Şerif Hüseyin Paşa’nın Çıkardığı Arab İhtilali Nedir?
A- A A+

Şerif Hüseyin Paşa’nın Çıkardığı Arab İhtilali Nedir?

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'den ABD'nin Köpeklerine Osmanlı Tarihi Dersi.
 
Şerif Hüseyin Paşa’nın çıkardığı Arab İhtilali nedir?
Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası neden dillere destan olmuştur?
 
Osmanlı Devleti, Yavuz zamanında Osmanlı topraklarına katılan Mekke’nin idaresini, Hz. Peygamber zamanından beri devam eden adet üzere, şerif denilen valilere tevcih ediyordu. Mekke ve Medine ile çevresi ahalisini, her yıl gönderdiği Surre Alayları ile de maddi açıdan ihya ediyordu.

İngiliz ve Fransızların Arapları devlet aleyhine kışkırtmalarını hesaba katan ve sadakatinden şüphelenen II. Abdülhamid, Şerif Hüseyin Paşa’yı ve oğullarını İstanbul’da ikamet ettirmiş; Hicaz’a girmelerini yasaklamıştı. İttihadcılar iş başına gelince, menkub yani hakları yenilen insanlar olarak değerlendirdikleri Hüseyin Paşa’yı Mekke Şerifi yaptılar.
 
Fırsatı değerlendiren İngiltere ve Şerif Hüseyin, I. Cihan Harbi sonrası Arab Meliki olmak hevesiyle İngiltere ile anlaştı (Ocak 1916) ve hatta daha da ileri giderek Haziran 1916’da Osmanlı Devleti’nden ayrıldığını ilan etti. İsyan eden Müslüman Arap halkı değildi; belki İngilizler tarafından kışkırtılan ve hırsı uğruna İslam kardeşliğini bozan Şerif Hüseyin Paşa idi.

Ancak Şerif Hüseyin’in Birinci İsyan Beyannamesi incelenirse, isyanının görü-nürdeki sebebi olarak, İttihadcıların hilafete olan hürmetsizliklerini ve şer’-i şerife aykırı işler yapmalarını gösterdiği hemen anlaşılır.

Nitekim, İttihadcılara, içki içen bakanları tayin ettiren İngiliz ve Fransızlar, aynı gerekçeyi kullanarak, bir taraftan Arap İsyanını ve bir taraftan da Kürt İsyanını çıkartmışlardır. Arap ve Kürt kardeşlerimiz ise, oyuna gelmişlerdir.
 
Mekke ve Cidde bölgelerini, Osmanlı Hicaz Valisini kolayca bertaraf eden Şerif Hü-seyin’in kuvvetleri, Medine’deki IV. Orduya bağlı Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa komuta-sındaki kolordu karşısında dayanamadı. İngilizler, harp sırasında bile onu sadece Hicaz Meliki olarak kabul etti. BIS yani İngiliz Gizli Servisinden Albay Lawrence, Bedevi Arap-ları Osmanlı Devleti aleyhine savaşmaları ve IV. Ordunun direncini kırmaları için elinden geleni yaptı.

Sonunda Arapların desteğini alan İngilizler, bir daha çıkmamak ve sonra da İsrail’e teslim etmek üzere Aralık 1916’da Gazze’ye girdi. Hüseyin Paşa kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu arkadan vurması neticesinde, İslam birliği parça parça oldu. Artık ikisi de Müslüman olan Arablar ve Türkler, karşı cephelerde çatışan iki düşman millet haline gelmişlerdi.
 
İngiliz-Fransız-Arap kuvvetleri, Ekim 1918’de Şam’ı Osmanlı Devleti’nden geri aldı-lar. Bundan daha kötü olanı ise, Melik Hüseyin’in oğlu ve Osmanlı Meclisinin Cidde Millet-vekili olan Faysal, bazı Türk birliklerini Şam’ın kuzeyinde kuşattı. Aç ve çıplak olan Osmanlı askerlerinin çoğu şehid edildi.

Bu baskılara dayanamayan Fahreddin Paşa ise, Ravza-i Mutahhara’yı şerefle savunmasına rağmen, Ocak 1919’da teslim olmak mecburiyetinde kaldı. Bunu Yemen ve Asir’deki Osmanlı birliklerinin teslim olması takip etti. 24 Nisan 1923 tarihli Lozan Andlaşmasına göre, artık Arap topraklarında Osmanlı hakimiyeti yoktu.
 
İşte bir asra yakındır Müslüman Araplarla Müslüman Türkler arasında karşılıklı nefrete sebep olan hıyanetler bunlardır. Kaderin adaleti olarak, Necid’deki Emir Abdülaziz bin Su’ud 1916’ya kadar Osmanlı’ya olan sadakatini devam ettirdi. Bu tarihte İngilizlerle bir andlaşma yaptı. Osmanlı Devleti buralardan çekilince de önce Necid Meliki oldu, sonra Hicaz’ı Şerif Hüseyin’den alarak Suudi Arabistan’ı kurdu. Osmanlı Devleti’ne hıyanet eden Şerif Hüseyin ve oğulları emellerine kavuşamadılar.

NEDEN OSMANLI DÜŞMANLIĞI YAPIYORLAR VE KİMLER YAPIYOR?
 
Günümüzde, Osmanlı Devleti’ne cephe alan belli mihraklar ve karanlık güçler, üç kol halinde, en uzun ömürlü İslam Devleti olan Osmanlı Devleti’ne hücum etmektedirler:
 
Birinci kol, İslam'a düşmanlıklarını açıktan ortaya koyamayan ve bunu Osmanlı düşmanlığı adı altında yürüten din ve tarih düşmanlarıdır. Bunlar, kusurlarıyla birlikte, İslam’ı hayatın bütün safhalarında yaşayan ve yaşatmaya çalışan Osmanlı Devleti’ni tenkid et-mekle, açıktan yapamadıkları İslam düşmanlığını böylece yapmış oluyorlar.
 
İkinci kol ise, altı yüz sene, İslam'ı neşretme hizmetindeki Osmanlı Devleti'ne ayak bağı olmuş, İslam'ı kendi safiyetinden çıkarmaya çalışmış bir devletin fikir propagandalarına kanan ve tarihimizi tam bilmeyen bazı saf Müslümanlardır. ARAP ÜLKELERİNDEKİ CAHİLLER DE BU GRUBA GİRMEKTEDİR.
 
Üçüncü kol ise, Osmanlı Devleti’nin bütün Müslümanları kucaklayan ümmet ve Osmanlı Milleti anlayışına karşı çıkan ve yanlış olarak Osmanlı Devleti’ni Türk düşmanı gibi göstermeye çalışan belli bir ekiptir. Özellikle Fatih’in kapıkulu sistemini ve Sokullu gibi başka ırklara mensup Osmanlı devlet adamlarını acımasızca tenkit edenler bu grup içinde yer almaktadırlar.

Her üç kolun da ellerinde koz olarak kullandıkları en önemli mevzulardan biri, Osmanlı padişahlarının ve Osmanlı Devleti'nin, İslam dininin, içki yasağı ile alakalı hükümlerini hiçe saymaları ve aşırı bir içki mübtelası olmaları şeklindeki iddiadır. Harem mevzuu da bu tür iddialarla bezenerek ve süslenerek vatandaşın önüne çıkarılmak istenmektedir. İşte bu Kitapta, zikredilen ekiplerin kasden ortaya attıkları iddialar teker teker aydınlığa kavuşturulacaktır.

Kaynak : Risale Ajans