Halep Beyleri'de Osmanlıdan Yardım İstemişti
A- A A+

Halep Beyleri'de Osmanlıdan Yardım İstemişti

Prof.Dr. Ahmet Akgündüz "Yavuz döneminde Osmanlı'dan yardım isteyen Halep beyleri, bugün de Erdoğan devrinde Türkiye Cumhuriyetinden yardım istiyor. Tarih tekerrür ediyor Ey Müslüman millet geliniz, Halep beylerinin Yavuz Sultan Selime 600 sene önce takdim ettikleri mektubu okuyalım ve aynı mektubu bugünün Halep beyleri ve hanımları bize sunmuş gibi harekete geçelim" dedi.
 
I- ARAPLARLA MÜSLÜMAN TÜRKLER ARASINA SOKULMAK İSTENEN NİFAK TOHUMLARINI YOK ETMELİYİZ.
 
İslamın iki bahadır kahraman milleti olan Araplar ve Türkler arasında, sun‘i bir ihtilaf çıkararak İslam zaferlerini gölgeleme gayretleri, Avrupalılar tarafından XVII. asırdan beri sürdürülegelen fesad faaliyetlerinin başında gelmektedir. Maalesef bu fesad faaliyetlerinin acı meyveleri, I. Dünya Harbi'nde görülmüş ve bir çok müslüman millet, kahraman ağabeyi olan Türkleri arkadan vurmuşlardır.

Gerçekten Hindistanlılar, paralı veya parasız İngiliz askerleri olarak ve düşman zannederek, gerçekte manevi pederi olan Türkleri öldürmüşler; şimdi başında oturmuş ağlıyorlar; zira babasız kaldıkları her hallerinden belli oluyor.

İşte Araplar, yanlışlıkla ve düşmanın tahrikleriyle kahraman kardeşi Türkleri arkadan vurarak öldürüp hayretlerinden ağlamayı da bilmiyorlar. İşte Afrikalı bir kısım müslümanlar, tanımadan kurşun sıktıkları biraderlerinin başında şimdi vaveyla ediyorlar. Kısaca alem-i islam, İslamın bin yıllık bayraktarı olan oğlunu gafletle bilmeyerek öldürülmesine yardım etti. Şimdi anneler gibi saçlarını çekip ah u fizar ediyor. Kısaca Osmanlı Devleti, yakalarından ellerini çekti çekeli, hiç bir İslam ülkesinin iki yakası, yaklaşık bir asırdır, bir türlü bir araya gelmiyor.
 
Bu fesat faaliyetlerini hala devam ettiğini, 1985 ba¬harında doktora tezim ile alakalı araştırmalarda bulunmak üzere gittiğim Kuveyt'de de müşahede ettim. Osmanlı Devletinin Arap ülkelerini işgal ettiklerini (işgal etmek demek olan "ihtilal" kelimesini, 1990 baharında gittiğim Suudi Arabistan'da da maalesef yetkililerin ağzından duyma acısını tattım) ve kendilerini sömürdüğünü müdafaa eden bir kısım serseri mayınlara orada da rastladım.

Daha da ötesi, dikkatinizi çekerek belirteyim. Arapça öğretmek üzere açılan Lisan Okullarında okutulan ve ancak Amerikalı ve Kanadalı ilim adamları tarafından hazırlanan Arapça Gramerinde de "Osmanlı işgal etti" "Osman sömürdü" gibi cümlelerin, başka misal yokmuş gibi kaideleri açıklayan misaller olarak zikredildiğini esefle okudum ve gördüm.
 
Böyle bir durumda değerli araştırmacı Prof. Dr. Muhammed Harb gibi meseleye vakıf insanların bu fesad şebekelerini durdurmaları gerektiğine kanaat getirdim ve bu vazifeyi ifaya çalıştıklarını da yazdıkları makaleleri okuyarak anladım. Muhammed Harb "El-Osmaniyyun" adlı değerli eserinde haklı olarak şu soruları soruyor?
Araplar Osmanlı hakimiyetini nasıl karşılamışlardır?
Buna mukavemet etmişler midir? Nasıl bakmışlardır?
Sevinmişler mi yoksa nefret mi etmişlerdir?
Sömürgeci mi yoksa kurtarıcı nazarıyla mı bakmışlardır?
 
Kuzey Afrika veya bir diğer adıyla Mağrib yani Batı Arap Aleminin Yavuz'a ve Kanuni'ye mektuplar göndere¬rek, Osmanlı Devleti'nin şemsiyesi altına girmeyi can ü gönülden istediklerini ve hatta Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olmayı teklif ettiklerini biz, daha önceki bir makalemizde belgeleriyle isbat etmiştik . Muhammed Harb de aynı şekilde değerlendirme yapıyor ve değerli ilim adamı Dr. AbdülcelilEt-Temimi'nin konuyla ilgili bir araştırmasından iktibaslar yapıyor. Ortadoğudaki Araplar açısından ise, bu sualleri şöyle cevaplıyor:
 
"Evet! Doğudaki Araplar da tıpkı Mağrib'dekiler gibi, Osmanlı Devleti'ni davet etmişler ve onlara merhaba demişlerdir. Bu durum, Mısır fethinden kısa zaman öncesinden değil, belki çok daha evvel başlamıştır. Özellikle Mısır'daki müslüman ahali, İslam'ı tatbik eden kuvvetli bir devlete tabi‘ olmayı başından beri istemektedir. Ortadoğudaki Araplar, tıpkı Mağribliler gibi, Osmanlı Devleti'ni, kendilerini Memlüklü devletinin zul¬münden kurtaran bir kurtarıcı olarak görmüşlerdir.
 
Abdullah bin Rıdvan "Tarih-i Mısır" adlı eserinde, Mısır alimlerinin, Mısır'a gelen Osmanlı sefiriyle gizliden gizliye görüştüklerini ve ona Sultan Gavri'nin şer‘-i şerife muhalif hareket ettiğini şikayet ettiklerini ve kendilerinin Osmanlı sultanının Mısır'ı fethetmesini beklediklerini ifade eylediklerini kaydetmektedir . Suriye bölgesi de Mısır'dan farklı değildir. Mısır'dan yola çıkarak Şam'a gelen ve oradan da Haleb'e varan Kansu Gavri'ninHaleb girişinde, çocukların "Yüce Allah sana yardım eylesin ey Sultan Selim" sesleriyle şaşkına döndüğünü tarihçiler kaydetmektedir .
 
II- HALEP İLERİ GELENLERİNİN YAVUZ'A GÖNDERDİKLERİ MEKTUP
 
Burada Halep alimleri, kadıları ve halkın ileri gelenleri tarafından kaleme alınan ve Yavuz Sultan Selim'e takdim edilen bir Ariza yani dilekçeyi de aslına uygun olarak takdim etmek ve bu dediklerimizi belgelendirmek istiyoruz. Muhammed Harb tarafından özeti Arapçaya tercüme edilen bu belgenin aslı, Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır. Gerçekten Halep'de alimler, kadılar, a‘yanlar, eşraf ve ileri gelenler bir araya gelmişler ve kendi durumlarını aralarında tartışmışlardır.

Neticede dört mezhebin kadısının ve şehrin ileri gelenlerinin, bütün halka vekaleten bir ariza yazmalarını ve arizada Osmanlı Sultanı Selim'e hitaben istediklerini dile getirmelerini kararlaştırmışlardır. Alınan kararlara göre, Suriye halkı Memluklu zulmünden bıkmıştır. Memluklu idarecileri şer‘-i şerife muhalefet etmektedirler. Sultan Selim, Memluklu saltanatına son vermek isterse, Suriye halkı kendisine hoş geldiniz demeye hazırdır. Kendisini karşılamak üzere Anteb'e kadar gelecektir. Bununla da yetinilmeyerek Yavuz'dan güvenilir bir vezirini kendile¬rine idareci olarak göndermesi istenecektir.
 
Önce mektubun aslını zikredelim ve sonra da özet olarak sadeleştirelim:
 
1- Mektubun Aslı:
 
"Bismillahirrahmanirrahim
İla Mevlana Sultan-AzzeNasruhu
Kıssat'ul-abidehl-i Haleb Abdül-fakir Seydi Ramazan ve Seydi İbrahim ibnan Saruhan, Abdül-fakir Ebül-Bekaİbn-i Şıhne El-KadiŞafi’i, Abdül-fakir Şemsüddin El-Celali El-Kadi Hanefi, Abdül-fakir KadiCemalüddin Yusuf El-Kadi Hanbeli, Kadi Muhammed El-Maliki, Abdül-fakir Muhammed bin Bayram, Abdül-fakir Ali bin Ömer, Abdül-fakir İbn-i Şini, Abdül-fakir İbn-i Kaşşan, Abdül-fakir İbn-i Hucce, Abdül-fakir İbn-i Receb, Abdül-fakir İbn-i Salih, Abdül-fakir İbn-i Saffah, Abdül-fakir İbn-i Boyacı, Abdül-fakir İbn-i Halil Beg, Abdül-fakir İbn-i Sati, Abdül-fakir Cemalüddin, Abdül-fakir İbn-i Nefs, Abdül-fakir İbn-i Kasvan;
 
Cemi'ul-ekabir vel-a‘yanvel-eşrafEhl-i Haleb el-abid Mevlana Sultan -Azzenasruhu- cümlesi tai‘ muhtar, muti‘, münkaddır. Cemi‘isinin izniyle bu varaka ketbolunub Hazret-i Ali'yeirsal olundu. Halebcema‘atikul¬larınuzSultan Hazretlerinden ahd ü emantaleb eylediler ki, canlarına ve mallarına ve ehl ü ıyallerineemantalebiçün.

Siz fikretmenüz, buyurursanuz Çerkez dutalumelünüzeverelümyahud kulum devletlüHüdavendigarAyntab'a kadem basduğı vakit cemi‘-i ehl-i Halebkullarınuzkarşugelür. İn kaneTürkman önce gelmezse. Bizi Çerkez elinden kurtarma, heman kafir elinden kurtarmaktır. Sultanıma şöyle ma‘lum ola, şeri‘atasla yürümez. Haskendüler üstüne her nesne ki, beğenürler, eğer maldan eğer ıyaldenheman malın alurlar, kimesnenin hayfı alınmaz. Her biri bir sultandur. Bizden yaya istediler, her üç evden bir muti‘ olmaduk. Bundan adavetedübSultan'açıkdılar.
 
Hüdavendigarındevletlü başı içün bizi Türkman elinde yesir eylemeye. Önce DevletlüHüdavendigarunla bir yarar vezir gele ki, bizümehl-i iyalimizemanda ola, kerem eyleyesiz, bir i‘timadettüğünüz adam gönderesiz, sırrangelüb bunda bizimle buluşa, ahd ü eman eyleye ki, abidanın gönlü mutmain ola.
Sallallahualaseyyidina Muhammed ve alihiecma’in.
El-Abd'ül-KadiBiHaleb
ŞemsüddinCemalüddin" .
 
2 - Mektubun Kısa Özeti
"Mevlana Sultanımıza,
Biz Haleb'in ileri gelen alimleri, eşraf ve a‘yanıyız. Bütün Halep ahalisinin izniyle size bu mektubu ve arizayı yazıyoruz. Haleb ahalisi Sultan'a itaatkar, kendi arzumuzla emirlerine hazırız ve bağlıyız. Ahalinin izniyle bu mektup yazılarak hazretlerine gönderildi. Haleb ahalisi, Sultanlarından ahd ü eman talep eyledik ki, canlarımız, mallarımız ve ehl ü iyallerimizmahfuz kalsın.

Siz isterseniz, Memluklüleri yakalar sizin elinize veririz. Sultanım Anteb'e geldiklerinde Haleb ahalisi sizi orada karşılamaya hazırdır. Eğer Memluklüler önce davranırsa, ne olur, biz onların elinde esir olarak bırakmayın. Onların elinden kurtarmak kafir elinden kurtarmak gibidir. Sultanım bile ki, şeri‘at asla uygulanmaz, malımızdan ve iyalimizden dilediklerini zulmen alırlar. Kimse hesap soramaz. Her biri ayrı bir sultan gibidir. Bizden asker istediler, vermedik, bizi Sultanlarına şikayet ettiler.
 
Sultanımızın devletlü başı için, bizi Memluklüler elinde esir bırakma. Güvenilir bir vezirini bize gönder. Gizli gelsin, bizim başımıza geçsin ve bizi kurtarsın.
 
Halep Kadısı
Şemseddin Cemaleddin"

Mazide İslamın iki bahadır kahramanı Araplar ve Türkler, elele vererek, Kur‘an'ın sadasınıaktar-ı alemde en yüksek gür sadalarıyla herkese duyurmaya çalışmışlardır. "İnşaallah yine, Araplar, ümitsizliği bırakıp, İslamiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakiki bir tesanüd ve ittifak ile elele verip, Kur‘an'ın bayrağını dünyanın her tarafında ilan edeceklerdir" .
 
Halep İleri Gelenlerinin Yavuz'a Gönderdikleri Mektup
Kaynak : Risale Ajans