Hüsnü Ağabeyin Urfa Mahkemesindeki Müdafaası
A- A A+

Hüsnü Ağabeyin Urfa Mahkemesindeki Müdafaası

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebelesi ve mutlak vekili Hüsnü Bayramoğlu ağabeyin 17.2.1953 yılında Urfa Asliye Ceza Mahkemesi Yüksek Makamına arz ettiği müdafasıdır.
 
Muhterem heyet-i hakime!
 
Bizlere yapılan gizli mektep zan veya ittihamı bütün bütün hakikat hilafınadır. Çünkü bulunduğumuz cami önünde çeşmeler var, buraya ve camiye günde iki yüz kişinin gelmesi, böyle bir yerin gizli olamayacağı, çocukların dahi bileceği bir hakikattir. Hem bizim şehrin en işlek bir yerinde kalmamız gösteriyor ki gizlilikle ve gizli şeylerle alakamız yoktur.
 
Mektep açmışsınız sözü de büsbütün yanlış bir şayiadır. Bunu işitenler gülüyorlar. Biz Kur’an-ı Kerim’in gayet parlak ve yüksek tefsiri Risale-i Nur’a çalışan talebeleriz. Evet, asla inkar etmeyiz. Biz okurken gelip dinleyenler oluyor, bu bir mektep midir? Şahitlerin görüşleri doğrudur fakat hükümleri yanlıştır, hakikat hilafınadır.
 
Biz o gün arkadaşımla kendi elimizle yazdığımız iki adet Ayetü’l-Kübra Risalesi’ni tashih etmek için beraber okuyorduk ve o iki arkadaş da dinliyordu. Bu vaziyette, sanki komünistlerin ve dinsizlerin eserlerini okuyormuşuz gibi hem adliyeyi hem zabıtayı hem mahkemeyi bizimle meşgul ederek bir bahane ile mahkemelere sevk ettiriyorlar.
 
Hem sizlerin de bildiğiniz gibi Urfa’nın ekseri evlerinde dini bir kitabı biri okuyup diğerleri dikkatle dinliyorlar. Hem bir yerde, yasak olmayan bir eseri okuyup başkalarının dinlemesiyle bir mektep mi açılmış olur? Sadece kitap okumak ve dinlemekten ibarettir.
 
Bu vaziyetten anlaşılıyor ki biz yalnız bu asırda Kur’an’ın yüksek ve parlak bir tefsiri ve kainatta en yüksek olan iman hakikatlerini beyan eden Risale-i Nur’u okuyoruz. İmani ve İslami kitapları okuyup dinlemeye tedrisat süsü vermek, kuvvetli bir icbarla üzerimize mektep açmışsınız etiketini yapıştırmaya gayret etmek olduğunu; bizim masum, dindar, iman ve ahiretiyle meşgul olan gençler olduğumuzu herkesin bildiği gibi sizce de malumdur.
 
Hem dahi mütefekkir Üstadımız Bediüzzaman otuz seneden beri siyaseti terk etmiş “Euzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyase” demiş ve talebelerine de “Biz imanın cereyanındayız, gayemiz rıza-yı İlahiyedir, siyasi cereyanlara girmeyiniz” diye ders verdiğinden hiçbir siyasi ve dünyevi süfli şeylerle alakamız yoktur. Hem altı vilayetin zabıtası, Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi hakkında: “Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebeleri imanla kafalara bir yasakçı bırakıp emniyet ve asayişi muhafaza ediyorlar.” diye rapor vermişler.
 
Muhterem hakimler!
 
Bizim bütün okuyup yazdığımız ve daima meşgul olacağımız Risale-i Nur, bütün mahkemelerde beraet etmiş ve sırf İslamiyet ve iman ve Kur’an hakikatlerinden ibaret olduğu güneş gibi tezahür ederek kaziye-i muhkeme haline gelmiştir. Son Afyon Mahkemesinde; bütün kitap, risale ve mektupları iade etmeye ittifaken karar vermişlerdir.
 
Risale-i Nur: Yüz otuz parça harikulade risalelerden müteşekkil bir şaheser külliyatı ve yirminci asrın fünun-u müsbetesiyle ulum-u imaniye ve hakaik-i Kur’aniyeyi mezc ve telif ederek, bu asra kadar hiçbir eserde görülmediği ehl-i ilim ve hakikatçe, filozof ve profesörlerce musaddak olan emsalsiz bir hususiyete malik eserlerinin neşriyatı; Anadolu, Arabistan, Mısır, Pakistan, Avrupa ve Amerika’ya kadar inkişaf etmiş. Müellifi büyük İslam dahisi Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur hakkında şöyle diyor:
 
“Risale-i Nur, manevi hakikatleri ve iman ilmini Avrupa’nın fen ilimleriyle mezcederek gayet kuvvetli bürhan ve hüccetlerle aklen ve mantıken ispat eder. Risale-i Nur, hal ve istikbalin, ilmi, imani, akli ve fikri ihtiyaçlarına tam cevap verir bir kuvvet ve mahiyet ve hususiyettedir. Risale-i Nur’da başka eserlerden nakil yoktur, Kur’an’ın mu’cize-i maneviyesidir. Risale-i Nur, yüz manevi keşfiyatı havi ve tılsım-ı kainatın muammasını keşif ve halleden bir keşşaftır. Risale-i Nur, yalnız bu vatan ve bu millet için değil, alem-i İslam ve beşeriyet için yazılmıştır. Risale-i Nur, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümüne maruz heyet-i İslamiyeye en nafi’ bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu yüz binlerle kimseler tarafından tasdik edilen bir eser külliyatıdır.”
 
Muhterem heyet-i hakime!
 
Risale-i Nur’un gayet harika bir cüzü olan Ayetü’l-Kübra Risalesi’nin beyanı vechiyle: Madem bin seneden beri iman ve Kur’an aleyhinde teraküm eden Avrupa feylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup ehl-i imana hücum ediyor. Bir saadet-i ebediyenin, bir hayat-ı bakiyenin ve bir cennet-i daimenin anahtarı, medarı, esası olan imanı sarsmak istiyorlar. Elbette her şeyden evvel imanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz.
 
Risale-i Nur’la mübareze edilmez, o mağlup olmaz, yirmi senedir en muannid feylesofları da susturuyor. (Şimdi yirmi sekiz sene oldu.) İman hakikatlerini güneş gibi gösteriyor, bu memlekete hükmeden onun kuvvetinden istifade etmek gerektir. Risale-i Nur, söndürmek için üflendikçe parlayan bir nurdur. Onun talebeleri başkalara benzemezler, mağlup olmazlar. Risale-i Nur’u mağlup edebilmek için kainatı elinde tutan bir kuvvet lazımdır.
 
Çünkü Risale-i Nur, dünyevi işlere, şahsi ve süfli menfaatlere alet olamaz. Güneş gibi hakikat-i imaniye ve Kur’aniye yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tabi ve alet olmadığı gibi o hakikati tanıyan Risale-i Nur’u değil dünya cereyanlarına belki kainata da alet edemez.
 
Evet, Risale-i Nur’un vazifesi ise hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imani olan hakikatleriyle gayet kat’i ve en mütemerrid zındık feylesofları da imana getiren kuvvetli bürhanlarla Kur’an’a hizmet etmektir. Onun için Risale-i Nur’u hiçbir şeye alet edemeyiz ve bilfiil öyleyiz.
 
Heyet-i hakime!
 
Bin seneden beri Kur’an’ın bayraktarı ve mücahidi ve alem-i İslam’ın kahraman mücahidi olan ve Kur’an’ı cihanın cihat-ı sittesinde ilan eden necip ve mübarek kahraman ecdadımızın evlatlarını nur-u imandan ayırmak ve İslamiyet defterine geçen mefahir-i aliyesine zıt olarak maddi ve manevi helaketlere maruz bırakmak olan dehşetli su-i kasdlara ve o kahraman ecdadın torunları olan bugünkü gençliği ve gelecek nesilleri o şeref-i aliden mahrum etmek olan dehşetli dinsizlik telkinlerine karşı; Kur’an-ı Kerim’in on dördüncü asr-ı Muhammedi’deki (asm) aziz dellalı ve bu asrın bir hidayet medarı ve bu müthiş zamanın müthiş zulümatına karşı Nur-u Kur’an’la mukabele eden büyük fedakarı ve Risale-i Nur’un yüz binler nüshalarını, milyonlar talebelerinin kalemleriyle her tarafta neşredip dinsizliğe ve küfr-ü mutlaka ve komünizme karşı bir sedd-i Kur’ani tesis eden muhteşem kahramanı Bediüzzaman Said Nursi ve yüz bin başlar feda oldukları hakikate başımız dahi feda olsun diyerek nur-u İslam’ı söndürmek ve nur-u imanı yok etmek için yapılan dehşetli zındıka hücumlarına karşı mukabele eden, istibdatlara, icbarlara karşı izzet-i İslamiyeyi muhafaza ve şeref-i imanı aleme ilan eden, Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’dan kalb-i münevverlerine gelen ve iman hakikatlerini güneş gibi parlak delil ve hüccetlerle ispat eden ve Risale-i Nur’la dinsizlik, dalalet ejderlerine meydan okuyan ve dalkavukluk yapmayan ve mahkemelerde “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa her gün biri kesilse zındıkaya teslim-i silah edip vatan ve millet ve İslamiyet’e hıyanet etmem ve hakikat-i Kur’an’a feda olan bu başı zalimlere eğmem” diyen ve ehl-i dalalete meydan okuyan ve hizmet-i imaniye yolunda hem dünyevi hem lüzum olsa uhrevi hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dava ettiği gibi bir tek hakikat-i imaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen kahraman-ı İslam olan Üstadımız Bediüzzaman ve Risale-i Nur’dan bizi uzaklaştıracak hiçbir beşeri kuvvet yoktur. Hem Risale-i Nur iki hayatımızın halaskarı ve sermaye-i ömrümüz ve gaye-i hayatımızdır.
 
Komünistler ve dinsizler kağıt ve mürekkebi kaldırsalar eğer mümkün olsa derimizi kağıt ve kanımızı mürekkep yapıp yine Risale-i Nur’u yazacağız.
 
Heyet-i hakime bilsinler ki: Halife-i ruy-i zemin Hazret-i Ömer (ra) hilafeti zamanında adi bir Hristiyan ile birlikte mahkemede muhakeme oldular. Halbuki o Hristiyan, İslam Hükumetinin mukaddes rejimlerine, dinlerine, kanunlarına muhalif iken mahkemede onun o hali nazara alınmaması açıkça gösterir ki: Adalet hiçbir cereyana kapılmaz, hiçbir tarafgirlik güdemez.
 
İşte bunun içindir ki mahkemede kahraman-ı İslam olan Bediüzzaman Said Nursi’nin beyanı vechile:
 
“Ehl-i imandan bütün gelenler maziye gidenlere mağfiret dualarıyla ve hasenatlarını onların ruhlarına bağışlamalarıyla yardımlarına binaen Denizli mahkemesinde demiştim: Mahkeme-i haşirde milyarlar ehl-i imandan davacılar tarafından, Kur’an hakikatlerine hizmet eden Nur talebelerini mahkum ve perişan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki:
 
Serbestiyet kanunlarıyla dinsizlerin, komünistlerin neşriyatlarına ve anarşiliği yetiştiren cemiyetlerine müsamahakarane bakıp ilişmediğiniz halde; vatan ve milleti anarşilikten, dinsizlikten ve ahlaksızlıktan, vatandaşları ölümün idam-ı ebedisinden kurtarmaya çalışan Risale-i Nur talebelerini hapisler ve tazyiklerle perişan etmek istediniz diye sizlerden sorulsa; ne cevap vereceksiniz, biz de sizlerden soruyoruz diye o zaman onlara demiştim, o zaman o insaflı ve adaletli zatlar bizi beraet ettirdiler.”
 
İşte Hakimler! Bu ali hakikatlere rağmen bize deseniz ki sizi mahkemeye sevk ettirmek ve biçilmiş bir kaftan giydirmek istiyorlar. Bu takdirde şu ayet-i kerimenin kale-i kudsiyesine iltica ediyorum:
 
حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ❊ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
 
Urfa, Yusuf Paşa Mahallesinde
Hüsnü Bayramoğlu
Kaynak : Hizmet Vakfı