Bediüzzaman'ın İttihad-ı İslama Katkıları
A- A A+

Bediüzzaman'ın İttihad-ı İslama Katkıları

İslam birliği veya müslümanların birleşmesi anlamında olan İttihad-ı İslam, ahirzaman da ve kıyamete yakın asırlarda Müslümanların ereceği ve yaşayacağı mutlu bir bayramdır.

Çünkü, Peygamberimiz (s.a.v) bir hadiste “Ümmetim yağmur misalidir. Evveli mi ahiri mi hayırlıdır, bilinmez” buyurmuştur. Bu gibi hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı üzere, Müslümanlar ihlas, muvaffakiyet, birlik ve kardeşlikte saadet asrına yakın bir ruh haleti içerisine girip İslam dinini terakki ettireceklerdir. Tüm dünyaya eskiden olduğu gibi adalet, merhamet, saadet ve barış getireceklerdir. 
 
Bu ulvi ve saadetli bayramın gelmesi, elbette yerimizde durmakla ve tembellik etmekle gelmeyecek, aksine ciddi bir gayret ve çalışmakla elde edilecektir. Bu noktada bütün müslümanlara vazife düşmektedir. Herkesin bu vadide yapacağı bir vazife ve kaldıracağı bir yük muhakkak vardır. Çünkü İttihad-ı İslam, en evvel ferdlerin, sonra aile ve aşiretlerin, sonra millet ve devletlerin kalben birleşmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan bakıldığında bir müminin başkalarına sevgi ile bakması, kusurlarını görmemesi ve küsmemesi de İslam kardeşliğine bir katkıdır. 
 
Kur'an-ı Kerim'de “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat suresi, 10) ayetiyle, müminler arasındaki kardeşliğin imandan geldiğini ve bu kardeşliğin nesebi ve ailevi kardeşlikten daha ileri ve kudsi olduğu ihtar edilir. 
 
Hadis-i şeriflerde müminlerin birbirleriyle “bünyan-ı marsus”, yani “kurşunla perçinlenmiş bina” (Buhari, Salat, 88) gibi kenetlenmesi hususunda ciddi telkinatlar vardır. Ayrıca “Müminlerin birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada, birbirlerini korumada misali, bir cesede, bir vücuda benzer ki, cesedin herhangi bir uzvu rahatsız olsa, hastalansa, cesedin diğer uzuvları da bundan muzdarib olurlar ve uykusuz kalır, ateşler içinde yanarlar.” (Müslim, Birr, 66) gibi hadislerde de müminlerin birbirlerine değil düşman olmak, bir vücudun azalarının birbirlerinin imdadına koşmaları gibi olması temenni edilir. 
 
Zaten İslam dininin esas ve şartlarına bakıldığında, hep Müslümanların birlik ve beraberliğine imalı vurguların var olduğu görülür. Mesela namazların cemaatle kılınmasının teşvik edilmesi, hacda aynı tarzda giyinme ve aynı dilden “lebbeyk” denmesi, şehadetin aynı dil ve aynı tarzda olması, zekatın müslümanların arasında güzel bir köprü olması, orucun günün ve senenin aynı zamanında olması, müminlerin ruhen bağlanmalarına vesile olan emirlerdir. 
Asrımızda İslam birliği sevdalılarının başında hiç şüphesiz Bediüzzaman Said Nursi hazretleri gelmektedir. Çünkü, O “azametli, bahtsız bir kıt'anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, İttihad-ı İslamdır.” demekle, asıl reçeteyi veriyor. Çalışmada O'nun İttihad-ı İslam'a olan katkılarını maddeler halinde ifade etmeye çalışacağız. 
 
1-Ferdlerin, aile ve aşiretlerin barışmalarına katkı sağlayan risaleler yazması: Bediüzzaman hazretlerinin Ferdlerin ve aşiretlerin barışmaları ve küsmemeleri gerektiği ile alakalı yazdığı “Uhuvvet Risalesi”, kendi alanında bir şaheserdir. Bu risalede, kişilerin birbirlerinden darılmalarını gerektirecek hiçbir sebebin olmadığı, akli ve vicdani olarak izah ediliyor. Bu risaleyi anlayarak okuyan bir kişinin bir müslümana kin beslemesi elbette beklenemez. Bu risaleden seçtiğimiz bazı yerler:
 
“Sen, bir hane-i Rabbaniye ve bir sefine-i İlahiye olan bir mü'minin vücudunda iman ve İslamiyet ve komşuluk gibi dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı masume varken; sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir cani sıfatı yüzünden ona kin ve adavet bağlamakla, o hane-i maneviye-i vücudun manen gark ve ihrakına, tahrib ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, şeni' ve gaddar bir zulümdür.”
 
“Ey insafsız adam! Şimdi bak ki: Mü'min kardeşine kin ve adavet ne kadar zulümdür. Çünkü nasıl ki sen adi küçük taşları, Ka'be'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de: Ka'be hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslamiyet gibi çok evsaf-ı İslamiye; muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı adavete sebebiyet veren ve adi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı, iman ve İslamiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın!..”
 
Her ikinizin Halıkınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Razıkınız bir.. bir bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir.. ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kainatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde; şikak ve nifaka, kin ve adavete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakiki adavet etmek ve kin bağlamak; ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebat-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu; kalbin ölmemiş ise, aklın sönmemiş ise anlarsın! ( 22. Mektub) 
 
Uhuvvet risalesi'nin tamamlayıcı bir parçası olan “ Gıybet Bahsi ”, insanların küsmelerine ve birbirlerine kin bağlamalarına vesile olan gıybet hastalığını tedavi eden mükemmel bir ilaçtır. Ayrıca 21. Lem'a olan “ İhlas Risalesi ” de İslami faaliyet gösteren bir cemaatin fertleri arasındaki kardeşliği tesis ve dargınlıkları izale eder. Çünkü bu risale, olmazsa olmaz kabilinden bazı düsturlar içermektedir. 
 
Bunlar: 
a-Amelimizde sadece rıza-yı İlahiyi esas tutmak,
b-Hizmet-i Kur'aniyede bulunan kardeşlerimizi tenkit etmemek ve onların üstünde fazilet sergilemekle gıpta damarlarını tahrik etmemek,
c-Bütün kuvvetimizi ihlasta ve hakta bilmek,
d-Kardeşlerimizin meziyetlerini şahıslarımızda ve faziletlerini kendimizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şükredercesine iftihar etmektir. ( 21. Lem'a) 
2-Cemaatlerin kalben barışmaları ve manen birleşmeleri için risaleler te'lif etmiştir. 
Ehl-i dalaletin faaliyetleri, menfi esaslar üzerine kurulmuştur. Yani onların mesleklerinin özü, müspet çalışmaları tahrip etmektir. Bu nedenle onlar, İslami çizgide omuz omuza veren ve aynı safta duran bir birliği elbette istemezler. Bu nedenle, tarih boyunca mezhepler, cemaatler, tarikatlar, meslek ve meşrepler gibi islami gurupları birbirlerine düşman etmeye çalışmışlardır. Maalesef bu çalışmalarında da, çok defa muvaffak olmuşlardır. Bunlara karşı Bediüzzaman hazretleri, Mezheplerin hikmetini anlatan 27. Söz ile, cemaatlerin sırf Allah rızasını esas tutmaları gerektiği ile alakalı 20. Lem'ayı telif etmiş ve bu yangına su serpmiştir.
 
Ayrıca Hz. Ali (r.a)'a dayandırılan ve İmam Gazali'nin şerh ettiği “Celcelutiye” ile yine Şia kaynaklarından elimize ulaşan ve Peygamberimiz ( s.a.v )'ın müstesna duası olan “Cevşen-i Kebir” duasını sık sık okurdu. Bediüzzaman hazretlerinin Şia kaynaklı olsa bile sağlam rivayetlere dayanarak elimize ulaşan ve Ehl-i Beytin malı olarak bilinen eserleri bizlere tanıtması ittihad-i İslam adına çok manidardır. Böyle yapmakla Sünni ve Şii'lerin aralarındaki derin uçurumun kapanmasını da sağlamış olacaktır. 
 
3- Milletlerin ve devletlerin barışmalarını sağlayacak risale ve tavsiyeleri vardır: 
26. Mektub'un 3. Mebhası olan risalede Menfi Milliyetçiliği ortadan kaldıracak mükemmel tespit ve tavsiyeler yapılmıştır. Bu risalede milliyetçiliği, müspet ve menfi olarak ayırıp tüm milliyetçilerin aynı kefede olmadığı izah edilmektedir. Tarih boyunca Müslümanların zayıflamasına vesile olan ana amillerin başında menfi milliyetçiliğin geldiğini ifade etmektedir. Şöyle ki: 
“Emeviler bir parça fikr-i milliyeti siyasetlerine karıştırdıkları için, hem alem-i İslamı küstürdüler, hem kendileri de çok felaketler çektiler. Hem Avrupa milletleri, şu asırda unsuriyet fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Alman'ın çok şeametli ebedi adavetlerinden başka; Harb-i Umumi'deki hadisat-ı müdhişe dahi, menfi milliyetin nev'-i beşere ne kadar zararlı olduğunu gösterdi.”
 
“Menfi milliyette fazla hamiyetperverlik gösterenlere deriz ki: Eğer şu milleti ciddi severseniz, onlara şefkat ederseniz öyle bir hamiyet taşıyınız ki, onların ekserisine şefkat sayılsın. Çünki menfi unsuriyet fikriyle yapılacak hamiyetkarlığın, milletin sekizden ikisine muvakkat faidesi dokunabilir. Layık olmadıkları o hamiyetin şefkatine mazhar olurlar. O sekizden altısı, ya ihtiyardır, ya hastadır, ya musibetzededir, ya çocuktur, ya çok zaiftir, ya pek ciddi olarak ahireti düşünür müttakidirler ki; bunlar hayat-ı dünyeviyeden ziyade müteveccih oldukları hayat-ı berzahiyeye ve uhreviyeye karşı bir nur, bir teselli, bir şefkat isterler ve hamiyetkar mübarek ellere muhtaçtırlar. Bunların ışıklarını söndürmeye ve tesellilerini kırmağa hangi hamiyet müsaade eder? Heyhat! Nerede millete şefkat, nerede millet yolunda fedakarlık?
 
4-Zekat, hac ve cemaat namazları gibi dini hükümlerin hikmetlerini anlatması:
İşarat-ul İ'caz eserinin zekatın hikmetinden bahseden bölümü, zekatı müslümanların aralarında derin uçurumların açılmasını önlemenin yolu olarak gösteriyor. Ayrıca, Münazarat eserinde yardımlaşma ve tanışmaya vesile olan haccın terk edilmesinin, alem-i İslam'ın birbirleri aleyhinde kullanılmasında en önemli araç olduğu çok veciz bir şekilde izah edilmektedir. Ayrıca cemaat halinde yapılması gereken ibadetlerin ehemmiyeti üzerinde çokça durulmaktadır. 
5-Cemaat teşekkül ettirmek ile alakalı çok tavsiyelerde bulunması
Bediüzzaman hazretleri, özellikle bu zamanın cemaat ve şahs-ı manevi zamanı olduğunu belirtmektedir.
 
Çünkü ferdin tahribi de tamiri de sınırlıdır. Ama cemaatin faaliyetinin tesiri sınırsızdır. Bu nedenle özellikle bu zamanda ehl-i dalalet, cemaat ve şahs-ı manevi silahıyla hücum etmektedir. Öyleyse müminler de mağlup olmamaları için, bu tesirli silahı kullanmaları gerekir. 
 
Çünkü, “Ferdi şahısların dehası, ne kadar harika da olsalar, cemaatin şahs-ı manevisinden gelen dehasına karşı mağlup düşebilir.” ( Emirdağ Lahikası) Fakat bunu yaparken de diğer gurup ve cemaatlere de kalben taraftar olunacak ve dua edilecektir. 
 
Bununla beraber, herkesin Meşvereti esas tutup öylece hareket etmesi üzerinde çokça durmaktadır. “ Asya Kıtasının bahtının miftahı, meşveret ve şuradır ” ifadesi, Asya kıtasının ve İslam aleminin kurtulması ancak meşveret ve şura ile olacağını ilan ediyor. 
 
6-Ahirzamanda gelecek zatın vazifelerini izah edip, ona zemin hazırlaması: 
Risalelerde, ahirzamanda hadisçe geleceği müjdelenen Hz. Mehdi'nin üç temel vazifesi olacağı belirtilmektedir. Bunlar; iman, hayat ve şeriattır. Üçüncü aşama olan şeriat dönemi için, Bediüzzaman “ İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla O zat ( Hz. Mehdi ), bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır.” ( Emirdağ Lahikası, 266) demektedir.
 
Bediüzzaman hazretlerinin Hz. Mehdi'ye hizmetleriyle zemin hazırladığı da, şu cümle ile ifade edilmektedir. “Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaatı gelmiş ki: "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'alar zulümatını dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin ihzar ediyoruz.” ( Mektubat, 370)
 
7- “Medreset - üz Zehra” denilen üniversiteyi tesis etme hedefi: 
Üstad hazretlerinin kurmak istediği “Medreset-üz Zehra”, milletler arasında kaynaşmayı sağlayıp, aralarında mevcut olan menfi milliyetçiliği kaldıracak özelliğe sahipti. Fakat bu medresenin şimdilik madden tahakkuku söz konusu olmadıysa da, nur medreseleriyle tahakkuk ettiği ifade edilmektedir. 
“Cami-ül Ezher Afrika'da bir medrese-i umumiye olduğu gibi; Asya, Afrika'dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir darülfünun, bir İslam üniversitesi Asya'da lazımdır. 
 
Ta ki İslam kavimlerini, mesela Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin. Hakiki, müsbet ve kudsi ve umumi milliyet-i hakikiye olan İslamiyet milliyeti ile “Mü'minler ancak kardeştirler.” Ayetinin hükmünün tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulum-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslamiyet hakaikıyla tam musalaha etsin. (Emirdağ Lahikası, 224) 
 
8-Risalelerin bir çok dile çevrilmesi: 
İnsanlığın ruhuna tercüman ve bu asrın manevi yaralarına ilaç olan Risale-i nurlar, dünya dillerinin çoğuna çevrildi. Bunun neticesinde, İslamiyet içerisinde mevcut mezhep, cemaat ve milletlerin birbirlerine karşı daha istikametli düşünmeye başladıkları görülmektedir. Ayrıca Müslüman olsun veya olmasın risaleleri okuduktan sonra, İslamiyet'e ve müslümanlara olan bakışların müspete dönüştüğü çokça müşahede edilmeye başlanmıştır. 
 
9-Sempozyumlar vasıtasıyla tüm insanlığa birlik ve kardeşlik mesajların verilmesi:
Dünya çapında icra edilmeye çalışılan “ Bediüzzaman Sempozyumları ” İttihad-ı İslam'a ve Müslümanların kardeşliğine mükemmel bir hizmet görünümündendir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, risalelerin tüm insanlığa ciddi dersler vermesi itibariyle onlardan istifade eden kişilerin sunduğu tebliğler, mükemmel bir birliğe davetiye hükmündedir. Hangi millet, devlet, din, ırk, meşrep, mezhep ve cemaatten olursa olsun, aynı hissiyatı paylaşması bu birliğin yaklaştığının ayak sesleri şeklinde yorumlanabilir. 
 
Özetle, icra edilen bu sempozyumlar, Ahirzamanın karanlığında bulunan insanlığa ve müslümanlara yol gösteren bir ışık huzmesi mahiyetindedir. Bu ışığa kalbini açan Müslümanlar ve insanlar karanlıklardan kurtulup, nura ve aydınlığa ulaşacaklardır.
Kaynak : AA