l.Dünya Savaşı'nda Bediüzzaman
A- A A+

l.Dünya Savaşı'nda Bediüzzaman

İlmi şahsiyetinin yanında müthiş bir askeri deha da olan bediüzzaman, yeri geldiğinde bu vatanı korumak için kendisi ve talebeleriyle bedenlerini siper eylemişlerdir.

I. Dünya Savaşı başladığında, Said Nursi de talebeleriyle birlikte Doğu Milis Teşkilatı’nı kurdu ve Van-Bitlis cephesinde gönüllü alay komutanı olarak Ermenilere ve Ruslara karşı savaştı. Bu savaş esnasında, Rus birliklerinin açtıkları ateş sonucu bir çok kere yaralanmasına rağmen hep ön saflarda çarpışıyordu.

Etrafına şarapnel parçaları düşerken bile Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu ispat yolunda telifata devam ediyordu. Kur’an’ın mucizeliğini çağın insanına göstermek için telifine başladığı “İşaratü'l-İcaz” adındaki tefsirini cephede fırsat buldukça yanındaki talebesine yazdırıyordu.
 
Bitlis savunması sırasında bir çok talebesi şehid olmuş, yanında yalnızca dört talebesi kalmıştı. Bediüzzaman bir gece, Rus hatlarını yarıp geçmek isterken yüksekçe bir su kemerinden atladı ve bir ayağı kırıldı.

Gecenin karanlığında ayağı kırık olarak bir su arkının içinde otuz saat bekledikten sonra Ruslara teslim olmak zorunda kaldı. Telim olunca Said Nursi’yi önce Van’a, sonra Culfa, Tiflis, Klogrif üzerinden Rusya içlerindeki Kosturma’ya sevk ettiler.
 
Bediüzzaman Kosturma’daki esir kampında diğer esir subaylarla birlikte kalıyor, geçirilen esaret günlerini en verimli şekilde değerlendirmek üzere faaliyetler gösteriyordu. Esir kampı, önceki hayatları harp meydanında çatışmalarla ve cepheden cepheye intikal ile geçen esir subaylar için bir ilim-irfan meclisi, imanlarını kuvvetlendirecekleri bir marifet mektebi olmuştu.
 
Esaret günleri, Bediüzzaman’ın subaylara yaptığı derslerle geçerken, Rusların Kafkas Orduları Komutanı Grandük Nikola Nikolaviç, kampı teftişe gelir. Grandük Nikolaviç önünden geçerken, Bediüzzaman kendisini tanıdığı halde ayağa kalkmaz. Bunu kendine bir hakaret kabul eden Nikolaviç, Bediüzzaman’ın idamını emreder.
 
Fakat onun “Ben bir İslam alimiyim, imanın ve İslamiyetin izzetini muhafaza etmek için ayağa kalkmadım.” şeklindeki açıklaması ile hata ettiğini anlayarak, emrini geri alır. Kosturma’daki esir kampında cereyan eden bu olay, yıllar sonra gazetede bir subayın hatıralarında yer aldığında, Bediüzzaman tarafından da doğrulanmıştı.
 
Bir süre esir kampında kaldıktan sonra Ruslar, onun, Kosturma’daki Tatar mahallesinde bir camide kalmasına kefaletle izin verdiler. Bediüzzaman, Volga Nehri kenarındaki bu camide hem imamlık yapıyor hem de iman sohbetlerine devam ediyordu. Hayli uzun bir aradan sonra yalnız kalma fırsatını da böylece yakalamış ve bütün hissiyatını, fikirlerini gözden geçirmeye başlamıştı. Bu tefekkür kendi tabiri ile onu “Eski Said’den Yeni Said’e” götüren yeni bir anlayışın ilk işaretleriydi.
 
Şubat 1917’de başlayan Rus ihtilali, Rusya’yı alt üst eden büyük bir karışıklığa sebep olmuş ve Çarlık rejimi yıkılmıştı. Ancak yeni rejimin ülke çapında disiplini sağlaması zaman alacaktı. İhtilalin sebep olduğu bu karışıklıktan istifade eden Said Nursi firar etti.

Kosturma’dan Petersburg’a geçerek Varşova’ya gitti. Buradan da Viyana’ya geçti ve Alman makamları tarafından düzenlenen bir belgeyle de Sofya üzerinden İstanbul’a geldi. Böylece yaklaşık iki buçuk yıl süren esareti sona ermişti.
Kaynak : Sorularla Risale