Bediüzzaman Doksan Kitabı Ezberlemiş
A- A A+

Bediüzzaman Doksan Kitabı Ezberlemiş

Bediüzzaman’ın eşi benzeri görülmeyen ve hayatı boyunca en ciddi eğitimi, Hicri 1309 yılının kış aylarında gittiği Doğu Beyazıt’ta gerçekleşmiştir. Miladi olarak 1891 yılının son ayları ile 1892 yılının ilk aylarını kapsayan üç aylık bu dönemde hocası, Şeyh Muhammed Celali Hazretleridir.

Medreselerin eğitim metoduna göre on beş senede okutulan “Molla Cami”den sonraki tüm kitapları, o henüz on dört yaşında iken ders almış ve öğrenimini başarıyla tamamlamıştır. Bu gerçeği 1953 yılında yazdığı “Nur Aleminin Bir Anahtarı” isimli risalesinde şöyle ifade eder: “Tırnak kadar kuvve-i hafızaya malik bir adamın kafasında doksan kitabın kelimatı yazılmış. Ve üç ayda, her günde üç saat meşgul olarak, hafızasının sahifesinin yalnız o kısmını ancak tamam edebilmiş…”
 
Bediüzzaman Şualar adlı eserinde “üç ayda ve bir kış içinde on beş senede medresece okunan yüz kitaptan ziyade okuduğu”ndan da bahseder. (Şualar, 596)
 
Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki, o dönemde medreselerde okutulan kitapların sayısı yüzün üzerindedir. Bediüzzaman ise bu yüzden fazla kitabı okuyarak öğrenmiş ve üç kış ayında her gün üç saat çalışarak doksan kitabı da hafızasına almıştır.
 
1895 yılında Bitlis’e sürgün gelen Bediüzzaman’ın bir hikmete binaen eski sünuhatı kaybolmaya başlamıştır. Bunun üzerine ezber çalışmalarına tekrar başlayan Bediüzzaman, Bitlis Valisi Ömer Paşa’nın kütüphanesinden en üst düzeyde yararlanmıştır. Kısa zamanda kırka yakın kitabı ezberlemiş ve her gün iki üç saat ezberindekileri tekrarlamıştır.

1897 yılında Van’a gelen Bediüzzaman burada, Doğu’nun en büyük kütüphanelerinden biri sayılabilecek Tahir Paşa’nın zengin içerikli kütüphanesinden de fazlasıyla faydalanmıştır. Tahir Paşa her akşam çeşitli ilim çevrelerinden kişileri konağına toplayan ve burada ilmi, içtimai konuların münazara edilmesi sağlayan aydın bir kişidir. Paşa’nın meclisinde tarih, coğrafya, matematik, kimya, biyoloji, felsefe gibi fenlerin konularına da girildiğinden Bediüzzaman bu fenlere ait bilgileri kendi başına çok kısa bir sürede öğrenmiştir ve münazaralarda fikirleriyle öne çıkmıştır.

Van’da bulunduğu bu ilk yıllarda Bitlis’te ezberlediği kırk kitaba ek olarak elli kitabı daha ezberine almıştır. Fakat burada ezberine aldığı kitaplar yalnız dini kitaplar değildir, felsefi, tarihi, fenni ve edebi kitaplar da Bediüzzaman’ın ilgi alanına girmiştir. Bediüzzaman Tahir Paşa’nın konağında kendisine ayrılan bir odada düzenli olarak her gece yatmadan önce iki buçuk saat kadar bu ezberlerini tekrarlamıştır.
 
Bediüzzaman daha on dört yaşındayken medresede öğretilen tüm kitapları üç ay gibi kısa bir sürede ezberine almış ve Bediüzzaman unvanını hak etmiş biridir. 1908 yılında İstanbul’a geldiğinde ve kaldığı odanın kapısının üstüne meşhur levhayı astığında ise henüz otuz yaşındadır. Aradan geçen on altı sene zarfında dini ve fenni birçok kitabı okumuş, bu kitapların özlerini kavramış ve referans olabilecekleri ise ezberlemiştir.

Şekerci Hanında kendisine yöneltilen her soruya cevap verme olayı gerçekleşinceye kadar sayısız defa Bediüzzaman hararetli münazara ortamlarında kendisini mihenge vurmuş biridir. Bu ortamların bir kısmında dini sorulara, bir kısmında ise –Tahir Paşa’nın konağındaki gece münazaralarında olduğu gibi- hem dini hem de fen bilimlerine dair sorulara alışılmışın dışında cevaplar veren eşsiz biridir, Bediüzzaman.
 
Abdülkadir Badıllı o dönemde Erzurum ve civarındaki medreselerde okutulan ders kitaplarından bazılarını tespit etmiştir. Badıllı’nın tespitlerine göre o dönemde İslami bilimlere hazırlayıcı derslerden sarf alanında Emsile, Bina, İzzi, Sadedin Şerh-i İzzi ve Merah gibi kitaplar okutulmaktaydı.

Nahiv derslerinde ise El Fevaidü’d Diyaiyye, Haşiyetü Abdulhakim, Abdülgaffar ala Fevaidü’d Diyaiye, El Kafiye, Netaicü’l Efkar Şerhü’l İzhar, İzhar, Zuruf, Terkib, Sadullah Sağir, Hedaikü’d Dekaik, Avamil Şerhi, Şerhü’l Kutur, Şerhü’l Muğni, El Muğni ve Behcetü’l Mardiye vb. kitaplar öğretilmektedir. Muğni’t Tüllab, Hallül Ma’akıd, Şerhü’l Kavaid, Şerhi Metnü’ş Şemsiye, Risaletü’l Va’d, Kavl-i Ahmed ve Şerh-i İsaguci vb. kitaplar ise Mantık derslerinin en önemli eserleridir. Ayrıca, kelam derslerinde Şerhü’l Akaid, Şerhü’l Mevakıf ve Usulü’l Fıkıh derslerindeyse Cemü’l Cevami ile İbnü’l Hacer gibi eserler okutulmaktadır. (Mufassal T. H., 97-98)
 
İslam dünyasında yaygın olan ilimlerin sınıflandırma anlayışı vardır. Bu anlayışa göre, ilimler “ulum-u aliye (alet ilimler) ile “ulum-u aliye” (yüksek bilimler) olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre sarf, nahiv, lügat, hesap, hendese, mantık, belagat, tarih, coğrafya, felsefe vb. ilimler birinci gruba; Kur’an, hadis, kelam, fıkıh vb. diğer ilimler ise ikinci gruba girmektedir.
 
Osmanlı medreselerinde okutulan dersler ve ders kitapları hakkında ise şunlar söylenebilir: “Yirmili” ve daha yukarı medreselerde okuyabilmek için, öğrencinin, daha önceden temel gramer ve mantık derslerini almış olması gerekir. Bu derslerde; gramerin “Sarf” kısmında Emsile, Bina, Maksud, ‘İzzi ve Merah; “Nahiv” kısmında ‘Avamil, İzhar ve Kafiye; Mantık kısmında Şerh-i Şemsiyye, Şerh-i Tevali, Şerh-i Metali, Şerh-i İsagoci ve Usul-ü Fıkıh kısmında da Telvih kitaplarını okuması gerekir. Bu temel eğitim alındıktan sonra okutulan dersler ise aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Kaynak : Risale Ajans