Nur Talebelerini Şirket Gibi Yönetmek İsteyenler mi Var?
A- A A+

Nur Talebelerini Şirket Gibi Yönetmek İsteyenler mi Var?

İslamiyet kolayca anlaşılabilen bir denklemden ibarettir. İmanın şartı altıdır. İslamiyet’in şartı beştir. Günde beş vakit namaz ve oruç ile hali vakti yerinde olanlara farz olan zekat ve hac ibadetinden ibarettir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “bu zamanda farzları yapan kebairi terk eden kurtulur.”
 
Nurculuk, İslamiyet’e hizmet için temel İslami kaynaklardan süzülmüş sade ve sağlam esaslara sahip bir cadde-i Kur’aniye’dir. Nurculuğun esasları üstad Bediüzzaman tarafından açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Nurculuk, İhlas ve uhuvvet düsturları üzerinde müessestir. Hizmetlerin ehemmiyet sırası ihlas risalesinde, dördüncü mes’elede ve lahikalarda açıklanmıştır. Hizmet düsturları gayet berraktır. Nur talebesi olmanın sırrı, Nurları kendi eseri gibi kabul etmek ve istifade ederken muhtaçların da istifadesine ulaştırmak için çalışmaktır.
 
Nurcuların partisi, patırtısı, derneği, lokali, şirketi, kaydı, kütüğü yoktur. Rasulullah’tan (a.s.m.) başka lideri yoktur. Hiçbir samimi ve hakiki Nur talebesinin liderlik, şan şöhret gibi bir iddiası yoktur. Bu bilinmez ve sırrına erilmezler, gittikleri yerde küçük bir medrese açarlar ve yakın çevresinden başlayarak hizmet etmeye çalışırlar. Kitap ehlidirler, hakikatin peşinden koşarlar ve ehli tahkiktirler.
 
Nurcuların, gizli adam yetiştirerek devleti ele geçirmek gibi bir dertleri ve davaları yoktur ve asla olmamıştır. Nur talebelerinin ancak ve ancak şeffaf bir şekilde gözlenebilen bir iman kurtarma cehtleri ve dertleri vardır. Asayişin ve emniyetin her zaman yanında yer alırlar ve müspet hareket düsturlarından ayrılmazlar. Halis ve samimi bir Nur talebesi, Kur’an ve sünnete hizmet için Risale-i Nur eserlerini kendi eseri olarak kabul eder ve bu eserleri muhtaçlara ulaştırmayı en yüksek gaye-i hayali olarak bilir.
 
FETÖ, şirketleşerek büyümüş ve tehlikeli bir canavar haline gelmiştir.
 
Henüz 1970’li yıllardan itibaren, Nur cemaatinin mütevazı görünen şatafatsız fakat metin ve istikametli hizmetini beğenmeyen FETÖ lideri, kurduğu sendikalar, STK’lar, şirketler, bankalar, federasyonlar, konfederasyonlar gibi medyatik yapılarla dev bir güç haline gelmiştir. Reis-i Cumhurumuzun, “ne istediler de vermedik” ifadesinden anlaşıldığı gibi, gittikçe doymak bilmez bir ejderha halini almıştır. FETÖ lideri, milletin evlatlarını istismar etmek suretiyle yetiştirdiği zeki ve kabiliyetli şahsiyetleri zehirleyerek hain emelleri için kullanmıştır. Hatta hızını alamayıp, devleti ele geçirmek için millete karşı kanlı bir darbe yapmıştır.
 
Nur cemaatleri bu elim hadiselerden ders alarak bugün, Üstadımızın “maddi manevi her şeyden feragat mesleğinden ayrılmamalı” ve FETÖ gibi şirketleşmemelidir. Şayet, Nur talebesi denilen bu bilinmezler ve sırrına erilmezler, bir defterde toplanır ve kayıtlı, kürekli bir emir komuta zincirine bağlanarak hizmet düsturlarından uzaklaşırlarsa, aynen FETÖ gibi müstebit ve dessas şahısların etkisine kolaylıkla girebilirler. Aynı zamanda her türlü manipülasyonlara da açık hale gelirler. İnsanlar güçten istifade etmek için nam olsun diye gelip kayıt yaptırabilir. Kayıtlı üye sayısının fazlalığı devlet idaresini rahatsız edebilir.
 
Hakiki bir Nur talebesinin gayesi, Risale-i Nur eserlerini kendi telifi gibi kabul edip, neşrine çalışmaktır. Gazetesini, dergisini, televizyonunu, vakfını savunduğu kadar Risale-i Nur’u savunmayanlar hakiki Nur Talebesi vasfına haiz olamazlar. Vukuatla sabit olduğu gibi, Nur cemaatindeki bazı bölünmelerin temelinde Nur cemaatine hizmet maksadıyla kurulduğu iddia edilen şirketlerin yönetimini ele geçirmekten kaynaklanan bir menfaat paylaşımı kavgası vardır.
 
Risale-i Nur’un hiçbir yerinde dernek, vakıf, parti, lokal, sendika, mesleki birlik, şirket, federasyon, konfederasyon gibi bir örgütsel yapı tanımlaması yoktur. Bilakis, Risale-i Nur’un hizmet düsturlarında, ihlas, uhuvvet, iman hizmeti ve ihtiyaç olan her yerde küçük bir medrese açmak suretiyle, muhtaç olanlara iman hakikatlerini ulaştırmak gerektiğine dair amir hükümler vardır. Çünkü Kur’anın elmas bir kılıcı olan Risale-i Nur’da yazan düsturlar, Nur talebelerinin temel hizmet kanunlarıdır.
 
Dün yapılan hatalardan ibret alınarak bugün Nurculuk adına, Risale-i Nur eserlerini gölgede bırakacak şirket, holding ve STK konfederasyonu gibi yapılar kurulmamalıdır. Mezarı bile anıtlaştırılmayan bir üstadın hakikat yolu hiçbir şekilde maddi varlıklarla gölgelenmemelidir. Kabe’yi gölgede bırakan “Zem Zem Tower” gibi, Nurculuk adına Risale-i Nur eserlerini gölgede bırakacak STK’lar, gazeteler, dergiler, konfederasyonlar kurulursa, Risale-i Nur hizmetinin özünden uzaklaşılabilir. Böylece, STK mensupları Nurculuğun şahsı manevisini değil, üyesi oldukları tüzel kişiliğin hukukunu savunmaya başlayabilirler. Geçmişteki misalleri ortadadır. Milletin altın bilezikleri toplanarak Risale-i Nur eserleri basılacak diye kurulan matbaalarda bugün dine, vatana ve millete hakaret eden neşriyatların basılması, nurculuğun bugün içinde bulunduğu şirketleştirme tehlikesi için tam bir ibret vesikasıdır.
 
Hakiki ve halis Nurcuların vazifesi iman hakikatlerini mümkün olan en fazla sayıdaki muhtaç insanlara ulaştırmaktır. Yoksa Nurcuların vazifesi, asla Nurculuk adına kurdukları STK’ların tüzel kişiliğini korumak, yakınlarını ve akrabalarını ve hemşerilerini yönetim kurulu başkanı oldukları şirket ve vakıfların yönetimine ve kadrosuna almak suretiyle hemşeri, akraba ve yandaş teşkilatı kurmak değildir.
 
Nurculuk adına kurulan şirket ve vakıfların görevi yerel yönetimlerden ve devletten ihale takibi yapmak veya sosyal tesis açıp işletmek değildir. Vakıflık müessesesi yerine devlet memuru gibi yüksek maaşlı elaman çalıştırarak yönetim kurulları ve icra heyetlerini yöneterek oluşturulan patron tarzı yapılar Üstadımızın tarif ettiği Nurculuk tanımında yer almamaktadır.
 
Nurculuk adına inşaat firmaları kurmak suretiyle villalar yapmak, kargo firmaları kurmak, gıda hizmetleri vermek ve matbaacılık yapmak Nurculuk değildir. Şirketler topluluğu kurarak şirketleşen nurcuların iflaslar sonucunda hizmete de küserek yeni bölünmeleri doğurduğu henüz hafızalarımızda tazedir. Nurcular, şirketinin sattığı ürünlerin reklam ücretini ödemek için televizyon kanallarına kolilerle Risale-i Nur külliyatı vermemelidir. Eğer vermişlerse bunun nurculuk olmadığını bilmelidirler. Rafta duran Risale-i Nur eserlerinin gölgesinde yüz bin dolarlık ürün satma pazarlıkları yapmak, o esere hürmet eden müşteriyi istismar etmektir ve Üstadımızın maddi ve manevi her şeyden istiğna mesleğine ihanettir.
 
Risale-i Nur hizmetleri, sermayenin kontrolüne girecek ve sermaye tarafından yönlendirilecek bir hizmet değildir. Risale-i Nur hizmetindeki meşveretlerde kulis yapmak, adam ayartmak, taraftar toplamak ve seçimlerle divan kurullarını ve makamları ele geçirmek yoktur. Çünkü üstadımız “makam bir olsa, çok kimseler o makama namzet olur ve sırrı ihlas bozulur” demiştir. Nur cemaatindeki bölünmelerin sebeplerini buralarda aramak gerektir.
 
Hakiki Nur talebelerinin tamamının temsil edilemediği ve meşverete giremediği ve kulislerle seçilenlerin oluşturduğu mahdut sayıdaki kişilerden oluşan tüzel kişilikler, Nurculuğun meşveret esaslarına ve hizmetin ruhuna uygun değildir.
 
Meşru olmayan yollarla elde edilmiş bir matbaa kalıbı ile yeni bir yayınevi açmak ve aynı eserleri eski yayın evinin bastığı gibi tıpkıbasımla kısa sürede basmak, yeni kurulan bu yayınevinin meşruiyetini ortadan kaldırır. Durumu kurtarmak ve vicdanları rahatlatmak için şirketin hissedarlarının imam, vaiz, hoca ya da vakıf olması yayın evinin meşruiyetini kurtarmaya yetmez. Nurculuk adına kurulan hiçbir “yayın evi ismi”, Kabe’yi gölgeleyen “Zem Zem Tower” gibi ikonlaştırılarak Risale-i Nur ismini perdelememelidir.
 
Nur hizmetindeki vakıflık müessesesinin numune-i timsali, Üstadımızın bizzat kendisi ve kendisine sadakatle hizmet eden saffı-ı evvel Nur talebesi ağabeylerdir. Bugün Nur talebesi olan “vakıf” lar, Risale-i Nur eserlerindeki hakikatlerin neşri için üstatları gibi hayatlarını vakfetmektedirler. Bir şirkete hissedar olup ta Risale-i Nur yayıncılığı yapmak için vakıflık yapılmaz. Çünkü böyle yapan kişilerin, imtihan zamanı kendi kitabını öğrenciye kerhen satmaya çalışan bir hocadan farkı kalmaz. Cemaat mensupları, istediği en kaliteli ve en sahih kitabı istediği yerden alabilmelidir. Evet, okunmak için dağıtılan kitap yalnızca Kur’an, hadis, ilmihal ve Risale-i Nur olmalıdır. İlla belli bir yayın evinin kitabı değil en sahih basılmış yayınevinin eseri olmalıdır.
 
Risale-i Nur’un şahsı manevisi “Ferid” ismine mazhardır. Her bir hizmet şubesinin, hür ve müstakil hareket etme meyli görülmektedir. Eğer bu meyil ismi Ferid manasının bilmediğimiz farklı bir tezahürü değilse, acaba yanlış yorumlanması mıdır?
 
Nurculuk adına, ancak ve ancak, bütün Nur talebelerinin davet edileceği bir meşveret manası ihlas ve uhuvvet esaslarını tesis edebilir. Bugün Nurculuğun şirketleşmesine ancak ihlas düsturlarıyla tek vücut haline gelmiş bir şahsı manevi mani olabilir. Hizmet-i Nuriye’nin istikametle devamı için bütün samimi Nurcuların iştirak edeceği hakiki bir meşveret manasının tahakkuk etmesi elzemdir. Bu meşverette evvel emirde hakiki bir Nur hizmetinin temel esasları, Risale-i Nur düsturlarına göre tekrar tanımlanmalıdır.
 
“Mış” gibi Nurculuk olmaz. Saf süt ile sulu süt aynı değildir. Bugün Nur talebelerinin omuzundaki en ağır yük, Üstadımızın Nurculuk esaslarını aynen muhafaza etme gayreti olmalıdır.
 
İstikametli bir meşveret sistemi ve adil bir temsil heyetinin kurulabilmesi için bugün Üstadımızın hizmet tarzını en iyi bilen ve hayattaki tek talebesi ve mutlak vekili Hüsnü Bayram ağabeyin duasının ve fikrinin alınmasında maslahat vardır.
 
Burada, takdirle ve şükranla ifade etmemiz gereken bir hakikat şudur ki, bugün Nur talebelerini FETÖ musibetinden muhafaza etmek için cansiperane mücadele eden rahmetli Abdulah Yeğin ve Ahmet Aytemur ağabeyler ile hayattaki Hüsnü Bayram, Ağabey, üstadımızın vefatından beri hiçbir ihtilaf ve bölünme içinde olmamışlardır. Çünkü bu halis Nur talebeleri, üstatlarından ve Risale-i Nurlardan aldıkları hakikat dersiyle maddi ve manevi her şeyden feragat mesleğinden ayrılmamışlardır. Bu sayede, maddi rekabetten tevellüt eden ve kıskançlık damarından neşet eden haset hissinin aralarına girip, mabeyinlerindeki sırrı ihlasın bozulmasına müsaade etmemişlerdir.
 
Tevhit esasını ispatla meşgul olan Nurcular, “Şirk ”ten gelen, “Şirket” manasıyla yönetilemez.
 
Dr. Nadir Çomak
Kaynak : Nurdan Haber