Gıybet Hastalığı'ndan Nasıl Kurtuluruz
A- A A+

Gıybet Hastalığı'ndan Nasıl Kurtuluruz

“Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” Hucurat Suresi, 49:12.  makam-ı zem ve zecrin misallerinden olan birtek ayetin, mu'cizane altı tarzda gıybetten tenfir etmesi, Kur'an'ın nazarında gıybet ne kadar şeni birşey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet, Kur'an'ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur.
 
İşte  “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” Hucurat Suresi, 49:12. ayetinde altı derece zemmi zemmeder, gıybetten altı mertebe şiddetle zecreder. Şu ayet bilfiil gıybet edenlere müteveccih olduğu vakit, manası gelecek tarzda oluyor.

Şöyle ki:
Malumdur, ayetin başındaki hemze, sormak, “aya” manasındadır.
O sormak manası, su gibi, ayetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımni var.
 
İşte, birincisi, hemze ile der:
aya, sual ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor?
 
İkincisi  “Hoşlanır mı?”  lafzıyla der:
aya, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?

üçüncüsü “Sizden biri.” kelimesiyle der:
Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?

Dördüncüsü: “Etini yemek.” kelamıyla der:
İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı dişle parçalamayı yapıyorsunuz?

Beşincisi “Kardeşinin.” kelimesiyle der:
Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevisini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi azanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?
 
Altıncısı: “ölü halde.” kelamıyla der:
Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?
 
Demek, şu ayetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle, zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur.
İşte, bak, nasıl şu ayet icazkarane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'cazkarane altı derece o cürümden zecreder.

Gıybet, ehl-i adavet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez.

Nasıl meşhur bir zat demiş:

Yani, “Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silahıdır.”

Gıybetin Tarifi ;

 
Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.
 
Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:
 
Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, ta yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.

Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de, sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: “Onunla teşrik-i mesai etme. çünkü zarar göreceksin.”
 
Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: “O topal ve serseri adam filan yere gitti.”

Birisi de: O gıybet edilen adam fasık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikare bir surette işliyor.
 
İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir.
Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mal-i salihayı yer, bitirir.
 
Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit “Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zatı mağfiret et.” Suyuti, el-Fethu'l-Kebir, 1:87. demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, “Beni helal et” demeli.
 
Said Nursi / Risale-i Nur Külliyatı / Mektubat
 
Kaynak : AA