Derdinin Kalitesi İnsanın Kalitesini Belirler
A- A A+

Derdinin Kalitesi İnsanın Kalitesini Belirler

Hangimizin derdi yada sıkıntısı yok ki? Hayatımız boyunca hep bir sonra ki aşamada sıkıntılarımızın biteceği ümidi ile yaşıyoruz. İlk okul bitsin liseye geçeyim de büyüdüğümü görsün artık insanlar, sonra lisede üniversite sınavı koşuşturmacası başlar, dersana okul derken bir üniversite kazanılır yada bir işe başlanır.

Üniversite bitsinde artık para kazanmaya başlayalım diye düşünmeye başlarız. Okul biter, çalışmaya başlarız. Tam herşey yoluna girdi derken askerlik, evlilik, çoluk-çocuk, çocukların hastalığı okula başlamaları, evlenmeleri derken, yaş kemale gelmiştir artık. Geri dönüp bakınca "nede çabuk geçti" der insan. Evet Azrail (a.s)'ı sıkça hatırlama başlarız artık. Ölüm daha çok aklımıza gelmeye başlar derken. Ve Hz. Azrail vazifesini ifa eder.

Evet dertsiz insan yoktur. İllaki her insanın bir derdi vardır. İnsanları bu nokta da birbirlerinden ayıran "dertlerinin kalitesidir". Bazı insanlar sırf kendileri için yaşarken, diğerleride efendimizin yolundan giderek "ümmeti, ümmeti" demeyi, hayatlarının en büyük gayesi olarak bilirler. Zahirde her ikiside dert olarak görünsede "derdinin kalitesi, insanın kalitesini belirler".   

Aklı başında olan hiç bir insan yok ki derdi yada sıkıntısı olmasın dedik. Peki bu dert ve sıkıntılara karşı müslümanın tavrı nasıl olmalıdır? Nasıl bir duruş sergilemesi gerekir? Sorularının cevapları biz müslümanları yakından ilgilendirmektedir.

Kur'anı-ı Hakim de peygamber hayatlarından bazı kıssalar anlatılmaktadır. Bu kıssalar hikaye gibi okunsun diye yazılmış olamayacağına göre (çünkü Hakim olan Allah(c.c) abesle iştigal etmez), bizlerin bu kıssalardan bir hisse yani ders almaları gerekmektedir.

Konumuzla ilgili olan sıkıntı ve dertlere karşı müslüman bir insanın tavrı nasıl olmalı? Sorusunun cevabını; Kur'an-ı Hakimi asrın insanının anlayışına göre izah eden Bediüzzaman Said Nursi Lem'alar adlı eserinde Yunus (a.s)'ın kıssasını şu şekilde izah ediyor:

"Hazret-i Yunus İbn-i Metta Ala Nebiyyina ve Aleyhissalatü Vesselam'ın münacatı, en azim bir münacattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır. Hazret-i Yunus Aleyhisselam'ın kıssa-i meşhuresinin hülasası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyetteلاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ münacatı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur.

Şu münacatın sırr-ı azimi şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zat lazım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde "gece, deniz ve hut" ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zat onu sahil-i selamete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkarı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı."   

Bu noktaya kadar Yunus (a.s) ve bizlerin ortak noktası bir sıkıntıya maruz kalınması. Ancak Yunus(a.s)' ın bu durumda ki olaya bakış açısı ve tavrı ne oluyor ki bize örnek oluyor?

"Demek esbabın(sebeplerin) tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan(bütün sebeplerin sahibi olan) başka bir melce' olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir." 

Evet şifayı ilaçtan, rızkı patrondan, elmayı ağaçtan sanan bizlerin alması gereken ders şu ki; bütün bu olan işler, sorunlarımızın yada dertlerimizin çözümlenmesinde ortaya çıkan insanlar yada durumlar hepsi sebeptirler. Tüm bu işlerin arkasında Halık-ı Zülcelalin Kudret Elini görmek bizden istenen tavır. Yok sebeplerin yaptığına inanırsak Allah'a(c.c) ya şirk koşmuş oluruz!

Zamanın Bedii, imanımıza zarar verebilecek, kötü alışkanlığımız olan sebeplerden bilme hastalığımızı tesbit ettikten sonra,  "ne güzel deme, ne güzel yaratılmış de" nasihatı ile konuyu gayet veciz bir şekilde ifade etmiştir. Mesela bir çocuk görürüz, dünyalar tatlısıdır, o kadar çok severiz ki gülmesi bakışları hep insnaın hissiyatlarını okşar.

Eğer çocuğun o tatlılığı güzelliğini perde olarak görmezsek o sevgi fani ve geçici bir sevgi olur. Ancak "bu kadar güzel ve tatlı bir çocuğu yaratan gerçek Cemal sahibi olan Allah (c.c) acaba ne kadar güzeldir" düşüncesi ise; Allah'a(c.c) olan muhabbetimiz artmasına vesile olacaktır.

Evet asıl gayemiz olan "Allah'ı bilmek" perspektifinde olaylara bakabilmemiz insanlığımızın gereğidir. Başımıza bir iş geldiğinde acaba bu işin sonunda Allah'ın(c.c) hangi isminin tecellisini göreceğim? sorusu inşallah biz müslümanları teyakkuz halinde tutmamıza vesile olacaktır.

Rabbim tıpkı Yunus(a.s) gibi başımıza gelen sıkıntılara karşı "Ya Rabbi senden başka İlah yoktur, seni bütün kusurlardan münezzeh biliriz. Biz nefsimize zulm edenlerden olduk" diyebilmeyi bizlere nasip etsin inşallah.
Kaynak : Risale Ajans