İman Başka İnkar Etmemek Başka
A- A A+

İman Başka İnkar Etmemek Başka

Ümit Şimşek'in kaleme aldığı, Allahı tanıyarak İman etmenin önemini ifade eden yazısından.

Sağlıklı bir tanıma imanın sağlam zeminlere oturtulması zarureti vardır. Ve iman konusu, daha bu merhalede iken, günümüzde her yandan gelen sarsıntılarla, masum görünüşlü saldırılarla, en sağlam bir aklı bile tereddüde düşürecek vehim ve vesveselerle karşı karşıyadır.
 
Kime sorarsanız “Bir Allah var” der. Kime sorarsanız Müslümandır. Lakin insanların hayat felsefelerini incelemeye başladığınızda, Allah’ın mülkünün sebeplere, doğa yasalarına, birtakım dünya adamlarına veya kurumlarına bölüştürülmüş olduğunu görürsünüz. Allah’a kalan ise, insanların henüz el atamadığı göklerden ibarettir; orada, günlük hayatımıza karışmamak şartıyla tanrılığını devam ettirebilir ve bu haliyle, tıpkı bir meşruti kral gibi, sonsuz saygıya da muhatap olabilir!

Ne var ki, birçoklarının iman olarak gördüğü bu yaklaşım, Kur’an’ın “şirk” olarak lanetlediği şeyin ta kendisidir. Bediüzzaman da, “Herkes Allah’ı bilir; bu kadar derse ihtiyacımız yok” şeklindeki itirazlara verdiği cevapta, bu yaklaşımı “Hiçbir cihetle Allah’a iman hakikati onda yoktur” diyerek şiddetle reddetmektedir:
 
Halbuki Allah’ı bilmek, bütün kainatı ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’i ve külli herşey Onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’i iman etmek; ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve La ilahe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, “Bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnat etmek—haşa—hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikati onda yoktur.
 
Bediüzzaman, bahsin devamında, böyle bir inanışın, sadece “inkar etmemek” seviyesinde kaldığına işaret eder. Halbuki, iman etmek, inkarın yokluğundan ibaret bir hadise değil, başlı başına bir fiildir.
 
Evet, inkar etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.
 
Evet, kainatta hiçbir zişuur, kainatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Ha­lik-ı Zülcelal’i inkar edemez… Etse, bütün kainat onu tekzip edeceği için susar, lakayd kalır.
 
Fakat Ona iman etmek, Kur’an-ı Azimüşşanın ders verdiği gibi, O Halıkı, sı­fat­larıyla, isimleriyle, umum kainatın şehadetine istinaden kalben tasdik et­mek; ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına de­lil­dir.

Kaynak : Nuranniyat