Bediüzzaman'ın Fedakarlık Anlayışı
A- A A+

Bediüzzaman'ın Fedakarlık Anlayışı

Fedakarlık; İnsanın sahip olduğu, değer verdiği şeyleri seve seve feda etmesi, her türlü zahmetlere göğüs gererek davası uğruna sebat etmesidir. Allah rızası için inandığı değerler uğruna, insanlık adına kendi menfaatlerinden vazgmesidir. İnsan nefsi bencildir. Kendi isteklerini ve çıkarlarını ön planda tutar. Nefsin bu egosunu kırarak Allah rızası için fedakarlık göstermek insanlık değerleri içerisinde en yüksek hasletlerden birisidir.

Fedakarlık edenler hakkında Kur'anı Kerim de şöyle buyurulmuştur: "Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." (Bakara 2/262)

Ancak fedakarlığın boyutu ve koordinatları çok geniştir. Zira her şeyden fedakarlık yapılabilir. Fedakar insanların haline bakıp da, yapamayanların yeise düşmesine mahal yoktur. Çünkü fedakarlık noktasında herkes her fedakarlığı yapamaz, ancak herkes bir çeşit fedakarlık yapabilir.

Bediüzzaman Said Nursi, fedakarlık timsali bir hayata sahipti. Ümmet-i Muhammed'in imanı için cenneti bile feda edebileceğini dile getiriyor şu satırlarda Bediüzzaman: "Sonra, ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur. (Tarihçe-i Hayat)"

Bediüzzaman'ın insanlığın imanını kurtarma çabası fedakarlık adına gösterilebilecek çok büyük bir örnektir. Nitekim başına gelen hiçbir musibete önem vermemesi, fedakarlıktan da öte bir yaklaşım olduğunu gösteriyor:

"Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!"

Said Nursi'nin hayatı boyunca çektiği cefaları, eziyetleri okuyunca günümüz gençlerinin "fedakarlık" dediği şeylere şımarıklık desek yeridir:

"Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum.

Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim.

Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti." 
Kaynak : Risale Ajans