Risale Ajans
A- A A+

Dini Açıdan Nişan ve Nikah Nasıl Olmalı?

Evlilik, sosyal ve içtimai bir olay olduğu kadar aynı zamanda dini yönleri de bulunan bir kavram. Dinimiz hem evlilik öncesi hem nikah hem de evlilik sonrası için bazı hükümler getirmiştir. Bu hükümlere riayet edildiği oranda evlilik müessesi sağlam temellere oturtulacaktır.

İki kişinin evlenmek niyetiyle söz kesmesinin, yüzük takmasının İslam hukukundaki adı “hıt­be”­dir; dilimizdeki ifadesiyle nişan. Nişanın hikmeti ise, evlenmek isteyen tarafların birbirlerini yakından tanıma imkanını temin eder. Nişanlılar ve aileler bu vesileyle birbirlerini ahlak, alışkanlık ve eğilim itibariyle tanımaya çalışırlar. Bu tanıma ve görüşme İslami çerçeve ve sünnet ölçü­sünde devam eder.
 
Taraflar geçinebilecekleri, evliliği yürütebilecekleri hususunda belli bir kanaate varırlar; mutluluk, güven ve huzur içinde hayatlarını sür­­dürebileceklerine ina­nırlarsa, artık karara varırlar ve gerekli hazırlık­lara girişirler.
 
Burada unutulmaması gereken en önemli nokta nişanın, söz kesmenin, yüzük takmanın bir nikah olmadığıdır. Yani nişan, evlilik değil sadece bir evlilik vaadidir.
 
Nikah kıyılma­dıkça nişanlılar dinen birbirlerine yabancıdır. Ken­di­sinden emin olmak kaydıyla erkek nişanlısının sadece el ve yü­züne bakabilir; tokalaşma, elini tutma gibi hal­lerden uzak durur. Yan­larında üçüncü bir şahıs olma­dan başbaşa kalamazlar, gezip toza­mazlar.
 
Burada önemli bulduğumuz için bir nakle yer ver­mek istiyorum:
 
Evlilikten önce flört, yani birlikte gezip dolaşmak ve halka açık çeşitli yerlere gitmek şer’an yasaktır. Üs­telik böyle bir beraberlikten beklenen fayda da hasıl olmaz. Çünkü nişanlılar o dönemde birbirlerine gerçek yüzlerini göstermezler. Halk arasında, ‘Her nişanlı ya­lan söyler’ tabiri vardır.
 
Erkek bazı hususlarda aceleci davranabilir. Zira insan bazen arzularına yenilir ve bir kadınla başbaşa kaldığında, nefsine karşı koyması güç olabilir. Bunun zararı da en fazla kıza dokunur. Zira böyle bir beraberliğin ardından nişan bozuldu­ğunda şerefi ve saygınlığı lekelenmiş olur.” (Vahbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, 9:24.)
 
Nişanlılık döneminde nelere dikkat edilmelidir?
 
Evlenecek taraflar görüşüp konuştuktan ve anlaştıktan sonra aralarında bir nişan merasimi düzenlenir. Nişan bir çeşit sözleşme sayıldığı için, talip olunan kızı artık bir başkası gelip isteyemez.
 
Nişanlanma memleketimizde yaygın bir adet olduğu gibi, İs­lam­’da da yeri olan bir husustur. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.), Hz. Aişe ile üç sene kadar nişanlı kaldıktan sonra evlenmişlerdir. Böylece, nişan aynı zamanda bir sünnet sayılmaktadır. (Müslim, Nikah: 69.)
 
Nişan merasiminden sonra, aileler arasında akrabalık bağı kurmanın ilk teşebbüslerine başlanır. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerine hediye gönderirler ve artık yavaş yavaş düğün hazırlığına başlarlar.
 
Evlenecek kimselerin nişanlılıkları da bir yüzükle belli edilir. Erkeğin altın ve diğer madenlerden yapılmış yüzük kullanması uygun olmadığı için, ancak gümüş yüzük takabilir.
 
Nişan, sadece bir evlenme vaadi ve nikahın başlangıcıdır. Böyle bir vaatten dönmek İslami edebe aykırı olduğu için, ölüm ve son­ra­dan ortaya çıkan bir hastalık gibi, haklı bir sebep yokken, ahdi boz­mak doğru olmaz.
 
Fakat sadece nişanlanmakla nikah hükümleri gerekmediğinden, iki taraftan hiçbirisi, İslam hukuku açısından sözünü yerine getirmek zo­runda değildir. Çünkü nişanda, nikahta bulunan icap ve kabul yok­tur. Yani evlenecek eşler iki şahit huzurunda sözlü olarak nikah ak­dini yapmış değillerdir.
 
Nişanlanmanın her iki taraf için sağladığı en mühim fayda, evliliğin sağlam esaslar üzerine kurulması için başvurulan bir ihtiyat tedbiri olmasıdır. Çünkü, birtakım haklı sebeplerle nişanın bozulması, ileride meydana gelmesi muhtemel ve mümkün olan boşanma hadisesinden daha hafif düşmektedir.
 
Her ne kadar “dünürlük” devresinde her hususun enine boyuna ko­­nuşulması gerekse de, nişanlıların mutlu bir yuva kuramayacakları hu­susunda ciddi belirtiler çıkarsa, nişan sözleşmesine nihayet verilebi­lir.
 
Nişanlılık devresinde, zaman zaman ihmal edilen ve dikkat edilme­yen husus, tarafların birbirlerini evliymiş gibi zannedip aradaki mah­remiyet sınırını ihlal etmeleridir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, evlenecek kimseler birbirlerini ancak istemeye gittikleri zaman görebilirler. Bunun dışında, bir nikah akdi yapılmadığı müddetçe, nişanlıların yalnız olarak görüşmeleri, konuşmaları, beraber gezmeleri uygun olmaz. Çünkü birbirlerine karşı bir yabancıdan farksızdırlar. Görüşme zarureti hasıl olsa, yanlarında kadının bir mahremi bulunmalıdır. Bu hususta Peygamberimizin (a.s.m.) ikazı açıktır: “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın. Çünkü bu takdirde üçüncüleri şeytandır.” (Müsned, 3:39.)
 
Nişanı, bir evlilikmiş gibi görerek nişanlılar arasındaki mahremiyet sınırına dikkat edilmemesi sonunda, toplumda pek çok üzücü ve aileleri sıkıntıya sokacak durumlar görülmekte ve duyulmaktadır.
 
Bu hususta titizlik gösterilmemesi sonunda tarafları pişmanlığa düşüren bazı hataların çıkma ihtimali gözardı edilmemelidir. Evlilik akdi yapılıncaya kadar her iki taraf da meşruiyet sınırını aşmamaya özen göstermelidirler.
 
Nişanlılar, nikahları akdedilene kadar yalnız başlarına görüşüp konuşamayacakları gibi, tokalaşmaktan da kaçınmalıdırlar. Düğün merasimi esnasında dahi henüz nikahları kıyılmadıkça, mahremiyet sınırına dikkat etmeleri gerekir. Ancak nikahları akdedildikten sonra birbirlerine helal olurlar.
 
Bazı bölgelerimizde nişan merasimi esnasında dini nikah kıyılmakta; böylece tarafların birbirleriyle rahat bir şekilde görüşmeleri için sakınca ortadan kalkmaktadır. İslam hukuku açısından eşler, karı koca olmaktadırlar; fakat resmi nikahları daha sonraya bırakıldığından, evlilik muamelesi resmen gerçekleşmemektedir.
 
Bununla beraber, iki şahit huzurunda icap ve kabul esaslarına u­yu­larak kıyılan bir nikah, tarafları birbirine helal kılar. Başbaşa görü­şüp konuşabilirler, tokalaşabilirler, gezebilirler.
 
Her ne kadar taraflar birbirlerine, “Evet” dedikten sonra birbirle­rinin helali olmuşlar, ömür boyu bir ve beraber olmaya karar ver­miş­ler, birtakım riskleri göze almışlar ise de, en kötü ihtimalleri de he­saba katarak, nişanlılık devresinde, ölçülü olmanın sayılamayacak kadar çok faydaları vardır.
 
Özellikle damat adayının, kız tarafının hassasiyetini anlayışla karşılaması gerekir. Bu hassasiyetin bir itimatsızlıktan değil de, haklı bir ihtiyattan kaynaklandığı bilinmelidir. Allah göstermesin, bir nişan bo­zulması sırasında tarafların vicdan azabı çekmemesi ve ikinci evlilik te­şebbüslerinin akamete uğramaması için böylesine bir ihtiyata ihtiyaç vardır.
 
Bu vesileyle şu hususa da açıklık getirelim:
 
Nikahlı olduğu halde nişanı bozulan kadının başka bir erkekle evlenmesi dinen caiz değildir. Başkasıyla yaptığı nikah sahih olmaz. Kadının nikahının sahih olması için önceki nişanlısının (kocasının) ka­dını boşaması gerekir. Boşadığı takdirde, kadın başka bir erkekle ev­lenebilir. İddet beklemesine gerek kalmaz.
 
Aksi takdirde, eski nişanlısı boşamadan kız bir başkasıyla evle­ne­mez. Bu hususta karı-koca olup olmaları şart değildir; yani cinsel temasta bulunmasalar da taraflar dinen karı-kocadırlar. Yapılmış olan nikah tarafları nikahlı gösterir. Kız boşanmadan bir başkasıyla evlendiği takdirde nikahı batıl olduğundan bu evlilik sayıl­maz.
 
Erkeğin durumu ise farklıdır. Erkek nikahlı olduğu halde başka bir kadınla evlenebilir. (Nisa Suresi, 3.)
 
Nikah nedir, nasıl kıyılır, nelere dikkat edilir?
 
Nikah kavramını Türkçe’de “evlenme” olarak karşılıyoruz. Nikah kar­şılıklı bir sözleşmeyi, antlaşmayı getirdiği için bu yönüyle bir çe­şit muamele sayılır. Mahiyeti ve fonksiyonu itibariyle de bir ibadet hü­viyeti içinde değerlendirilir.
 
Gerek ayet-i kerimelerde, gerekse pek çok hadis-i şerifte nikaha ya­pılan teşvik, bunun, Müslüman’ın yaşayışında ve İslam hukukun­da çok önemli bir yerinin bulunduğunu gösterir. Nikah bu yönüy­le dinidir, İslami bir kurumdur. Zaten İslam dışı toplumların nikaha karşı olmaları, onun dini bir mahiyet taşımış olmasından ileri gelir.
 
Din, insandan beş şey ister:

1. Aklı muhafaza
2. Dini muhafaza
3. Canı muhafaza
4. Nesli muhafaza
5. Malı muhafaza
 
Aklın, dinin, canın, malın ve neslin muhafazası birbirine bağlı, hep­si de insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır.
 
İşte İslam, nikahı kurumsallaştırarak neslin muhafazasını hedef alır. Bunun için pek çok kural, yaptırım ve prensipler getirir, evlene­cek eş­leri birbirine bağlayacak esaslar koyar.
 
Nikah ciddiye alınması, üzerinde titizlikle durulması gereken bir meseledir. Üç meselede şaka olmayacağını bildiren Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), bunları, “Evlenme, boşanma ve köle azadı” olarak ifade ederken, bunlarda gösterilmesi gereken ciddiyeti belirtir.
 
Nikah bir akit olması dolayısıyla bazı şartları vardır. Bu şartlardan birisi yerine getirilmezse nikah sahih olmaz. İslam hukukuna göre bu şartlar şunlardır:
 
1. Tarafların hazır bulunması: Kız ile erkeğin veya onlara vekalet edecek vekillerin mevcut olması.
 
2. İrade beyanı: Bu icap ve kabulle gerçekleşir. Yani iki tarafın “Ka­bul ettim” lafzını söylemesi veya nikahı kıyan kimsenin “Falan a­da­mı veya falan hanımı eş olarak kabul ettin mi?” sorusuna, onların “Evet” veya “Kabul ettim” demesi.
 
3. Şahitlerin hazır bulunması: Bu şahitler ergenlik çağına ermiş, aklı başında iki erkek veya bir erkek ile iki kadın olmalıdır. Şahitlerin mutlaka yabancıdan olması gerekmez. Bunlar, kardeş, amca, dayı gibi yakın akrabalardan olabileceği gibi, bizzat nikahı kıyan kimse de olabilir. Bunlar bir şahit yerine geçebilir. Bunun için nikah kıyan kimseden başka bir kişi daha olsa yeterlidir.
 
4. Nikahı ilan: Nikah akdi tamamlandıktan sonra gizli tutulmayıp çevreye duyurulması, ilan edilmesi gerekir. Bu hususta Peygamberimizin (a.s.m.) teşvikleri de bulunmaktadır.
 
5. Kızın velisinin izninin alınması: Hanefi mezhebinden farklı olarak, diğer üç mezhebe göre nikahın sahih olabilmesi için kızın velisinin izninin alınması lazımdır. Bu, nikahın şartlarından birisidir.
 
Bu şartlar gerçekleştiği zaman, nikah kıyacak bir kimse bulunmasa da eşler iki şahit huzurunda, irade beyanıyla icap-kabul akitlerini yapabilirler. Ancak akdin resmileşmesi ve ileride çocuklar arasında miras meselesinde bir anlaşmazlık çıkmaması için resmi nikahın yapılması da gerekir.

Mehmet Paksu
Tarih : 29.06.2013 Kaynak : Moral Dünyası
YORUM YAZIN Küfür, hakaret, kişi veya kurumları rencide edici yorumlar onaylanmamaktadır.
KALAN:
Toplam 0 yorum
  • Kısıtlanan Özgürlükler ve BİZLER
  • Nisan Yağmuru
  • İyi ki Telefonu Açmadın!
  • Zalimler İçin Yaşasın Cehennem
  • Müslümanların Putu
  • Hacı Dede
  • Amazonlardan Pasifike Sırlı Bir Yolculuğum
  • Oy İçin Mes'ul Olma! Müsterih Ol
  • Çanakkale Mirası
  • Mehmed'e Mektub
  • Asıl Nedir? Tahrip Nedir?
  • Dikkat Dikkat
  • Kendi Kalbine Ameliyat Yapan Adam
  • Sosyal Hayatımız Nasıl Düzelecek?
  • İman ve Muhabbet Fedailerinin Gündemle ilgili Rotası
  • Namaz Kılmaman Senin Huzura Kabul Edilmemendir
  • Dosdoğru Ol
  • Bu Zamanda Cihad ve İnternet
  • Böyle dua mı olur?
  • Dindar Bir Gençlik Geliyor!

tişört