Bediüzzaman: Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur
A- A A+

Bediüzzaman: Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur

Kainat, baştan sona hikmetlerle doludur. Kur'an-ı Kerim'de bildirdiği gibi "Çevir gözünü, bir bak! Herhangi bir kusur bulabilir misin? Sonra bir daha, bir daha çevir. Gözün yorgun ve mahrum olarak sana geri dönecektir " (Mülk, 3-4) Bu konuda en güzel örneklerden biri de insan vücududur. İnsan vücudunda, görevi olmayan hiç bir uzuv yoktur. 

HİÇBİR ŞEY RASTLANTI ESERİ GERÇEKLEŞMEZ
 
Kainatta meydana gelen istisnasız her hadise, tamamen Allah-u Teala'nın kudreti ve tasarrufu dahilinde gerçekleşir. Tesadüfen gerçekleştiğini düşündüğümüz hadiselerin hepsi, hakikatta Allah'ın tasarrufudur. Mesela, yağmurun yağdığını görürüz fakat hakikatte, yağmur Allah tarafından yağdırılır. Rüzgarlar rastgele değil, Allah'ın emrine göre eserler. Hiçbir olayda tesadüf yoktur. "Tesadüf, ancak cehlimizi örten bir perdedir." (Sözler, s. 632)

Mesela, dışarı çıktığınızda, yıllardır görmediğiniz bir dostunuzla karşılaşsanız, biz bunu tesadüf, rastlantı zannederiz fakat, bu bir tevafuktur, ilahi bir tasarruftur.

HER HADİSEDE BİR İRADENİN TASARRUFU VAR
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bu konudaki tesbitleri son derece dikkat çekicidir:

"Çok adi (sıradan) perdeler içinde mühim işaretler verilir, ehli anlar." (Barla Lahikası, s. 313)
 
"Mesela, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa hiç şüphe kalır mı ki, elimden çıktıktan sonra, gaybi bir el müdahale edip sıralamasın. İşte, hurufat ve kelimat (harfler ve kelimeler) o maddelerdir, ağzımız o avuçtur." (Barla Lahikası, s. 65) 
 
"Bu tarz tevafuklar, her şeyde bir kasıt ve iradenin cilvesi bulunduğunu, tesadüf olmadığını gösterir... Hiçbir şey daire-i ilim ve kudretinden hariç olmadığı gibi, daire-i irade ve meşietinden dahi hariç değildir." (Kastamonu Lahikası, s. 65)

TESADÜF KELİMESİ İNKARA GÖTÜRÜR
 
İnanç ve itikad bakımından Allahın ilmini, iradesini ve kudretini reddeden materyalistlerin saplandığı tesadüf kelimesi tamamen inkara ve küfre götürdüğünden üstadımız bu konu üzerinde şiddetle durup ikaz ediyor. Fakat miraç risalesinde olduğu gibi “gözüne ve kulağına tesadüf eden” ve buna mümasil ifadeler aynı manaya gelmez.
 
Buradaki tesadüf, Resulüllah (A.S.M.) miraç merdiveniyle alemi gezerken kendi iradesinin dışında kendisinin kontrolü olmadan gözünün gördüğü kulağının işittiği kevni delil ve burhanlar için kullanılmıştır
 
 
“Ben de kader-i İlahinin sevkiyle pek acib bir yola girmiştim. Ve pek çok belalara ve düşmanlara tesadüf ettim”. “Enes'e ferman etti ki: "Filan, filanı çağır. Hem kime tesadüf etsen davet et." Enes de kime rast geldiyse çağırdı.” ifadelerinde de esadüf bu manada kullanılmıştır. 
Kaynak : Sorularla Risale