Eyüp Ekmekçi
Velayet-i kübra feyizlerini ifaza eden Risale-i Nur
Eyüp Ekmekçi
A- A A+
NOT:Prof.Dr.Mahmut Erol Kılıç Bey'in Derin Tarih sayı 54'de bulunan cemaatler üzerine mütalaasına binaen bir arizamız. 
 
SIRR-I VERASET-İ NÜBÜVVET OLAN VELAYET-İ KÜBRA (SAHABE-İ KİRAMIN VELAYETİ)
 
Mealen arz ediyorum İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubat'ından:
Sahabe Resulullah (A.S.M)'ın varisleriydiler. Veraset-i nübüvvet sırrına mazhar ve velayet-i kübra ehliydiler. Bu keyfiyet tabiin ve tebe-i tabiin devrinde de yayılarak bir derece devam etmiştir. Ondan sonra velayet-i suğraya inkılab etmiştir. Bu devre bin sene devam edecektir. Bin seneden sonra ilm-i kelam ulemasından bir Zat gelecek yeniden asla irca edecektir. Yani sırrı veraset-i nübüvvetle velayet-i kübrayı yeniden ihya ve tamim edecektir. Keşke ben o olsam. Belki de o adamım. buyuruyor. 
 
Hazret-i Üstad Bediüzzaman:"Hakikaten İmam-ı Rabbani Hazretleri ahir vaktinde o tarza süluk etmiştir." buyuruyor. 
Ayet-ül Kübra'da:"Eski zamanda, büyük zatlar demişler ki: "Mütekelliminden ve ilm-i kelam ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslamiyeyi delail-i akliye ile kemal-i vuzuh ile ispat edecek." Ben istiyorum ki ben o olsam belki..
 
   o adamım, diye iman ve tevhid bütün kemalat-ı insaniyenin esası, mayesi, nuru, hayatı olduğunu ve تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ  düsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşi tarikatında hafi zikrin ehemmiyeti ise bu çok kıymettar tefekkürün bir nevi olmasıdır, diye talim ederdi."
  {*Haşiye: Zaman ispat etti ki o adam, adam değil, Risale-i Nur'dur. Belki ehl-i keşif, Risale-i Nur'u ehemmiyetsiz olan tercümanı ve naşiri suretinde –keşiflerinde– müşahede etmişler "bir adam" demişler.} 
 
Mehaz veremiyorum fakat böyle meselelerd'e rast gele laf etmek ehl-i aklın karı değildir. Hazret-i Üstad Bediüzzaman'ın velayet cenahında zirveye ulaşmış mutlak vekil hey'etinin başında gelen Merhum Mustafa Sungur Ağabey'den bir nakil: İmam-ı Ali (R.A) mu'cizevari kerametiyle Risalet-ün Nur'u hususan Ayet-ül Kübrayı keşfetmiş. Yazmak irade etmiş. Fakat Peygamber (A.S.M):"Ya Ali onu sen yazmayacaksın senin bir evladın yazacak." buyurmuşlar.
 
Emirdağ Lahikaları'ndan.
Hatta İlm-i Mantık'ta "kaziye-i makbule" tabir ettikleri; yani büyük zatların delilsiz sözlerini kabul etmektir. Mantıkça yakin ve kat'iyyeti ifade etmiyor; belki zann-ı galible kanaat verir. 
 
İlm-i Mantık'ta bürhan-ı yakini, hüsn-ü zanna ve makbul şahıslara bakmıyor, cerhedilmez delile bakar ki:BÜTÜN RİSALE-İ NUR HÜCCETLERİ,BU BÜRHAN-I YAKİNİ KISMINDANDIR.Çünki ehl-i velayetin amel ve ibadet ve süluk ve riyazetle gördüğü hakikatlar ve perdeler arkasında müşahede ettikleri hakaik-i imaniye, aynen onlar gibi,Risale-i Nur ibadet yerinde, İLİM İÇİNDE HAKİKATA BİR YOL AÇMIŞ; süluk ve evrad yerinde,MANTIKİ BÜRHANLARLA,İLMİ HÜCCETLER İÇİNDE HAKİKAT-ÜL-HAKAİKA BİR YOL AÇMIŞ; ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelam içinde ve İlm-i Akide ve Usul-üd Din içinde bir VELAYET-İ KÜBRA yolunu açmış ki; bu asrın hakikat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefi dalaletlere galebe ediyor, meydandadır. 
 
Teşbihte hata olmasın, nasılki Kur'anın gayet kuvvetli ve mantıki hakikatı, sair dinleri felsefe-i tabiiyenin savletinden ve galebesinden kurtarıp onlara bir nokta-i istinad oldu; taklidi ve aklın haricindeki usullerini de bir derece muhafaza etti.  
 
Aynen öyle de: Bu zamanda onun bir mu'cizesi ve nuru olan Risale-i Nur dahi, felsefe-i maddiyeden gelen dehşetli dalalet-i ilmiyeye karşı avam-ı ehl-i imanın taklidi olan imanlarını, o dalalet-i ilmiyenin savletinden kurtarıp, umum ehl-i imana bir nokta-i istinad ve yakın ve uzaklarda olanlara dahi, zabtedilmez bir kal'a hükmüne geçmiştir ki; bu emsalsiz dehşetli dalaletler içinde, yine avam-ı mü'mininin imanını şübhelerden ve İslamiyetini hakikatsızlık vesveselerinden muhafaza ediyor.  
 
Evet her tarafta, hatta Hind ve Çin'de ehl-i iman, bu zamanın çok dehşetli dalaletinin galebesinden; acaba İslamiyet'te bir hakikatsızlık mı var ki, sarsılmış diye şübheye ve vesveseye düştüğü vakit, birden işitir ki; bir risale çıkmış, imanın bütün hakikatlarını kat'i isbat eder, felsefeyi mağlub edip zındıkayı susturuyor, diye anlar. Birden o şübhe ve vesvese zail olup imanı kurtulur ve kuvvet bulur...  
Said Nursi
 
VESSELAMU ALA MENİTTEBEAL HÜDA.
Not:Fevkalade istifadeye medar mütaleayı okuduktan sonra,ilm-i kelamı Kur'an'i hedefine,Veraset-i Nübüvvet'e a'zami mazhariyetle vardıran ve her cihetle eserindeki Kur'an'i hakikat ve kemalatın mazharı olan Hz.Üstad Bediüzzaman'ın, Kur'anın ilmi i'cazını keşfedip ortaya koyarak;19.asır materyalizm afyonu ile beraber,zamanımızın maruz kaldığı (sizin de ifade ettiğiniz) fikri,itikadi bid'-atkar ve gelen nesillere çok zararlı cereyanlardan inayet-Hak'la kurtarıcı ve irşadda,ilim ve fen asrının zemininde,Asr-ı Saadetten sonraki en büyük Kur'an'i irşad çığırı olan Risale-i Nur'un derde deva vechesini,nakıs üslubumla bir derece arzetmek istedim.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları >>