Fatih Sultan Mehmet'e Hristiyan Diyen Cahil Ateiste Cevaptır
A- A A+

Fatih Sultan Mehmet'e Hristiyan Diyen Cahil Ateiste Cevaptır

Rotterdam İslam Üniversitesi rektörü, Osmanlı Araştırmaları Vakfı mütevelli heyeti başkanı İslam Hukuku Profesörü Prof.Dr.Ahmet Akgündüz, Ateist olduğunu her ortamda dile getiren jeolog Prof.Dr. Celal Şengör'ün cahilane sözlerine ilmi cevaplar verdi.İşte Akgündüz'ün o yazısı..

ÜNVANLI CAHİLLERDEN BİRİ FATİH'E HRİSTİYAN DEMİŞ: BUYURUN DOĞRUYU ÖĞRENELİM VE İKİ SORUYU CEVAPLANDIRALIM:
 
Fatih Sultan Mehmed’in Hıristiyanlığa meylettiği ve Papa ile mektuplaştığı söylenmektedir.
Bu iddialar doğru mudur?
 
Böyle bir iddianın gülünç olduğu ortadadır. Ancak bazı tarihden ve bilimden habersiz kimseler, kasden bu iddiaları ellerindeki medya imkanları ile kamuoyuna yaydıkları için, mutlaka cevaplandırılması gerekir.
 
Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olan, her zaman İslam’ın hükümlerini uygulamak için emirler veren ve en önemlisi de Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’a söylediği gibi i’lay-ı kelimetullahı yani La ilahe illallah davasını yaymak için didinen bir devlet adamına, bu tarz bir isnadda bulunmak gerçekten üzücüdür ve tamamen delilden mahrum bir kuru iddiadır.

Bu esassız iddiaların dayandığı çürük deliller ve cevapları kısaca şunlardır:
 
1) Fatih’in annesinin Mara Despina olduğunu ileri sürerek, annesi tarafından Hıristiyanlığa meylettirilmiş olabileceğine dair iddiadır. Bunun ne kadar esassız ve yalan olduğunu, ayrı bir sorunun cevabında açıkladık.
 
2) İkinci iddia, Fatih Sultan Mehmed’in tamamen divan şiirinin kuralları içinde kalarak yazdığı bir şiirdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Fatih, Avni mahlasıyla gazeller ve kasideler yazan ve hatta bir divanı bulunan büyük bir divan şairidir.

Fatih’in aşk şiirleri, genç ve güzel bir padişahın her emrine amade kolay sevgiler için değil, sevgileri gönüllerde sıcak ürperişler uyandıran manevi güzeller için söylenmiştir. Bu şiirlerde şahane bir tevazu’, aşkı ve sevgiliyi her saltanatın üstünde tutan bir incelik vardır. Fatih’in şiirlerinde tasavvufi aşklar da yer almaktadır.
 
Divan şiirinde bazan kafir, aşıkına yaptığı zulümlerden dolayı sevgiliye de denilir. Bu manada kullanıldığı şiirlerde, sevgilinin saçına zünnar ve zülfüne de çelipa yani haç denilir.

Kafir, İsevi veya benzeri kelimeler, sevgili için kullanıldığında, kelimenin takdir edici ve övücü anlamı ile tevriye sanatı yapılır. Divan şairleri, sevgilinin dudağını can veren havasıyla İsa’ya benzetirler ve sevgiliden gelen saba yeline de diriltici özelliği se-bebiyle İsa adı verirler.

Bütün bunlar, divan şiirinde yerleşmiş olan mazmunlardır. Bunları kullanan ve sevgili hayaliyle İsayı öven bir divan şairine Hıristiyan suçlamasını yapmak, olsa olsa divan şiirini bilmeyen cahillere mahsustur.

İşte bu kurallar çerçevesinde, Fatih bir şiirini şöyle kaleme almıştır:
 
Bağlamaz Firdevs’e gönlüni Galata’yı gören
Servi anmaz anda ol serv-i dil-arayı gören.
Bir Firengi şivelü İsa’yı gördüm anda kim
Lebleri dirisidür der idi İsa’yı gören
.......................................................
Bir Firengi kafir olduğun bilürdi Avniya
Belün ü boynunda zünnar ü çelipayı gören.
 
Sevgiliyi aşıkına yaptığı eziyetlerden dolayı divan şiirindeki ifadeleriyle kafire benzeten Fatih, şöyle demektedir: 

Galata’yı gören gönlünü Firdevs denilen cennete bile bağlamaz.
O selvi boylu sevgiliyi gören artık başka bir selvinin adını anmaz.
Orada İsa gibi insana hayat veren, ama Firengi şiveli olan bir sevgili gördüm.
Dudaklarının insana verdiği canlılık ve dirilik İsa’nınkine benzemektedir.
Avni, senin aşıkına zulmeden bir sevgili (Kafir) olduğunu bilirdi.
Belindeki saçların ve boynundaki zülfünü gören bunu red edemezdi.
 
3) Bu iddiayı isbat için getirilen bir çürük delil de, Fatih Sultan Mehmed’in tamamen İslam Hukukunun kurallarına uyarak, hem İstanbul’da yeni tayin ettiği Patrik’e ve hem de bütün Hıristiyan ve Yahudiler gibi azınlıklara tanıdığı hak ve hürriyetlerdir, gösterdiği anlayış ve müsamahadır. İslam Hukukunun emirleri, böyle davranmasını gerektirmektedir.

Maalesef, bazı Bizans tarihçileri ve bu arada Hammer, tayin edilen Patrik’in bu konuda propaganda yapmış olabileceğini ifade etmektedirler. Halbuki propaganda ayrıdır, kabul etmek tamamen ayrıdır.

Hatta Roma’daki Katolik Papa’nın Fatih’e yazdığı mektuptan da bahsedilmektedir. Bu mektup yazılmış olabilir; ancak gönderilmemiştir. Gönderilse bile, böyle bir etki söz konusu değildir.

Bizans cephesi, her zaman, Cem olayında olduğu gibi, Osmanlı Hanedan üyelerini her açıdan kendilerine çekmek ve kandırmak istemişlerdir. Ancak hiç bir ferdini ve hatta kendilerinden Hanedana gelin gelen kızlarını dahi alda-tamamışlardır.
 
Önemle ifade edelim ki, Trabzon Rum İmparatorluğunun da Fatih eliyle yıkıldığını gören ve silahla karşı duramayan Avrupa ve onun ruhani reisi olan Papa II. Pierre ne yapacağını şaşırmış ve belki Hıristiyanlığa meylettiririm ümidiyle Fatih’e bir mektup yazmıştır.

Mektubunda “Hıristiyan olmakla bütün Avrupa senin olacak; Seni Yunanlıların ve Doğu’nun İmparatoru yapacağız” şeklinde teklif ve tahriklerde de bulunmuştur.

Batılı kaynaklar bile (Başta Clot olmak üzere), o tarihlerde Türklere yazılan mektup-ların bir moda haline geldiğini; Papa’nın mektubunun da edebi bir çalışma veya Hıristiyan-lığı tehdit eden bir felaketi uzaklaştırma dışında bir gaye taşımadığını açıkça ifade etmek-tedirler. Hatta Osmanlıların ağzından ve tabii ki, Fatih’in ağzından cevaplar bile yazılmış olabileceğini ilave etmektedirler. Papa’nın mektubunun Fatih’e ulaştığının ve hatta gönde-rildiğinin dahi şüpheli olduğunu, ancak ajanları vasıtasıyla Fatih’in bu tür mektuplardan haberdar olmuş olabileceğini delilleriyle anlatmaktadırlar.

Mesela Jaspart’ın “Büyük Türk tarafından Aziz Peder Papa’ya gönderilen mektuplar” adlı kitabının bu çeşit hayali eserle-re örnek olarak verilebileceğini kaydetmektedirler. Böylesine büyük bir devlet adamına, Papa’nın böyle bir teklifde bulunması normaldir; ancak Fatih’e bu mektubun gelip gelmediği belli olmadığı gibi, Fatih’in İslamiyetle alakalı yaptıkları ve kendisinin büyük bir İslam alimi olduğu ise gün gibi ortadadır. Böyle bir hadiseye dayanarak, Fatih’e Hıristiyanlık ithamını yapmak, tarihi bilmemek olur.
 
Fatih hak ve hürriyetler verdiği fermanda dahi, bu iddiaları ileri sürenleri tokatlarcasına, aynen şöyle demektedir:

“Ben Ulu Padişah ve ulu şehinşah Sultan Muhammed Han bin Sultan Murad'ım. Yemin ede-rim ki, yeri göğü yaradan Perverdiğar hakkı içün ve Hazret-i Resulün -Aleyh'is Salatü Ve's-Selam- pak, münevver, mutahhar ruhu içün ve yedi Mushaf hakkı içün ve yüz yirmi dörtbin peygamberler hakkı içün, dedem ruhiçün ve babam ruhiçün, benim başım içün ve oğlanların başiçün, kılıç hakkiçün, şimdiki halde Galata'nın halkı ve merdüm-zadeleri atebe-i ulyama dostluk içün Papaları Pravizin ve Markizoh Frenku ve tercümanları Nikoroz Baluğu ile Kala-i mezurenin miftahın gönderüb bana kul olmağa itaat ve inkıyad göstermişler. Ben dahi; Kabul eyledim ki, kendülerin ayinleri ve erkanları ne vechile cari ola-gelirse, yine ol üslub üzere adetlerin ve erkanların yerine getüreler. Ben dahi üzerlerine varub kal'alarını yıkub harab etmeyem”.
 
4) Bazı ilimden mahrum insanların, Çandarlı Halil Paşa’yı, aşırı Hıristiyanlık düşmanı olduğundan idam ettirdiğine dair iddialar ise, tamamen gülünçtür; zira tam tersi sebep-lerle Halil Paşa’nın Hıristiyan alemini küstürmemeye gayret gösterdiği için idam ettirdiği bazı kaynaklarda açıklanmaktadır.
 
5) Fatih Sultan Mehmed, kendisi büyük bir İslam alimi olması ve hem de Ortodoks mezhebi ile Katolik Mezhebi arasındaki dengeyi siyaset açısından istemesi sebebiyle, İstanbul’un fethinden sonra, Hıristiyanlık konusunda uzman olan alimlerden istifade etmesini bilmiştir.

Bunun için yeni tayin ettiği ve Ortodoksları temsil eden Patrik Genna-dios’dan yazılı bilgi istemiş; Patrik de “Hıristiyanlığa Dair” isimli bir Risale ile dini hak-kında bilgiler ihtiva eden bir eser kaleme almış ve bu eser Karaferye Kadısı Molla Ahmed tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Latin Kilisesinin aleyhinde olan Patrikden, Patrik Maksimos ile Patrik Manuel’in Hıristiyanlık ile ilgili ilmi tartışma yapmalarını da istediği, bazı batılı kaynaklarda kaydedilmektedir.

Ayrıca Hıristiyanlığın ikinci merkezi sayılan İs-tanbul’u fetheden bir devlet adamının Hıristiyanlığa dair nadide şeyleri toplaması ve hatta bu konuda bir koleksiyon oluşturması çok normal bir şeydir. Hele bu devlet adamı Fatih gibi alim ve Hz. İsa ile Hz. Meryem’e inanan bir Müslüman ise, böyle şeyleri farklı nokta-lara çekmek, Fatih’i ve İslamiyeti bilmemek demek olur.
 
Fatih’in niyetini kendi dilinden öğrenmek daha doğru olsa gerektir:
 
İmtisal-i ‘Cahidu fillah’ olubdur niyyetüm
Din-i İslamın mücerred gayretidür gayretüm
Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i Ricalullah ile
Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm
Enbiya vü evliyaya istinadım var benüm
Lütf-i Hak’dandur heman ümmid-i feth ü nusretüm
Nefs ü mal ile n’ola kılsam cihanda ictihad
Hamdü li’llah var gazaya sad-hezaran rağbetüm
Ey Muhammed mu’cizat-ı Ahmed-i Muhtar ile
Umarım galib ola a’day-ı dine devletüm . 
Kaynak : Risale Ajans