Bediüzzaman Kainatın Var Oluşunu Şöyle Açıklar
A- A A+

Bediüzzaman Kainatın Var Oluşunu Şöyle Açıklar

Bediüzzaman’a Göre Mevcudun Var Oluşunu Açıklayan Yolların Tahlili ;Bediüzzaman’a göre bir mevcudun, mesela bir hayvanın var oluşunu açıklamakla ilgili dört yol vardır. Bunlardan üçü muhal ve batıl, dördüncüsü ise bizzarure gerekli ve tek yoldur.
 
1. Sebepler Meydana Getirdi
Birinci yola göre varlığı sebepler meydana getirir (evcedethü’l-esbab). Burada Bediüzzaman sebep kavramıyla objektif, nesnel ve maddi sebepleri kasteder. Bitkinin meydana gelişinde toprak, hava ve su unsurları gibi. O, bu sebepleri “camid, cahil, kaba, kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan, büyük ve birbirine zıd, mütecaviz, şuursuz, karmakarışık” gibi vasıflarla tanıtır. Bu vasıflara sahip olan sebeplerin bir şeyi icad ve var etmesi akılca muhaldir.
 
a. Bitki ve hayvan gibi varlıklar, her birinden çok hassas ölçülerle muayyen bir miktar alınmak suretiyle farklı maddelerden meydana gelmişlerdir. Kör, sağır, sel gibi akan sebepler, böylesine hassas ölçüler neticesinde meydana gelen bir varlığı meydana getiremezler. Tıpkı fırtınalı bir havada bir ilacı meydana getiren maddeleri ihtiva eden şişelerin devrilip de her birinden ancak bu ilaçta olması gereken miktarın akıp bu ilacı meydana getirmesi gibi. Şifalı bir ilacın bu yolla meydana gelmesi akılca muhaldir.
 
b. Eğer her şeyin icadı sebeplere verilecek olursa, bir canlının meydana gelmesinde kainat dolusu muhtelif sebeplerin o canlının meydana gelmesinde müdahalesi olması gerekir. Buna göre küçük sinek kanadının meydana gelmesi için, onu meydana getiren bütün unsur ve sebeplerin onun yanında hazır olması ve onun küçücük vücuduna girmesi lazımdır. Çünkü sebep maddi ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması gerekir. Dünya dolusu sebeplerin o küçücük sineğin kanatlarına girip usta gibi çalışması mümkün olmadığına göre, sebeplerin bir şeyi meydana getirmesi de muhaldir.
 
c. Hayvanlarda olduğu gibi içi ve dışı itibariyle gayet mükemmel bir varlıklar, müteaddit ellerden değil, gayet ince ve derin bir bilgi, yüce bir kudret sahibi bir Zat’ın elinden çıkmış olmalıdır. Alabildiğine girift ve mükemmel bir varlığın meydana gelişine muhtelif eller karışırsa o şey de karışır.

Maddi sebeplerin tesirleri temasla olur. Temas da bir şeye dıştan müdahale ile gerçekleşir. Halbuki hayvan gibi varlıkların içi, dışından çok daha muntazam ve mükemmeldir. Maddi sebepler hiçbir şekilde onların içine girip orada bir müdahalede bulunamaz. Küçük hayvanların sanatça en yüksek derecede bulunması, onların cansız, şuursuz, cahil, kaba, sağır, kör ve müdahale yerinden uzak sebepler tarafından yapılmasını imkansız kılar.
 
Bediüzzaman’a göre bir şeyin meydana gelmesinde maddi sebeplerin yeterli olmamasını, onların, müsebbebini meydana getirecek seviyede üstün ve etkili bir neden (sebep) olmamasına bağlamaktadır.
 
2. Kendi Kendine Oldu
İkinci yolagöre, varlık kendi kendine meydana gelmiştir (teşekkele bi-nefsihi). Bediüzzaman’a göre bir şeyin kendi kendine meydana gelmesi mümkün değildir. O, bu görüşünü kısaca şöyle şekilde açıklamaktadır:
 
a. Eğer var olanın kendi kendine meydana gelmesi doğru ise, insan vücudunda yer alan zerrelerin, başta rızık ve türünün bekasıyla olan ilişkisi olmak üzere, insanın bütün kainatla olan münasebetini bilmesi gerekir. Bu da her bir zerrede bütün kainatı görecek bir gözün, insanın mazisini, müstakbelini, aslını, neslini, diğer rızık ve unsurlarla olan münasebetini bilecek bir aklın bulunduğunu var kabul etmek anlamına gelir. Onda böyle bir göz ve akıl bulunmadığına göre bütün bu işleri zerre, kendi kendine yapmıyor; bilakis bir Kadir-i Ezeli kalem-i kader kanunuyla o zerreye bunları yaptırıyor.
 
b. İnsan vücudu bin kubbeli bir saraya benzer. Vücudun her bir azası tek başına bir kubbe mahiyetindedir. Bu kubbede yer alan her bir taş (hücre) beden sarayının bütün taşlarına karşı hem hakim-i mutlak, hem mahku-u mutlak, hem birbirine misil durumundadır. Hakimiyet itibariyle Vacibü’l-Vücud’a mahsus özellikleri taşımakta, mahkumiyet cihetinde ise sonsuz derecede mukayyed ve sınırlı bir varlık pozisyonunda bulunmaktadır. Bir hücrede böylesine zıd özelliklerin bulunması mümkün değildir. Öyle ise hücreye bu işleri, insanı ve bütün kainatı bilen bir Kadir-i Mutlak yaptırmaktadır.

Bediüzzaman bir şeyin kendi kendine meydana gelmesinin mümkün olmamasını, hem nedensellik hem amaçlılık ilkesiyle açıklamıştır. Nedensellik ilkesi açısından bakıldığında hiçbir şeyin kendi kendini meydana getirecek yüksek bir seviyede bulunmadığı görülmekte, amaçlılık açısından bakıldığında ise her bir zerrede bütün kainatla alakalı bir yön bulunması münasebetiyle akılsız ve şuursuz bir varlığın böyle bir amacı güdemeyeceği anlaşılmaktadır.
 
3. Tabiat Yaptı
Üçüncü yola göre, varlığı tabiat meydana getirmiştir (iktezathü’t-tabiat). Bediüzzaman’a göre evrende mevcud olan herhangi bir şeyi tabiatın meydana getirmiş olması mümkün değildir. O, bu görüşünü kısaca şöyle şekilde açıklamaktadır:
 
a. Mevcudat, özellikle canlılar, herkesin açıkça göreceği şekilde nihayetsiz bir sanat içinde bulunmaktadırlar. Eğer canlıları bu özellikleriyle meydana getiren şeyin tabiat olduğu kabul edilirse, esasen kör, sağır ve düşüncesiz olan tabiata, hadsiz bir kudret ve irade, nihayetsiz bir ilim ve hikmet izafe edilmiş olacaktır. Özü itibariyle tabiat, mevhum, ehemmiyetsiz ve şuursuz bir varlığa sahiptir. Böylesine önemsiz bir varlığa, sonsuz derecede ilim, irade, hikmet ve kudreti gerektiren sanatlı işler izafe edilemez.
 
b. Eğer gayet intizamlı, mizanlı, sanatlı, hikmetli şu mevcudat, nihayetsiz Kadir, Hakim bir Zata verilmeyip, tabiata isnad edilse; tabiatın, her bir parça toprakta Avrupa’nın umum matbaaları ve fabrikaları adedince manevi matbaaları ve makineleri bulunması lazım gelir. Yumurta, tohum ve sperm gibi maddeler, hidrojen, oksijen, karbon, azot gibi maddelerin karışımından meydana gelmişlerdir. Bunlar da hava, su, ısı ve ışık gibi basit, şuursuz ve her şeye karşı sel gibi akan maddeler cinsindendir.

O güzel çiçekleri ve meyveleri bu maddelere vermek, küçük bir saksıda bulunan toprakta Avrupa büyüklüğünde manevi matbaa ve makinelerin varlığını farzetmek gerekir. Halbuki özü itibariyle adı geçen maddelerde bu özellikler bulunmamaktadır. Öyle ise tohum ve topraktan çıktığını gördüğümüz çiçek ve meyveleri tabiat yapamaz. Bunları yapan ancak Kadir ve Hakim bir Zat olabilir.
 
c. Mevcudatın varlığını tabiata bağlamak, mimarlık sanatının bütün üstün vasıflarını taşıyan bir sarayın yapılmasını o sarayın plan ve programına bağlamak demektir.
Bediüzzaman’a göre “Tabiiyyunların, mevhum ve hakikatsız tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-ı hariciye sahibi ise; ancak bir sanat olabilir, Sani olamaz. Bir nakışdır, Nakkaş olamaz. Ahkamdır, Hakim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şari olamaz. Mahluk bir perde-i izzettir, Halık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fatır bir Fail olamaz. Kanundur, kudret değildir; Kadir olamaz. Misdardır, Masdar olamaz.”

Tabiatçılık sebebiyle Allah’ı inkara yeltenen şahıs, “O Sultan-ı Ezeli’nin hikmetinden gelen nizamat-ı kainatın kanunlarını, birer maddi madde tasavvur ederek saltanat-ı Rububiyetin kavanin-i itibariyesi ve o Mabud-u Ezeli’nin şeriat-ı fıtriye-i kübrasının, manevi ve yalnız vücud-u ilmisi bulunan ahkamlarını ve düsturlarını, birer mevcud-u harici ve maddi birer madde tahayyül ederek, kudret-i ilahiyyenin yerine, o ilim ve kelamdan gelen ve yalnız vücud-u ilmisi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icad vermek, sonra da onlara “tabiat” namını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbaniye olan kuvveti, kudret ve müstakil bir kadir telakki etmek … aşağı bir vahşettir.”
 
Bediüzzaman’a göre tabiat, Allah tarafından yaratılmış kevni bir kanundur. Tek başına hariçte varlığı olmayıp Yüce Yaratıcı’nın itibari kanunlarından olduğu için sadece ilmi bir varlığı mevcuttur. Allah’ın Kadir isminin bir cilvesi olan tabiata müstakil bir kudret izafe etmek ve onda ilahi bir bilgi ve güç bulunduğunu tasavvur etmek asla doğru olamaz. Tabiatta var olduğu kabul edilen güç ve kudret Allah’ın zatına mahsustur. Müessir olduğu şeyler üzerinde ancak Allah’ın yaratmasıyla tesirini gösterir. Yapan ve yaratan tabiat değil, Allah’tır.
 
4. Allah Yarattı
Bediüzzaman’a göre bir şeyin varlığı için sadece dört yol söz konusu olur ve bunların ilk üçünün doğru olmadığı ortaya çıkarsa, otomatik olarak dördüncü yolun doğru olduğu kabul edilir. Bu yol da her şeye sonsuz kudret sahibi olan Allah’ın yaratmasıdır.
 
“Sani-i Zülcelal, Küdir-i Külli Şey, esbabı halketmiş; müsebbebatı da halkediyor. Hikmetiyle, müsebbebatı esbaba bağlıyor. Kainatın harekatının tanzimine dair kavanin-i Adetullah’tan ibaret olan şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı İlahiyyenin bir cilvesini ve eşyadaki o cilvesine, yalnız bir ayine ve bir bir ma’kes olan tabiat-ı eşyayı, iradesiyle tayin etmiştir. Ve o tabiatın vücud-u hariciye mazhar olan vechini, kudretiyle icad etmiş ve eşyayı o tabiat üzerine halketmiş… Acaba gayet derecede makul ve hadsiz bürhanların neticesi olan bu hakikatın kabulü mü daha kolaydır? Yoksa camid, şuursuz, mahluk, masnu, hasit olan o sebep ve tabiat dediğiniz maddelere, her bir şeyin vücuduna lazım hadsiz cihazat ve alatı verip hakimane, basirane olan işleri kendi kendilerine yaptırmak mı daha kolaydır? Acaba imtina’ derecesinde, imkan haricinde değil midir?

Sonuç

Bilimin amacı, beş duyu organıyla bilinmeyen bir şeyi (kanuniyet prensibini) keşfetmektir. Allah da beş duyu organıyla bilinemeyen bir varlıktır. Bilinmeyen bir şeyi keşfetmeyi amaçlamak bakımından bilimsel bilgi ile Allah’ın varlığını bilme aynı mahiyetteki bilgilerdir.
 
Hem bilimsel bilgiye hem Allah’ın varlığı bilgisine ulaşmanın temel ilkesi nedenselliktir. Nedensellik ilkesini ortadan kaldırdığımız zaman ortada bilim diye bir şey kalmaz. Hatta bu ilke bize Allah’ın varlığı bilgisini daha kesin bir şekilde verirken, tabiat olayları hakkındaki bilgiyi o kesinlikte vermez. Tabiat ve tabiat kanunları, her zaman Allah’ın müdahalesine açık olduğu halde, Allah’ın varlığı mutlak olup O, hiçbir şeyin müdahalesine açık değildir.

Allah’ın varlığı zorunlu, tabii kanunlar zorunlu değildir. Tabii kanunlar için zorunluluk, ancak “Allah’ın müdahalesi hariç” gibi bir kayıtla geçerlidir. Dolayısıyla aynı ilke bize Allah’ın varlığı konusunda daha kesin bir bilgi vermektedir. Tabii kanun olarak “Ateş yakar” deriz. Ancak aynı ateş Hz. İbrahim’i yakmamıştı. Fakat “Allah yaratıcıdır” dediğimiz zaman onun yaratıcılığı konusunda herhangi bir istisna kabul edilemez.
 
“Tabiat Risalesi” incelendiğinde Bediüzzaman’ın açıklamalarını nedensellik ve amaçlılık ilkelerine dayanarak yaptığı ve sonuçta Allah’ın varlığının kesinliği bilgisine bu yolla ulaştığı görülecektir.

Prof. Dr. Ali Bakkal
Kaynak : Risale Ajans