İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetinin Mukayesesi
A- A A+

İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetinin Mukayesesi

Medeniyet nedir? diye bir soru ile mevzumuza girecek olursak, herkesin ittifak ettiği bir tarif bulamayız.
 
Bu kelime, dilimizdeki hümanizma, kültür, laiklik, teknik kelimeleri gibi tarifinde ihtilaf edilen kelime, daha doğrusu mefhum kavramlardan biridir. Bu, sadece bizim dilimizde mi böyle? Hayır! Sosyoloji ile ilgilenenler nezdinde malum olduğu üzere, bütün dünyada, bir kısım kelimelerin izafi değerleri vardır 
 
Asıl konumuz Bediüzzaman’ın medeniyet görüşü olması hasebiyle meselenin ilmi münakaşasına girmeyeceğiz. Ancak, Bediüzzaman’ın kitaplarında sıkça geçen bu kelimeyi hakkıyla kavrayabilmemiz için, o kelimenin dilimizdeki farklı kullanışlarını bilmemiz gerekecektir. Zira bu kelimenin Bediüzzaman tarafından, dilimizdeki farklı manalarında aynen kullanıldığını görmekteyiz.
 
Nitekim Bediüzzaman’ın talebelerince hazırlanan ansiklopedik bir lügatte medeniyet kelimesi şöyle açıklanmıştır:
 
“Medeniyet: Adaletseverlik, insanca iyi ve ferah yaşayış, şehirlilik, yaşayışta içtimai münasebetlerde, ilim ve fen ve san’atta tekamül etmiş cemiyetlerin hali, İslamiyetin emirlerine göre usuli dairesinde yaşayış”
 
Bu tarifte medeniyet kelimesinin 19. asır Batısında hakim bir manasının eksikliğini belirtmek isteriz. Zira bir Batılının belirttiği üzere, o devirlerde Avrupalılar, medeniyet deyince, sadece en mükemmel ve ezeli kabul ettikleri Batı Medeniyetini kabul etmekteler ve kelimeyi büyük harfle Medeniyet şeklinde yazmaktalar4. Bediüzzaman’ın kelimeyi bu manada kullandığı da vakidir. Şu cümlede olduğu gibi:
 
“Fısk çamuru ile mülevves olan medeniyet (yani Batı medeniyeti) insanları da o çamur ile telvis ediyor. Ezcümle riyaya şan ve şeref namını vermiş, insanları da o pis ahlaka sevkediyor.”
 
Günümüzde, medeniyet kelimesi, ilim, teknik kültür kelimeleriyle de iltibas edilir. Kelimenin bu manalarda da kullanıldığı görülür. Bu durumda medeniyetten anlaşılması gereken mefhumu yakalamada zorluk çıkarır. Çünkü bir kısım alimler san’at, felsefe, din, hukuk gibi manevi değer ve sistemleri medeniyet olarak algılarken, diğer bazıları teknoloji, istihsal vasıtaları gibi maddi unsurları medeniyet olarak telakki etmişlerdir. Asıl mevzumuzu teşkil eden Bediüzzaman’da medeniyet anlayışının ortaya konmasında bunların bilinmesi faydalıdır. Çünkü risalelerde, onların yazıldığı tarihi şartlara, yazıda verilmek istenen asıl mesaja, yazılmasına vesile olan ilk muhataplara göre kelimenin bu manalardan birinde kullanıldığını görmek mümkündür.

Medeniyet, Öncelikle Manevi Değerlerdir

Bütün bu ihtilaflara rağmen, Alman sosyolog Max Veber’den bu yana medeniyet deyince, umumiyetle benimsenen anlayış; onun manevi, ruhi, ahlaki bir şe’niyet olduğudur. Bir başka deyişle medeniyet, hayata, eşyaya, hadisata bakış tarzıdır, ferdlerdeki telakkiler dünyasıdır. İnsanların inançlarından, kanaatlerinden, ahlaki görüşlerinden teşekkül eden manevi prensipler ve düsturlardır. Bir sosyoloğun ifadesiyle, “müşterek bir düşünce ve ortak bir hayatın tezahürü”dür6. İlim, çalışma, teknik, endüstri gibi maddi tezahürler, bu manevi temelin sonucudur. Karl Marks’ın tam tersine bir anlayış.
 
Bediüzzaman’a göre medeniyet, marifet, san’at ve ticaret sahaları üzerine kurulursa da 7 temel esaslarını manevi değerler, bir kısım telakkiler, nokta-i nazarlar teşkil eder. Nitekim, bunu, İslam medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında sıkça yer verdiği mukayeselerde görmekteyiz.

İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetinin Mukayesesi
 
Bediüzzaman’ın medeniyet telakkisinin özünü İslamla Batı arasında yaptığı bir mukayesede açık olarak görürüz. O, bu mukayeseyi, eserlerinde tekrar tekrar ele alır. Bazen uzun, bazen kısa olarak; bazan nesir, bazen nazım üslubuyla işler. Buna göre, beşer dehasından çıkan felsefefeye dayanan Batı medeniyeti ile, Vahy-i İlahi’den gelen İslam medeniyeti, temel prensiplerde barışmaz, te’lif olmaz, ortak tarafları bulunmaz şekilde ayrı ve farklıdır.
Kaynak : Sorularla Risale