..” Mektubat, sayfa 458
 
* Bu parçada görülen (şerh ve izah)  mes’elesinin şekli: “Risale-i Nur’un bazı mücmel yerlerini, yine Risale-i” Nur’la izah etmek” kàidesiyle mukayyeddir. Çünkü buradaki icmale karşı, (Envar Neş, Kastamonu L. sht 52)’de ve sair yerlerde, şerhin  şekli hakkında tasrihat vardır.
 
Hem Konferans adlı eserde aynı mes’ele daha açık olarak şöyle izah ediliyor:
 
“… Okurken, belki izah edilmesini isteyen kardeşlerimiz olacaktır. Fakat bu hususta arzedeyim ki: Üstad’ımız Bediüzzaman, bir Nur talebesine Risale-i Nur’dan ba’zan okuyuvermek ni’metini bahşederken izah etmiyor, diyor ki: “Risale-i Nur, imani, mes’eleleri  lüzumu derecesinde izah etmiş. Risale-i Nur’un hocası, Risale-i Nur’dur.

Risale-i Nur,  başkalarından ders almaya ihtiyac bırakmıyor. Herkes, isti’dadı nisbetinde kendi kendine istifade eder. Aklınız her bir mes’eleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdanınız hissesini alır.  Ne kadar istifade etseniz, büyük bir kazançtır.
 
Okunan Türkçe veya Arapça bir Risalenin izahı, başka bir Risalede varsa, onu getirtip okuyor. Risale-i Nur’daki gàyet ince nükteleri derk eden basiretli alimler de der ki: Bir alimin yüksek bir ilmi olabilir…

Fakat Risale-i Nur’u cemaata okurken tafsilata girişip eski malumatlarıyla açıklarsa, bu izahatı, Risale-i Nur’un beyan ettiği asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevab veren hakikatlerin anlaşılmasında ve te’siratında ve Risale-i Nur’un mahiyetinin derkinde bir perde olabilir. Bunun için, bazı lügatların -ma’nalarını söyleyerek aynen okumak daha müessir ve- daha efdaldir.” Sözler- Konferans
 
“…Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofi meşreb zatlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şakirdlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuzu kazanmak için, o dairedeki ab-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir.

Yoksa Risale-i Nur’a karşı rakìbane başka bir çığır açmak ile hem o zarar eder, hem bu müstakìm ve metin cadde-i Kur’aniye’ye bilmeyerek zarar verir; zındıkaya bir nevi yardım olur…” Kastamonu Lahikası, 130
 
Ba’zı kimseler diyebilirler ki, “Risale-i Nur’u anlamak zordur, kolaylaştırıcı izahlar gerektir.” Bunun da cevabını Külliyyat vermektedir. O cevabdan bir küçük nümunesi şudur:
 
“Manevi bir elektrik olan Risale-i Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmağa ve başka üstadlardan taallüm edilmeğe ve müderrisinin ağzından iktibas olmağa muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulum-u aliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir alim olabilir…” Şualar, sayfa 565
 
Hem bu asırda imani mes’elelerde devamlı şübheler yayılıyor, bunlara yeniden cevab vermek gerekiyor, gibi düşüncelere de sahib olmamalıyız. Çünkü, Risale-i Nur, Kur’an’dan aldığı feyizle verdiği tahkìkì iman dersini dikkat ve i’timadla okuyanların kàbiliyyet ve isti’dadlarını öyle inkişaf ettiriyor ve tahkìki imanda öyle yükseltiyor ki; denmiş ve denecek ne kadar i’tiraz ve şüpheler varsa, o şüphelerin muhaliyyetini ve butlanını görüyor ve tardediyor.
 
Elhasıl, bir nebze me’hazleriyle gösterilen mezkur hakìkat yolundan, yani Nur’lardan nazarları dağıtmamak dersini veren bu gelen parça ile son veriyoruz;
 
“… Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çoktandır anladılar ki, Nur talebelerinin kefenleri boyunlarındadır. Onları, Risale-i Nur’dan ve Üstadlarından ayırmak kàbil değildir.

Bunun için şeytani planlarını, desiselerini değiştirdiler. Bir zayıf damarlarından veya safiyetlerinden istifade ederiz fikriyle aldatmak yolunu tuttular. o münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, ba’zan de talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki:

“Bu da İslamiyet’e hizmettir; bu da onlarla  mücadeledir. Şu malumatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin.  Bu da büyük eserdir,” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur talebesinin Nur’larla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarı çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmayıp böyle tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar…
 
“… Risalet-in-Nur, hakàik-ı İslamiyyeye dair ihtiyaclara kafi geliyor. Başka eserlere ihtiyac bırakmıyor. Kat’i ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaleti’n-Nur’dadır…” Kastamonu Lahikası, sayfa 74
 
İşte aziz kardeşim Külliyyattan alarak arz ettiğim bu mektub, sualinize yeterli cevab olur zannederim. Tekrar selam eder, dualarınızı beklerim.
 
İbrahim Hulusi Yahyagil (Rh)
Kaynak : Risale Ajans