Dünya Dışında Maddeden Yaratılmış Varlıklar Var Mıdır?
A- A A+

Dünya Dışında Maddeden Yaratılmış Varlıklar Var Mıdır?

Kainatta insanlık alemi dışında başka bir alem var mıdır? gibi merak edilen sorulara cevap arayan insanlığa Kur'anın ışığında Risaleler  cevap vermiştir.

Dünya dışındaki varlıklara iki açıdan bakabiliriz. Birinci bakış açısı, Kur’an’ın bakış açısıdır. Diğeri ise, insan zihin ve hayalinin bakış açısıdır.
 
Kur'an'ın tarzı açısından, Dünyamızın dışında yaşayan varlıklar; melek, cin ve ruhaniyat olarak isimlendirilir. Bunların yaşama şartları ise insanların yaşama şartlarına benzemez. Yani, hayat için gerekli olan hava, su, toprak, ateş gibi unsurlara ihtiyaç duymazlar.
 
Onlar, nurani ve latif varlıklar olduğu için, bizim maddi gözümüze de görünmezler. Ama onların varlıkları hakkında, hem Kur'an hem akıl ittifak etmiştir. Bunun delilleri çoktur. Sözler isimli eserinin  Yirmi Dokuzuncu Söz'ünde Üstad, bu meseleyi kati olarak ispat etmiştir. Onların hayatları ve hayatına lazım olan şeyler bizimkinden farklı olduğu için, onları kendimize kıyas edip öyle anlamaya çalışmak yanlış olur. Bu manaya işaret eden şu temsile dikkat ile bakalım;
 
"İki adam, biri bedevi, vahşi, diğeri medeni, aklı başında olarak, arkadaş olup İstanbul gibi haşmetli bir şehre gidiyorlar. O medeni, muhteşem şehrin uzak bir köşesinde pis, perişan, küçük bir haneye, bir fabrikaya rastgeliyorlar.

Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur. Acip bir fabrika içinde çalışıyorlar. O hanenin etrafı da ziruh ve zihayatlarla doludur. Fakat onların medar-ı taayyüşü ve hususi şerait-i hayatiyeleri vardır ki, onların bir kısmı akilü'n-nebattır, yalnız nebatatla yaşıyorlar.

Diğer bir kısmı akilü's-semektir, balıktan başka birşey yemiyorlar.

O iki adam bu hali görüyorlar.

Sonra bakıyorlar ki, uzakta binler müzeyyen saraylar, ali kasırlar görünüyor. O sarayların ortalarında geniş tezgahlar ve vüs'atli meydanlar vardır. O iki adam, uzaklık sebebiyle veyahut göz zayıflığıyla veya o sarayın sekenelerinin gizlenmesi sebebiyle, o sarayın sekeneleri o iki adama görünmüyorlar.

Hem şu perişan hanedeki şerait-i hayatiye o saraylarda bulunmuyor. O vahşi, bedevi, hiç şehir görmemiş adam, bu esbaba binaen görünmediklerinden ve buradaki şerait-i hayat orada bulunmadığından, der: "O saraylar, sekenelerden halidir, boştur, ziruh içinde yoktur" der, vahşetin en ahmakça bir hezeyanını yapar.

İkinci adam der ki: Ey bedbaht! Şu hakir, küçük haneyi görüyorsun ki, ziruhla, amelelerle doldurulmuş. Ve biri var ki, bunları her vakit tazelendiriyor, istihdam ediyor.

Bak, bu hane etrafında boş bir yer yoktur; zihayat ve ziruhla doldurulmuştur. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu uzakta bize görünen şu muntazam şehrin, şu hikmetli tezyinatın, şu san'atlı sarayların, onlara münasip ali sekeneleri bulunmasın?

Elbette o saraylar umumen doludur ve onlarda yaşayanlara göre başka şerait-i hayatiyeleri var. Evet, ot yerine belki börek yerler; balık yerine baklava yiyebilirler.

Uzaklık sebebiyle veyahut gözünün kabiliyetsizliği ve onların gizlenmekliğiyle sana görünmemeleri, onların olmamalarına hiçbir vakit delil olamaz. Adem-i rüyet, adem-i vücuda delalet etmez. Görünmemek, olmamaya hüccet olamaz."
(1)
 
Bir de, insan zihni ve hayali açısından bakacak olursak, dünyanın dışında tuhaf ufolar veya hayali, garip mahluklar gibi şeyler, asılsız ve heyula tarzında kurgulardır ki, insan zihninin bir hezeyanıdır. Ancak bilim kurgu tarzı, zihni varsayımlardır. Yoksa aslı ve esası olsa idi, çoktan tezahür ederdi.
 
Bir de insan, her şeyi mutlaka kendine kıyas edip ona göre hüküm veriyor. Yani, dünyanın dışında varlık olsa bile, mutlaka insan tarzında olması gerektiğini varsayar ve ona göre kurguları.

Bu da hayalden ve hezeyandan öteye geçemez. Risale-i Nur'da, dünya dışı varlıkların varlığı kabul edilir ve ispat edilir. Ama bu varlıklar, insan zihninin ve hayalinin ürettiği ufo ve uzaylı tarzında değil, Kur'an'ın tespit ettiği melekler, ruhaniler ve cinlerdir.

Aslında bu uçuk kaçık, zihni ve hayali varlık anlayışı, felsefenin bakış açısı ile Kur'an'ın bakış açısı arasındaki farkı da gösteriyor Felsefe, kainatı tam olarak ihata edemediği için yorumları da hava da kalıp hayalden öteye geçemiyor.
 
(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat.
Kaynak : Sorularla Risale