Dularımızın Kabul Olması İçin Yapılması Gerekenler
A- A A+

Dularımızın Kabul Olması İçin Yapılması Gerekenler

Kur'anın tefsiri olan Risale-i Nur'da, dua bahsini müthiş ifadelerle kaleme alan bediüzzaman Said Nursi şöyle devam ediyor:

"Ya istidat lisanıyladır -bütün nebatat ve hayvanatın duaları gibi ki, herbiri lisan-ı istidadıyla Feyyaz-ı Mutlaktan bir suret talep ediyorlar ve esmasına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar."
 
Kabiliyet dili ile yapılan duadır. Mesela kaysı çekirdeği kaysı olmak için kabiliyet dili ile Allah’tan istiyor. Bir kartal yumurtası kartal olmak için kabiliyet lisanı ile Allah’tan talepte bulunuyor. İnsan da aynı şekilde fıtrattan gelen birçok kabiliyetlerle Allah’tan talep ederse, Allah bu talebi ekseriya geri çevirmez. Yalnız kabiliyet doğrultusunda istemek gerekir, kabiliyetimiz olmadığı bir sahada talep edersek, Allah bunu vermez. Nasıl kayısı erik olamaz ise çiftçi kabiliyeti olan birisi de marangoz olamaz.
 
"Veya ihtiyac-ı fıtri lisanıyladır -bütün zihayatların, iktidarları dahilinde olmayan hacat-ı zaruriyeleri için dualarıdır ki, herbirisi o ihtiyac-ı fıtri lisanıyla Cevad-ı Mutlaktan idame-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bazı metalibi istiyorlar."
 
Allah, kainatta var olan bütün mahlukatı ihtiyaç ve fakirlik içinde yaratmıştır. Özellikle hayat ve şuur sahibi varlıklar, kainatta her şeye muhtaç olarak yaratılmışlardır. İşte bu ihtiyaçların hepsine birden fıtrat denilebilir. Yani bütün mahlukatın mahiyet ve fıtratı ihtiyaçlar ile kaplanmıştır. İşte bu ihtiyaçlar da bir nevi Allah’tan talep ve istekte bulunuyorlar.
 
Mesela, bir mide acıkması ile Allah’tan rızık talep ediyor. Bir göz görme ihtiyacı ile renkleri ve görüntü alemini talep ediyor ve hakeza. Allah da bu ihtiyaçlara mutlak bir ekseriyet ile cevap veriyor. Zira mahlukatın bu ihtiyaçları tedarik etmesi imkansızdır. Mesela bir elmanın icadı için bütün kainatın çarklarını işletmek ve döndürmek gerekiyor. İnsan ise buna muktedir değildir.
 
"Veya lisan-ı ıztırariyle bir duadır ki, muztar kalan herbir ziruh, kat'i bir iltica ile dua eder, bir hami-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-i Rahimine teveccüh eder. Bu üç nevi dua, bir mani olmazsa, daima makbuldür."
 
Iztırar dili ile yapılan duadır. Iztırar, bir şahsın zor bir durumda kalıp çaresiz bir hale düşmesi demektir. Mesela okyanusa düşen bir adamın kırık bir tahta üstünde yaptığı dua gibidir. Çok zor bir durumda olmasından dolayı, o hali Allah’ın şefkatini daha kuvvetlice kendisine çekiyor. Bu tarz dua da ekseri olarak makbuldür.
 
"Dördüncü nevi ki, en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiili ve hali, diğeri kalbi ve kàlidir..."(1)
 
Fiili ve kavli duadır. Kavli dua zaten ibadetlerin akabinde yapmış olduğumuz dualardır. Fiili dua ise Allah’ın kainatta koymuş olduğu sebeplere müracaat etmektir. Mesela çocuk sahibi olmak için evlenmek fiili bir duadır. Zengin olmak için çalışmak fiili bir duadır. Topraktan mahsul almak için tarlayı sürmek, sulamak, tohumlamak, ekip biçmek fiili bir duadır vesaire. Şartları ve sebepleri yerine getirilir ise fiili dua da ekseri olarak makbuldür.
 
Güneşin batışı akşam namazının vaktidir. Güneşin ve ayın tutulmaları da "küsuf ve husuf namazları" denilen iki özel namazın vakitleridir. Ramazanın hilalinin görülmesi Ramazan orucunun vaktidir. Vakitleri girince bu ibadetler ifa edilir. Bu ibadetler niye yapılır? Allah’ın rızasını hoşnutluğunu kazanmak için. Başka bir amacı yoktur o ibadetlerin. Başka bir amacı varsa o ibadet ibadet olmaz.
 
Aynı şekilde, yağmursuzluk yağmur namazının sadece vaktidir. Bu ibadet niye yapılır? Sadece Allah’ın rızasını kazanmak için. Yağmur yağması için değil. Böyle bir niyetle o namaz kılınırsa, o namaz namaz olmaz. Burada yağmur talebi ve duası var, ama bu zahiri bir maksattır. Hakiki faide rıza-ı ilahidir. Bu rıza ahirette nasıl bir şekilde tezahür edecek onu Allah bilir.
 
Bazı belalar musibetler belli duaların vakitleridir. O dualar samimi olarak yapıldığında, hakiki faide olan rıza ilahiye erişiriz ve onun karşılığını da Ahirette baki bir surette görürüz. Zahiri maksat olan bela ve musibetlerin def’i ise Cenab-Hakk’ın hikmetine tabidir. Allah bizim heveslerimizi kainata mühendis yapmamıştır. Her şeyi bizim arzu ve heveslerimize göre tanzim etmesini beklemek kulluk edebine aykırıdır.
 
Üstad bunu şöyle bir misalle anlatır:
 
“Madem Cenab-ı Hak Hakimdir. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hazık, sıtması için sulfato verir. 'Tabip beni dinlemedi.' denilmez. Belki ah ü fizarını dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi.”(2)
 
Duanın kabul şartlarını Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:
 
"BİRİNCİ SUALİNİZ: Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?"
 
"Elcevap: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerait dahilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir."
 
"Ezcümle, dua edileceği vakit, istiğfar ile manevi temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve ahirde yine salavat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur."
 
"Hem  بِظَهْرِ الْغَيْبِ yani gıyaben ona dua etmek,
Hem hadiste ve Kur'an'da gelen me'sur dualarla dua etmek; mesela,
 
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ لِى وَلَهُ فِى الدِّينِ وَالدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةِ
 
رَبَّنَاۤ اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 
 
gibi cami dualarla dua etmek
Hem hulus ve huşu ve huzur-u kalble dua etmek,
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,
Hem mevaki-i mübarekede, hususan mescidlerde,
Hem Cumada, hususan saat-i icabede,
Hem şuhur-u selasede, hususan leyali-i meşhurede,
Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyen me'muldür."
 
"O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın ahiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir."(3)
 
Dipnotlar:
 
(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.
 
(2) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup'un Birinci Zeyli.
 
(3) bk. Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup.
Kaynak : Sorularla Risale