Bediüzzaman ve Skolastizm
A- A A+

Bediüzzaman ve Skolastizm

Skolastik Kurun-u vustada (Orta çağlarda) Hristiyan aleminde, papazların dini görüşüne ve onların baskısı altındaki dini fikirlerine göre yapılan tedrisat usulüdür.
 
Bediüzzaman 1952 yılında Eşref Edip ile yaptığı bir konuşmada şunları söyler: “Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususta da bazı eserler telif eyledim.” (Tarihçe-i Hayat)
 
Bediüzzaman burada medrese içindeki skolastiğe dikkati çeker. Bizim skolastiğimiz ile Batı skolastiği arasında benzer noktalar vardır. Hıristiyan ilahiyatı Aristo’nun fikirleri üzerine kurmuştur. Aristo’nun fikirleri Doğu dünyasına da taşınmıştır. Bediüzzaman, Batı skolastiğinin yanısıra İslam dünyasındaki skolastikle de mücadele etmiştir. Bediüzzaman örneklere dayanan bir yorum düzeninden yanadır. Muhakemat isimli kitabın Birinci Makale’si tamamen İslam dünyasının skolostiği ile ilgili mücadelenin esaslarını ve yorumlarını içine alır.
 
Thomas, nasıl Aristo felsefesini Hıristiyan ilahiyatı durumuna getirmişse, İbn-i Sina onu İslam dünyasına taşımıştır. İşin garip tarafı tahrif edilmiş bir İncil’in müdevven bir ilahiyatı ve bilim zihniyeti yokken bir nevi Aristo ve Aquino müşterekliği ona bir ilahiyat armağan etmiştir. Bizim ise Kur’an gibi bir kitabımız ve hadis gibi onun en sahih yorumu varken İbn-i Sina, Farabi gibi zatlar bu zenginliğin farkında olmayarak Aristo ve Eflatun’un yorum düzenini bize taşımışlardır.
 
Bediüzzaman birçok yerde bunu eleştirir. “Bu zamanda bedihiye ve ulum-ı adiye (alışılmış açık ve sıradanlaşmış) sırasına girmiş pek çok mesail var; zaman-ı mazide (geçmişte) gayet nazari ve hafi ve burhana muhtaç idiler. Zira görüyoruz: Şimdilik coğrafya ve kozmoğrafya ve kimya ve tatbikat-ı hendesiyeden çok mesail var ki mebadi ve vesaitin tekemmülüyle ve telahuk-ı efkarın keşfiyatiyle bu zamanın çocuklarına dahi meçhul kalmamışlardır. Belki oyuncak gibi onlarla oynuyorlar. Halbuki İbn-i Sina ve emsaline nazari ve hafi kalmıştır.” (Muhakemat)
 
Doğudaki Skolastik
 
Bediüzzaman; yoruma, soruşturmaya, metodik şüpheye dayanmayan fikirleri benimsemez, illa onları iç ve dış gözlemlerle, zihin ve tabiat delilleriyle destekler. O devamlı metinlerinde ve kendi iç dünyasında bir zıt fikir ile düşünür. Kendi içinde olduğunu anlatır “Bizim Kur’an’dan aldığımız hakikatler; güneş gündüz gibi şek ve şüphe ve tereddüdü kaldırmadığını yirmi seneden beri ‘Acaba zındık feylesoflar buna karşı ne diyecekler ve dayandıkları nedir?’ diye nefsim ve şeytanım çok araştırdılar. Hiçbir köşede bir kusur bulamadıklarından sustular. Zannederim çok hassas ve iş içinde bulunan nefis ve şeytanımı susturan bir hakikat en mütemerritleri de susturur.” (Tarihçe-i Hayat, Denizli Hayatı)
 
Descartes bütün Batı tefekkür ve felsefe tarihini etkilemiştir. Bu onun Batı Skolastiği’ni yıkmasından, yerine tenkidi düşünceyi getirmesinden ileri gelir. Bediüzzaman da Doğu dünyasındaki skolastiği yıkmıştır. Batı felsefesinin, nihilizmin, inkarcılığının, tembel modernizm anlayışının, fenlerden gelen yıkıcı fikirlerin İslam dünyasını özellikle Türkiye’yi etkilediği dönemde, Türk düşüncesi sistemli bir tavır alamamıştır. Tek tük münferit karşı koymalar olması önemli değildir.

Bediüzzaman sistematik bir yorum düzeni içinde, dinle fen-sanat-felsefe-estetik arasında bağıntı kurmuş ve eserlerini bu yolda kaleme almıştır. Onun terkibinde bir din yorumu ona gelinceye kadar yoktur. Bediüzzaman, 20. yüzyılın başlarında Türk tefekkür, siyaset, toplum ve özellikle din hayatında görünmüş, tesirleri zaman içinde çoğalmaya başlamıştır. Bugün ülkenin siyasi, sosyal ve dini, sosyolojik hayatını ciddi anlamda etkilemekte, dinde birlik iddiasını toplumsal hayatın her alanında birlikle devam ettirmektedir.
 
Batı skolastiğini başta Descartes, onun devamı kabul edilen Kant, Hume yıkmışlardır. Bu büyük filozofların skolastikle mücadelelerinde silahları matematik, fen, fizik, astronomi, geometrinin verileridir. Bediüzzaman hem Batı skolastiğini hem Doğu dünyasındaki skolastiği yıkmıştır.

Bediüzzaman’ın eserlerinde hem rasyonel psikoloji, hem rasyonel astronomi, hem tecrübi hüküm, akli nizam, kevni delil, rasyonel fizik, düşünülür bir dünya mantığı hakimdir. Bunlar skolostiğin yıkılmasını sağlayan araçlardır ama bunların arkasında büyük bir çağdaş yani Bediüzzaman’ın dediği gibi “asr-ı hazır” fen ve felsefesi ile meşguliyet ve meleke haline gelmiş bilgi gerekir. Bunlar da onda vardır. Bütün Risale-i Nur’da seksene yakın ilim adı geçer ve bunların meselelerine Doğu skolastiğini yıkan yorumlar verilmiştir.
 
Muhakemat’ta, Kur’an’ın bahsettiği delillerin nasıl olması lazım geldiğini bir kurala bağlar. “Delil olan intizam-ı kainatı öyle bir vecihle zikredecek ki onlarca maruf ve akıllarına menus ola.” Kur’an şayet fennin bu asırda geliştiği şekilde o gün bahsetseydi, bu üslup onların o günkü bakış açılarına ve ilmi seviyelerine uygun düşmediği için aksi tesir uyandıracak delil iddiadan daha anlaşılmaz olacaktı.

Bediüzzaman, asrın fenni gelişmesi doğrultusunda bir örnek verir ve Kur’an’ın üslubunu yerinde olduğunu anlatır: “O kadar küçüklüğüyle beraber bir alem-i hayvanat-ı hurdebiniyeyi (mikroskopla görülen bir canlı alemi) istiab eden (içine alan) bir katre suya, aklın hurdebiniyle (mikroskobik dürbünüyle) temaşa ediniz.”
 
Skolastiğin zararları
 
Bediüzzaman skolastiğin Batı’da ve bizdeki zararlarını değişik bir stratejiyle anlatır. “Nasarayı ve emsalini havalandırarak dalalet derelerine atan, yalnız aklı azil ve burhanı tard ve ruhbanı taklit etmektir. Hem de İslamiyet’i daima tecelli ve inbisat-ı efkar (fikri genişleten) nispetinde hakaiki inkişaf ettiren, yalnız İslamiyet’in hakikat üzerinde olan teessüs ve burhanla takallüdü ve akılla meşvereti ve taht-ı hakikat üstünde bulunması ve ezelden ebede müteselsil olan hikmetin desatirine mutabakat ve muhakatıdır.” (Muhakemat, Mukaddime)
 
Batı dünyasında aklı devreden çıkaran, delili kovan Hıristiyan skolastiğidir. Bediüzzaman, İslam’ın böyle özelliklere sahip olmadığını anlatır. Yukarıdaki cümleler bittikten sonra gelen kısım “Acaba görülmüyor” diye başlar. “Acaba görülmüyor” ifadesi bir önceki ifade ile bir tezat teşkil eder. İslamiyet hakikat üzerine kurulmuş, delillerle, akılla meselelerini güçlendirdiğini, ezelden ebede kadar da hikmetin sağlıklı hikmetin düsturlarına uygun olduğunu söyler.

Bu dört şey, hakikat, delil, akıl, hikmet skolastiğin karşısında olan kategorilerdir. Bediüzzaman burada özellikle bunları zikreder. Arkasından Kur’an’ın bu kategorilere göre kurulmuş olduğunu söyler. Demek ki özünde İslamiyet bunlar ile kurulmuş olduğu halde görülmediğini belirterek, perde altındaki İslam dünyasındaki skolastiğe göndermede bulunur.

Kur’an‘ın hatırlatmalarını ve ikazlarını sıralar. “Acaba görülmüyor: Ayatın ekser fevatih ve havatiminden (başlangıç ve bitişlerinden) nev-i beşeri vicdana havale ve aklın istişaresine hamlettiriyor. Diyor: ’Efela yenzurun’ (Bakmazlar mı?) ve ‘Fenzuru’ (Bakınız) ve ‘Efela yetedebberun’ (Onlar hiç düşünmezler mi?) ve ’Efela tetezekkerun‘ (Hala düşünmez misiniz?) ve ’Tefekkeru’ (Düşünün) ve ’Mayeş’urun’ (Farkında değiller) ve ’Ya’kilun‘ (Aklını kullanıyorlar) ve ’Laya’kilun’ (Aklını kullanıp anlamazlar) ve ’Yalemun‘ (Biliyorlar) ve ’Fa’tebiru ya ulü’l-ebsar‘ (Bundan ibret alın ey basiret sahipleri). Ben dahi derim: Fa’tebiru ya ulü’l-elbab (Bundan ibret alın ey akıl sahipleri)!”  
 (Muhakemat, Mukaddime)

 
Bediüzzaman skolastiğin gerek itikadi, gerek kozmik ve fenni meselelere getirdiği yanlış yorumları yıkmıştır. Skolastik düşünce akla, mantığa kapalı, sadece dayatma esasına dayanan her düşünceye verilen isimdir.

Bediüzzaman bu umumi skolastiğin nasıl giderileceğini anlatır: “Fennin himmetiyle zaman-ı halde filcümle, inşaallah istikbalde bitamamihi (tamamen) hükümferma, kuvvete bedel hak ve safsataya bedel burhan ve taba bedel akıl ve hevaya bedel hüda ve taassuba bedel metanet ve garaza bedel hamiyet ve müyülat-ı nefsaniyeye bedel temayülat-ı ukul (nefsin isteklerine karşı aklın meyilleri) ve hissiyata bedel efkar olacaklardır.“ (Muhakemat, Mukaddime)
Kaynak : Moral Dünyası